Bebek’in Bebek’i dogdu!

9 yıldan bu yana bebek ürünleri e-ticaret platformunu sahiplenen, bünyesinde 6 mağaza, bebek.com ve Magic Park Bebek Yaşam Merkezi’ni de bulunduran Türkiye’nin en büyük anne-bebek & aile yaşam platformu e-bebek, Ocak 2010′da yayın hayatına başlayacak olan “Bebek” Dergisi’yle bebeklere ilişkin her türlü konuda ebeveynlere yol gösterecek.

e-bebek Mağazaları’nda, gazete bayilerinde ve seçkin süpermarketlerde satışa sunulacak Bebek Dergisi, bebek sağlığı, beslenmesi, bakımı, gelişimi gibi konularda geniş kapsamlı bir içeriğe sahip olacak. Ayrıca, alanlarında uzman köşe yazarları ve okuyucuların yorumlarıyla renklenecek derginin, interaktif yönüyle bebek bekleyen ve bebekli ailelerin başucu rehberi olması hedefleniyor.

Otomobilde seyahat güvenliği, anne sütü, bebeğin zeka gelişimi, uyku gibi konulara geniş kapsamlı yer verecek olan “Bebek” Dergisi, anne - bebek sağlığı ile ilgili en son gelişmeleri konu alan bir bölümle de okuyucularla buluşacak. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Serap Yaltı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Oya Yücel, Psikolog Selcen Akdan, Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Yemişçi gibi alanlarında uzman kişiler köşe yazarı olarak dergide görev alacak. Derginin Genel Yayın Yönetmenliği’ni ise, 9 yıldır haftalık güncellenme prensibiyle ziyaretçilerine doktorlar tarafından onaylanmış binlerce sayfa bilgi sunan bebek.com’un da Genel Yayın Yönetmenliği’ni yapan Hande Yuvakuran yürütecek. Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı anne-bebek sağlığı ve aile yaşam platformu bebek.com’un, e-bebek.com ile birlikte 280.000′den fazla üyesi bulunuyor.

Bebeğiniz, “Kapak Yıldızı” olma şansını yakalıyor!
Bebek, “Evinize Konuk Olduk”, “Sizden gelen doğum hikayeleri”, “Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?” başlıklı bölümlerinin yanı sıra çalışan annelerle röportajlar ve her ay bir okuyucunun köşe yazarı olacağı bölümleri içeren interaktif yönleriyle de ön plana çıkıyor. “Bebeğinizi Kapak Yıldızı Yapıyoruz” duyurusu ile her yıl seçilecek bir bebek de, derginin kapağında yer alma fırsatı yakalıyor.

Maya İletişim ekibinin de destek sağlayacağı Bebek Dergisi’nin ilgi çekici diğer bölümleri arasında, anne-babalara yönelik mekan ve etkinlik önerilerinin yer alacağı “Biz İkimiz” ve ailece gidilebilecek mekanları ve etkinlik duyurularını içeren “Biz Hepimiz” bölümlerinde birbirinden özel seçenekler sunulacak.

e-bebek bünyesinde yer alan Magic Park Zeka Akademisi öğretmenleri tarafından çocuklara yönelik olarak evde hazırlanabilecek etkinlik önerilerinin yer alacağı “Evde Eğleniyoruz” sayfaları ise, evde verimli ve eğlenceli zaman geçirmek isteyen ailelere yol gösterecek.

Bebek Dergisi her ay tüm okuyucularına e-bebek mağazaları ve internet sitesi alışverişlerinde kullanabilecekleri hediye çeki ve indirim kuponu da hediye edecek.

Sohbet, chat, sohpet, netlog, netlok, aygulum

Yapılan araştırmalara göre ikinci çocukların daha isyankar bir tabiata sahip oldukları bildirildi. İlk doğan çocukların ise daha uyumlu oldukları ortaya çıktı.
Child Development dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, genelde ilk doğan çocuk daha uyumlu ve boyun eğen bir mizaca, ikinci çocuk daha bağımsız bir kişiliğe sahip oluyor.
Yeni araştırmanın, “kuşaklar boyunca ebeveynlerin bu yoldaki gözlemlerine” ve doğum sırasının, “çocuğun kişiliğinin oluşumunda önemli bir rolünün bulunduğu düşüncesine” yeni kanıtlar sağladığı belirtildi.
Pennsylvania Devlet Üniversitesi, Hawaii Üniversitesi ve Purdue Üniversitesindeki araştırmacılar, ABD’de 7-19 yaş arası 364 çocuk ve genç ile bunların aileleri arasında yaptıkları araştırmada; çocuk ve ebeveynleriyle görüştüler, çocuklardan okul dışındaki faaliyetleriyle ilgili günlük tutmalarını istediler ve testosteron hormonu testi yaptılar.
Araştırma sonucunda, ikinci çocukların ergenlik dönemlerinde daha maceracı ve bağımsız oldukları, ilk doğanlarda ise bu yönde bir değişim görülmediği, bu çocukların daha muhafazakar oldukları belirlendi.
Devrimciler İkinci Çocuklar Arasından Çıkıyor
Doğum sırasının kişilik üzerindeki etkisi konusundaki ilk ciddi araştırma, 19. yüzyılda, psikiyatrist Alfred Adler tarafından yapılmıştı. Adler, ikincinin gelmesiyle birinci çocuğun “tahtından indirildiğini” öne sürmüştü.
Daha önce yapılan başka bazı araştırmalar da muhafazakar siyasi liderlerin ilk doğanlar, isyancı ve devrimcilerin ise ikinci çocuklar arasından çıkma ihtimallerinin daha fazla olduğunu iddia etmişti.
Kızlarla Vakit Geçirmek Faydalı
Araştırmada ayrıca, kız ve erkek çocukların hayata aynı kişilik özellikleriyle başlamalarına rağmen, erkek çocukların ergenlik yaşlarına geldiklerinde daha soğuk ve daha az hassas hale geldikleri kaydedildi.
Kız ve erkek çocukların kişiliklerindeki değişimin, nasıl vakit geçirdikleriyle de ilintili olduğunun belirlendiği araştırmada, gerek kız, gerekse erkek çocukların kızlarla vakit geçirmelerinin, erkeklerle vakit geçirmelerine oranla daha fazla yarar sağladığının görüldüğü belirtildi. Buna göre, kızlarla arkadaşlık eden erkek ve kız çocukları daha bağımsız ve maceracı bir kişilik geliştiriyor.
Kızlarla daha fazla vakit geçiren kız çocukları daha feminen, erkeklerle daha fazla vakit geçiren erkek çocuklar ise daha erkeksi özellikler geliştiriyor.
Pasific Luhheran Üniversitesi ile Michigan Üniversitesinin 5-18 yaş arasındaki 450 çocukla yaptığı bir başka araştırmada, küçük kızların erkekleri “farklı bir tür” olarak gördüklerini, erkek çocukların da kızları “kedinin köpekten farklı olduğu kadar” kendilerine yabancı saydıkları saptadı.
Bunun, çocukların karşı cinsle oynama isteksizliğine açıklama getirebileceği belirtiliyor.

Boşanıyorsunuz,Peki Ya Çocuğunuz?

Boşanmaya karar verdiğinizde, elbette ki bu olaydan en fazla etkilenecek kişi çocuğunuzdur. Boşanma ve sonrasında yaşananlar çocuğun gelişimini etkileyecek bir sürecin başlamasına da neden olur. Ebeveynlerin bu sürece nasıl hazırlandıkları ve boşanma sonrasındaki durumları çocukların gelişimlerini olumlu ya da olumsuz etkiler. Sorumluluk sahibi yetişkinler olarak boşanma sürecinde çocuklarımızın ihtiyaçlarına, aramızdaki güven bağının korunmasına özen göstermemiz gerekir. Uzamış veya ayrılık kararı almakta zorlanılmış süreçlerin çocukları olumsuz etkilediği kesindir.
VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Pedagog Güzide Soyak’ın verdiği bilgilere göre, boşanma kararını açıklarken ebeveynler birlikte hareket etmelidirler. Sakin ve kontrollü davranılmalı, içinde bulunulan durum ve bundan sonraki yaşam şekli açıklayıcı cümlelerle anlatılmalıdır. Çocukların konuşma sırasındaki soruları ya da itirazları bu süreçle ilgili bilgileri ve hissettikleri konusunda bilgi verecektir.
Bu sürecin uyumlu atlatılmasında yapılabilecek ilk adımlar şunlar olabilir:
• Ayrılık kararınızı çocukların yaş dönemlerine uygun cümlelerle açıklamak.
• Anne ve baba olarak sorumluluklarınızın değişmediğini her zaman onu seveceğinizi hissettirmek.
• Görüşme düzeninizin nasıl olacağına hep birlikte karar vermek. Çocukların bu süreçteki taleplerini hassasiyetle karşılamak.
• Çocuklar bazen evden ayrılan ebeveyn için kaygı duyuyorlar. Nerede yaşadığı, ne hissettiği ile ilgili soruları olabilir. Bunları dikkatle dinleyip tatmin edici cevaplar vermeye çalışmak.
• Anne ve babaların kendi aralarındaki sorunları çocukların önünde konuşmamalarına özen göstermeleri gerekir.
• Okul, sağlık sorunları gibi konularda her iki ebeveyninde işbirliği yapmaları çok önemlidir.
• Çocuklar boşanma sırasında terk eden veya ihmal eden ebeveynide özlerler. Mutsuzluk, içe kapanma, red etme yoğun yaşanan duygulardır. Çocukların ebeveynleriyle ilişkilerini kesmek önerilmez. Anne ve babalar birbirlerinin yerini tutamaz.
• Babası tarafından ihmal edilen bir erkek çocuk kendisini şekillendirmeye yardımcı olacak modelinide kaybetmiş olur. Bir erkek veya gelecekte baba olmak ile ilgili bilgisi yeterince beslenemeyecek olabilir. Davranışlarını kontrol etmek, sorumluluklarını yerine getirmek konusunda isteksiz davranabilir. Karşı cinsle ilişki kurmak, sürdürmek ve sorunları çözmekte zorlanabilir. Zorlandıkları durumlarda mücadele etmekten kaçabilirler. Rolmodel olabilecek yakın aile bireyleri ile ilişkisini güçlendirmek olumlu etkileyebilir.
• Kız çocuklar için ise diğer cinsiyetle ilişkisi oluşturmakta güçlükler yaşadıkları gözlemlenir.
Annelerin stresle baş edebilme becerileri boşanma sonrasında yaşanacak güçlüklerin çocuklara yansımasında azaltacaktır.

Anne sütü niyetine pekmez

Bebeğine anne sütü veremeyen aileler üzülmesin. Beslenme uzmanları, anne sütünün olmadığı durumlarda, hekim kontrolünde verilen pekmezin de bebeklerin kalp ve beyin gelişimi için çok yararlı olduğunu söylüyor.

Anne sütü olmadığında bebeklere hekim kontrolünde pekmez verilebileceği bildirildi. Gıda Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Ramazan Çelebi, içeriğinde organik asitler, mineral maddeler ve vitaminler bulunan pekmezin, sağlıklı yaşam için önemli bir besin kaynağı olduğunu ifade etti.

Çelebi, 100 gram pekmezde bulunan kalori miktarının 575 gram süte, 150 gram ekmeğe, 195 gram ete eşdeğer olduğunu, pekmezdeki şekerin yüzde 80’i glikoz ve fruktoz halinde bulunduğundan, bebeklerin beslenmesinde pekmezin çok önemli bir role sahip olduğunu vurguladı.

Bebeklik çağında beynin çok hızlı geliştiğini, bu nedenle enerjiye çok fazla ihtiyaç duyduğunu, bebeğe yeterli glikoz verilmediği takdirde ise beyin gelişmesinde duraklama veya yetersizlik görülebildiğini dile getiren Çelebi, “Anne sütü olmadığında, bebeklere hekim kontrolünde pekmez verilebilir’’ diye konuştu.

Beynin tek enerji kaynağı

Kana karışması çok kolay ve beynin tek enerji kaynağı olan glikozun, pekmezde yeterince bulunduğuna işaret eden Çelebi, “Bu yüzden çocukların sağlıklı gelişmesinde pekmez büyük önem taşımaktadır’’ dedi.

Çelebi, pekmez yendiği zaman vücudun yaklaşık 30 dakika gibi kısa bir sürede enerji kazandığını, enerjiye acil ihtiyacı olan sporcu veya ağır işçilere pekmez verilmesi durumunda kısa sürede bu insanların enerji ihtiyacının karşılandığını vurguladı.

Pekmezin içindeki potasyumun ise kalp atışlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu anlatan Çelebi, pekmezin, vücutta oluşan toksik maddelerin atılması ve alkali-asit dengesinin sağlanması için de kullanılabileceğini ifade etti.

Protein açısından fakir olan üzüm ve pekmezin bu özelliği sayesinde iyi bir diyet gıdası olduğuna dikkati çeken Çelebi, pekmezin çinko ve fosfor bakımından da zengin olduğunu, bu nedenle vücudu çinko ve pekmeze ihtiyaç duyan hamile ve emziren kadınlar için de büyük yarar sağladığını vurguladı.

Mutlu annenin sütü de mutlu ediyor…

Anne sütünde bulunan melatonin hormonunun, bebeklerde uykusuzluk, sancılanma ve alerji problemlerini azalttığı, stressiz ve gülen annelerin sütünde melatonin hormonunun daha fazla olduğu bildirildi.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, yaptığı açıklamada, anne sütünün bebeğin gelişimi için büyük önem taşıdığını, anne ve bebeğin mutlu olması için doğumla birlikte yakın temas sağlanması, annenin bebeğiyle yakından ilgilenmesi ve bebeğe yeterince anne sütü verilmesi gerektiğini belirtti.

Doğumla birlikte anne, bebek ilişkilerinin yeterli ve uygun sağlanması ve sürdürülmesinin hem anne, hem de bebek sağlığı açısından önemli olduğunu vurgulayan Kurtoğlu, bu ilişkinin sağlıklı yürütülmesinde anne sütünün öneminin vazgeçilmezliğine işaret etti.

Anne sütünün bilinen bir dizi yararının yanı sıra, içeriğindeki melatonin isimli hormonun bazı faydalarının da ortaya çıktığını ifade eden Kurtoğlu, şunları söyledi:

”Melatonin beyinden salgılanan ve insanda biyolojik ritmi sağlayan bir hormondur. Bu hormon, bebeklerde uyku düzeninin sağlanmasına yardımcı oluyor, bağırsak sancılarını önlüyor ve alerji problemlerini azaltıyor. Ancak, bebeklerde yeterli miktarda ve ritmik olarak melatonin salgılanması yaklaşık 3 aydan sonra ortaya çıkıyor.

Bu nedenle, bebeklerin 3 aya kadar anne sütünden aldığı melatonin hormonunun önemi artıyor. Yapılan araştırmalara göre, bu hormon anne sütünde akşam saatlerinde gündüze oranla daha fazla artıyor. Anne sütünde bulunan melatonin hormonu, bebeklerde sancılanma, uykusuzluk ve alerji problemlerini azaltıyor.”

GÜLEN ANNELERİN BEBEĞİ DAHA MUTLU

Melatonin hormonu salgısının stres, sıkıntı ve huzursuzluk ile birlikte azaldığına dikkati çeken Kurtoğlu, bu nedenle bebeklerini emziren annelerin stres ve sıkıntıdan uzak durmalarının faydalı olacağını belirtti.

Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre gülmenin de annelerin sütündeki melatonin hormonu düzeyini etkilediğini belirten Kurtoğlu, şöyle devam etti:

”Melatonin salgısının fazla olması için annelerin doğumdan sonra gergin olmaması ve bolca gülmesi gerekmektedir. Japonya’da yapılan bir araştırmada, bolca gülen annelerin sütünde melatonin düzeyinin arttığı ve bebeklerde alerjik problemlerin azaldığı belirlenmiştir. Araştırmaya göre, huzurlu, stressiz ve bolca gülen annelerin sütünde melatonin hormonu daha fazla salgılanıyor. Bunun yanında, doğum yapmış annelerin bebeklerini emzirirken melatonin salgısını artıracak gıdalar yemesi tavsiye ediliyor. Kızılcık, deve dikeni, rezene, anason, kereviz, ayçiçeği, çemen, hardal ve sarı kantaron gibi gıda maddeleri melatonin salgısını artırıyor”

Magnezyum ve çinko bakımından zengin gıdaların da melatonin salgısını artırdığını kaydeden Kurtoğlu, yatakta elektrikli battaniye kullanılması, yoğun ışık altında, televizyon ve bilgisayar ekranı başında uzun süre kalınması ve kahve içilmesinin de melatonin salgısını azaltacağını söyledi.

Sonuç olarak, bolca gülen annelerde melatonin salgısının fazla olacağını hatırlatan Kurtoğlu, bu durumun anneyi mutlu edeceği gibi bebekte de bağırsak sancısı, uykusuzluk ve alerjik problemlerin önüne geçeceğini sözlerine ekledi.

Mesleğiniz annelik mi?

Annelik insan olmanın getirdiği en fazla zahmet gerektiren, çetin, zaman zaman yıldırıcı ama en derin doyuma ulaştıran mesleklerden biri

Sizi yapılandıran, dönüştüren ve kendinize başka bir açıdan görmenizi sağlayan annelik aynı zamanda başkalarının da size farklı bir gözle bakmasını beraberinde getiriyor. Peki hayatınızın işi için kendinizi hazır hissediyor musunuz?

Bir anne doğuyor

Bir kadın ilk kez çocuk doğurduğunda, aynı zamanda bir anne de dünyaya getirmiş oluyor. Aslında, kişiliğinde de köklü bir değişim meydana geliyor. Anne olmaya hazırlanırken başka hiçbir şeye benzemeyen bir deneyime adım atacağınızı aklınızdan çıkarmayın. Ne mutlu ki, bu fikre alışmanız için önünde dokuz aylık bir zaman var. Tamamen size bağımlı olan, küçük bir insan yavrusuyla yüklü olduğunuzu bilmek kendinizi zifiri karanlık sularda bir dalgıç gibi hissetmenize yol açabilir. Dünyaya geldiğinde onun bütün sorumluluğu da günün yirmi dört saati sizin üzerinizde olacak. ‘Dünyaya yeni gelen’ anne olarak çevrenize çocuğunuzun gözleriyle bakmaya başlayacaksınız. Ne yaparsanız yapın, aklınızdan geçen her düşünce bir şekilde onunla ilgili olacak.

Yaşam boyu sürecek bir uğraş

Annelik bütün yaşamınız boyunca sürecek olan bir ilişkiyi hayatınıza sokar. Bu fikir gözünüzü korkutsa da, bir kadının anne olması, hayatını ne kadar derin bir dönüşüm yaratan sonuçları olduğuna bakılmaksızın, herkes tarafından normal kabul edilmekte. Doğum yapmak insanı her açıdan büyük bir doyuma ulaştıran bir olay olsa da, anne olma gerçeği çok sayıda kadında buna tam olarak hazır olmadıkları hissini uyandırır. Genç annelerin büyük çoğunluğu için en korkunç olan yanı ise, aniden başka bir insanın yaşamının tüm sorumluluğunu üzerine almış olmanın yarattığı vicdan azabı. Annelik için gereken özgüven bebeğinizin gelişip serpildiğine kendi gözlerinizle şahit olunca yavaş yavaş artacaktır. Bu başarı sizde sakin ve derin bir güven ve çocuğunuza ihtiyaç duyduğu her şeyi verebilme duygusu yaratacak, böylece gerçekten anne olacaksınız.
Yeni bir kimlik

Dünyaya bir çocuk getirmekle toplumsal alanda da kendinize yeni bir konum edineceksiniz. Çocuğunuz olduktan sonra, artık kadın olmaktan çok bir anne olarak görüleceksiniz. Aile içindeki durumunuz değişecek. Annenizle aranızdaki ilişki daha farklı olacak Sizi anneliğe götüren bütün süreçler boyunca, daha önceki düşünme şeklinizden tamamen farklı bir yöne sapacaksınız. Ayrıca, çocuğu olmayan kadınların tanımadığı yeni bir dünyaya gözlerinizi açacaksınız. Destek ihtiyacı içinde olduğunuz için, başka annelerin deneyimlerine kulak verecek, böylece kendinizi yeniden keşfetmeye başlayacaksınız. Anne kimliğinin oluşturulmasında temel etkenlerden biri budur. Zihinsel ya da duygusal anlamda neler yaşadığınıza bakmaksızın, anne olmak son derece heyecan verici, olgunlaştırıcı ve biraz da yorucudur.

Peki ya iş yaşamı?

Anne olduktan sonra yeniden iş yaşamına döndüklerinde keder, sıkıntı, suçluluk hissi, kafa karşıklığı ya da kimlik bunalımından muzdarip olmayan anneler parmakla sayılacak kadar azdır. Annelik ve kariyeri aynı potada eritmek isteyen kadınlar çoğu zaman çevrelerindeki insanların kendilerine ilişkin kaygılarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Sosyal açıdan başarılı, dengeli bir çocuk büyütemeyen kadınların annelikte başarısız olduğu düşünülür.

En iyi anne

Her annede, anneliğe ilişkin yetilerin ve deneyimlerin benzersiz bir bileşimine tanık oluruz. Kusursuz anne diye bir şey yoktur. Anne olmayı öğrenme bitmeyen bir süreçtir. Neyse ki, hanig duyguları hissetmeniz gerektiğini anlatan kitapları devirmek zorunda kalmadan anne olmak elinizde. Dahası, anne olmanın verdiği benzersiz duygu kelimelerle ifade edilemez. Anne olmak işte böyle bir şey, onu yaşamak da size kalmış!

Hangi yöntemle doğurmalı?

Hangi yöntemle doğurmalı?

O eşsiz ana tanık olmak mı? Yok ben görmeden olup bitsin mi? En doğalı su ise ben de su da doğururum mu?

Büyük olasılıkla tüm gebeliğiniz boyunca etrafınızdaki pek çok kadın size kendi doğum öyküsünü anlatacak, bazısı çok zorlandığını bazıları da çok rahat bir doğum yaptığını söyleyecektir. Bu hikayelerin ortak yanı hiçbirinin diğerinin aynısı olmamasıdır.

Özel bir an
Gerçekten de doğum eylemi özel bir durumdur. Farklıkadınlarda değişik şekillerde olduğu gibi aynı kadının farklı doğumları da birbirinden çok değişik olabilir.

Eylem farklı belirti özdeş
Doğum eyleminin farklı olmasına karşın yaklaşan doğumun belirtileri genelde benzerdir. Her kadında tüm belirtiler olmayabilir ancak varlığı doğumun irkaç gün ile birkaç hafta arasında gerçekleşebileceğini gösterir.

Hafifleme: Bebeğin aşağı inmesi
Gebeliğinizin son dönemlerine nefes almada zorlanmaya başlamanız normaldir. Bebeğinizin artık diyafram kasını iyice yukarı doğru itmesi ve göğüs boşluğunun azaltması bunun temel nedenidir. Doğum yaklaşırken bebeğin kafası doğum kanalına doğru iner. Bu sayede göğüs boşluğu ve diyaframınız üzerindeki baskı azalır. Artık daha rahat soluk alıp verebildiğinizi ve sanki hafiflediğinizi hissedebilirsiniz. Öte yandan bebeğin başının aşağıya inmesi mesaneniz üzerindeki baskının artmasına neden olur. Bunun sonucunda da tıpkı gebeliğinizin erken dönemlerinde olduğu gibi sık sık idrara çıkma gereksinimi duyarsınız. Bebek aşağıya indiğinde dışarıdan bakanlar karın yapınızın değiştiğini söyleyebilirler. Ya da nadiren ne siz ne de dışarıdan bakanlar böyle bir değişimin farkında olmayabilirler.

Adenomiosis

Adenomiosisde rahim iç yüzeyinin dokusu olan endometriyal doku, rahimin kastı duvarlarının içinde (duvar dokusunun içinde) büyümeye başlar. Bu oluşuma daha çok doğum yapma çağının sonuna doğru ve çocukların doğumundan sonra rastlanır. Adenomiosis birçok kadın-da hiç semptom göstermez.
Belirtiler
- Adet kanaması süresince devam eden ve yaş ilerledikçe artan, kramp şeklinde sancı;
- Uzayan ve fazla miktarda adet kanaması.

Genellikle alt karın muayenesi sırasında doktor, rahmin büyüdüğünü ve yumuşadığını fark eder. Doktorun bulguları ve yukarıda belirtilen belirtiler bir araya gelince, zararsız olmasına karşın Çok sancı verebilen adenomiosisin varlığı belirlenir.
Tedavi
Eğer menopoz yakınsa, doktor ağrı kesiciden başka bir şey vermeyebilir; çünkü bu sorun genellikle menopozdan sonra kaybolur. Ağrılar çok şiddetliyse ve menopoz da çok uzak görünüyorsa, doktor rahimin alınmasını tavsiye edebilir.

Diyet Süt Hamilelik Düsmanı

Diyet Süt Hamilelik Düsmanı

ABD’de Harvard Üniversitesi araştırmacıları, yağ oranı düşük süt ürünleri tüketiminin kadınların yumurtlama problemi yaşaması ihtimalini yüzde 85 oranında artırdığını ortaya çıkardı. 116 bin hemşire üzerinde 1991-1999 yılları arasında yapılan çalışma sırasında denek hemşirelere genel sağlık durumları ve nasıl beslendikleri konusunda sorular yöneltildi.


ABD’de Harvard Üniversitesi araştırmacıları, yağ oranı düşük süt ürünleri tüketiminin kadınların yumurtlama problemi yaşaması ihtimalini yüzde 85 oranında artırdığını ortaya çıkardı. 116 bin hemşire üzerinde 1991-1999 yılları arasında yapılan çalışma sırasında denek hemşirelere genel sağlık durumları ve nasıl beslendikleri konusunda sorular yöneltildi.
Dondurmayı tercih edin
Bu süre içinde yumurtlamada bir sorunla karşılaşıp karşılaşılmadığı da soruldu. 438 hemşire yumurtlama sorunu yaşadıklarını belirtti. Bu hemşirelerin beslenme rejimleri incelendiğinde yağ oranı düşük süt ürünlerinden haftada 2 adet tüketenlerde yumurtlama sorunuyla karşılaşma ihtimalinin yüzde 85 oranında arttığı saptandı.
Buna karşılık dondurma gibi tam yağlı süt ürünleri tüketenlerin aynı sorunla karşılaşma ihtimalinin yüzde 27 azaldığı görüldü. Dr. Jorge Chavarro, hamile kalmak isteyen kadınlara diyetlerini değiştirmeyi düşünmesini tavsiye ederek, ” Düşük yağlı yoğurt yerine dondurma yesinler” dedi.

Eşinden destek almayan hamile depresyonda..

Kadın doğum hastalıkları hastanesinde yapılan bir araştırmada, gebelerin yaklaşık üçte birinin tedavi gerektiren düzeyde depresyon semptomları yaşadığı, gebelik sürecinde eşinden destek almayanlarda ve doğumdan sonra bebek bakımında yardımcı olacak yakını bulunmayanlarda depresif semptom şiddetinin daha yüksek olduğu belirlendi.
Türkiye Klinikleri Jinekoloji ve Obstetrik Dergisinde yayınlanan, Ordu Kadın-Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Obstetri Polikliniğine başvuran hamileler üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, kadının eğitim seviyesi ve mesleği; kocanın eğitim seviyesi; gelir algısı; geçmişte ve önceki gebeliklerde yaşanan psikiyatrik, mevcut gebelikte yaşanan fiziksel sorunlar; gebeliğin istenmemesi; fetus ve kendi sağlığı hakkında yaşanan kaygı; gebelik sırasında akrabalardan destek almama gibi faktörler gebelerin depresyon semptom şiddetini etkiliyor.

Söz konusu araştırma, yaşları 17-39 yaşları arasında değişen, yarısından fazlası ev hanımı 204 gebenin yüzde 30.9′unun tedavi gerektiren düzeyde depresyon semptomları yaşadığını da ortaya koydu.

Ailede depresyon, doğum öncesi dönemde anksiyete ve depresyon, istenmeyen gebelik, aile içi anlaşmazlık, yetersiz sosyal destek, düşük sosyo-ekonomik durum, yetersiz eğitim, evlilik sorunları, olumsuz yaşam deneyimleri, daha önce düşük yapma, genç yaşta anne olma, fazla sayıda çocuk ve fetus hakkında kaygılanmanın gebelikte depresyon için risk faktörleri olduğu saptandı.

Araştırmada ayrıca, depresyon semptomları olan gebelerde erken doğum, bebekte düşük doğum ağırlığı ve fetal aktivitede azalma görülebileceği için gebelik sırasında ortaya çıkan ya da alevlenen psikiyatrik bozuklukların tanı ve tedavisinin anne sağlığı için olduğu kadar fetus için de önemli olduğuna dikkat çekildi.

Uyku ve iştah bozukluğu, enerji azalması gibi belirtilerin psikiyatrik bozukluğu olmayan hamilelerde de görülmesinin, gebelerde depresyonun erken dönemde fark edilmesini güçleştirdiğine işaret edildi.

Araştırmaya katılan gebelerin yüzde 27.5′i sadece bebeklerinin sağlığı hakkında, yüzde 27.5′i ise hem bebekleri, hem de kendi sağlıkları hakkında endişe duyduklarını ifade etti.

Aynı araştırma kapsamındaki gebelerin yüzde 91.2’sinin gebeliği süresince eşinden destek aldığı, yüzde 80.9′unun da doğumdan sonra bebek bakımında destek olacak bir yakınının bulunduğu belirlendi.

Araştırmaya katılanların yüzde 12.3′ünün geçmişte gebelik dönemi dışında, yüzde 23.3′ünün daha önceki gebeliklerinde psikiyatrik sorun yaşadığı, yüzde 47.2’sinin daha önceki gebeliklerinde düşük, aşırı bulantı ve kusma gibi fizyolojik sorunları olduğu, yüzde 33.3′ünün de mevcut gebeliğinde sorunu bulunduğu saptandı.

Bu gebelerin yüzde 28.2’sinin bulantı-kusma, yüzde 18.3′ünün kanama, yüzde 12.7’sinin hipertansiyon sorunları yaşadığı belirlendi.

Aynı çalışmaya göre, gebelikte yaşanan kaygı ve depresyon, doğumdan sonra da depresyon gelişeceğinin göstergesi olabiliyor.

Araştırmada, risk faktörlerinin dikkate alınması ve doğum öncesi dönemde gerekli girişimlerin yapılmasının doğum sonu dönemde depresyon gelişmesini en alt düzeye indirilebileceği belirtildi.

Çalışma sonucunda, gebelik sürecinde eşinden destek almayanlarda ve doğumdan sonra bebek bakımında yardımcı olacak yakını bulunmayanlarda depresif semptom şiddetinin daha yüksek olduğu da bildirildi.

Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda, doğum öncesi dönemde doktor, ebe ve hemşirelerin depresyon risk faktörleri açısından gebe kadınları değerlendirmeleri, koruyucu bakımda rol almaları, izlemi düzenlemeleri, anne ve bebeğin sağlığının devamında erken teşhis ve tedavisinde yardımcı olmaları gerektiği belirtildi.

Gebelikte epilasyon yapılabilir mi ?

İstenmeyen tüyler özellikle yüzde olanlar günümüz kadınlarının sorunlarından birisidir. Gerek vücutta gerekse yüz ve çevresinde büyüyen bu tüylerden kurtulmak için pekçok yöntem mevcuttur. Ağda gibi geleneksel yöntemlerin yanısıra günümüzde laser epilasyon ve elektroliz gibi değişik ve modern yöntemler de kullanılmaktadır. Modern yöntemlerin farkı ağda gibi geçici bir çözüm yolu olmayıp istenmeyen tüylerden kalıcı şekilde kurtulmayı sağlamasıdır.

Bu yöntemlerin gebelik öncesinde ya da gebelik sırasında kullanılması anne adaylarında zaman endişeye neden olabilmekte ve gebelikte kullanımlarının güvenilirliği konusunda kafalarında soru işaretleri oluşmaktadır.

Lazer Epilasyon

Lazer (Laser) ışık enerjisi kullanan bir tekniktir. Ortaya çıkan elektromanyetik ışıma röntgende kullanılan X-ışınlarından farklıdır ve doku içinde ilerleme özelliği yoktur. Işın sadece işlemin yapıldığı alana örneğin sadece yüze etki eder ve etki alanı sadece birkaç milimetre ile sınırlıdır. Bu nedenle anne karnı içindeki bebeğe ulaşması ya da zarar verebilmesi mümkün değildir.

Benzer şekilde radyo dalgaları ile çalışan epilasyon sistemlerinde de bebek ile ilgili bilinen bir risk söz konusu değildir. Bu cihazlar x-ışını ile çalışan röntgen cihazlarına göre daha düşük ferakans ve enerjide radyasyon ile çalışmaktadırlar. Bundan daha önemlisi söz edilen radyasyon iyonize edici özelliği olmayan radyasyondur. İşlem bittiğinde ortada radyasyon da kalmaz. Bu nedenle gebelikte kullanımı ile ilgili bilinen bir risk söz konusu değildir.

Elektroliz

Epilasyonun bir diğer türü olan elektroliz ise biraz daha farklıdır. Burada cilt içine yerleştirilen küçük ve ince bir iğne yardımı ile elektrik akımı verilerek kıl kökü tahrip edilir. Elektroliz 100 yıldan uzun bir zamandır kullanılan bir yöntemdir ve bugüne kadar gebelik üzerinde olmusuz bir etkisi bildirilmemiştir.

Bununla beraber meme başı çevresindeki kılların için gebeliğin son dönemlerinde elektroliz yapılması önerilmemektedir. Bu öneri özellikle emzirmeyi isteyen anne adayları için geçerlidir. Benzer şekilde son 3 aya girildikten sonra karın üzerindeki tüyler için de elektroliz önerilmez. Bunun nedeni bebeğin zarar göreme riski değildir. Bu dönemde cilt özellikle karın cildi oldukça hassas olmaktadadır. Ayrıca son dönemlerde karın üzerinde yapılan işlem bebeğin fazla hareket etmesine neden olabilir. Hem bebeğin hareketleri hem de işlem sırasında duyulabilecek hafif ağrı anne adayını rahatsız edebilir.

Elektroliz mutlaka uygun hijyen ve sterilite şartlarına sahip yerlerde yapılmalıdır. Aksi taktirde enfeksiyon riski vardır.

Sonuç olarak istenmeyen tüyler her kadının olduğu gibi bebek bekleyen anne adaylarının da önemli bir sorunudur. Pekçok hamile kadın gebelik hormonlarının da etkisi ile artan bu tüylenmeden rahatsızlık duymaktadır. Doğum sonrası bu tüylerin büyük kısmı kendiliğinden yok olacaktır. Bu nedenle epilasyon yöntemlerinin doğum sonrasına ertelenmesi aslında daha uygun bir yaklaşımdır, buna karşın lazer ve elektroliz gibi modern epilasyon yöntemlerinin de bebeğe herhangi bir zararı yoktur.

bebekle seyahat

Anne-baba olmanız, vaktinizin çoğunu bebeğinize vakfetmeniz, tatillerden ve yolculuklardan vazgeçmenizi gerektirmiyor. Bebeğinizi de yanınıza alarak ailecek güzel vakit geçirebilirsiniz. Sizi ürküten bir bebekle yolculuksa, o zaman şu önerilere bir göz atabilirsiniz.

Genel öneriler: Yolculuğa çıkmadan önce, ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyin bir listesini yapın ve bu listeye sadık kalın.Yemek ve yatma zamanı için saat belirleyip, bebeğinizi hep aynı saatte yedirip uyutmaya gayret edin.Bebeğinizin kendisini daha güvende hissedebilmesi ve yabancılık çekmemesi için, sevdiği bir battaniyeyi veya oyuncağı yanınıza alın. Bir tane seyahat yatağı ya da oyun parkı satın alıp, tatile gitmeden önce bebeğinizin buna alışmasını sağlayın. Eğer bunu yapamıyorsanız, kalacağınız oteli arayıp böyle bir hizmetleri olup olmadığını öğrenin. Yanınınıza mutlaka fazladan bebek bezi ve içinde derece, bandaj, (varsa) bebeğinizin kullandığı ilaçlar ve bebeğinizin doktorunun numarası olan bir ilk yardım çantası alın.

Arabayla yolculuk yapacaksanız: Bebeğinizi kucakta ya da koltukta oturtmak yerine, mutlaka bebekler için yapılmış araba koltuğunda oturtun. Eğer bebeğiniz huysuzluk yaparsa, arabayı durdurun. Onu, araba hareket halindeyken asla koltuktan çıkarıp kucağınıza almayın. Bunu bir kere yaparsanız, kırılması zor bir alışkanlığa dönüşür. Oynaması için yanınıza çok sayıda oyuncak alın ama hepsini bir anda eline vermek yerine, sıkıldıkça birer birer verin. Bu, yolculuğu onun için daha ilginç hale getirir. Arabada sert, ağır ve sivri eşyalar varsa, bunları kaldırın. Böylece ani fren yapmanız gerekirse, bunları etrafa saçılıp bebeğinize zarar vermesini önlemiş olursunuz.Acele etmeyin, bol ve duraklayarak yola devam edin. Mesela her iki saatte bir durup, etrafa bakının, vücudunuzu esnetin, gerekiyorsa bebeğinizin bezini değiştirin.Yolculuğa çıkmadan önce, bebeğinizin sevdiği kitap ve şarkıları bir kasede kaydedin. Daha sonra yolda mola verdiğinizde bebeğinize bunları dinletin.Mümkün oldukça eşinizle değişmeli olarak arabayı kullanın ve bebeği eğlendirme görevini de sırayla üzerinize alın. Yanınızda atıştırmalıklar, bebeğinizin yiyip içebileceği şeyler getirin. Eğer etrafı kirletmek istemiyorsanız, fazla kırıntı bırakmayacak gıdaları tercih edin.

Uçakla yolculuk yapacaksanız: Genellikle daha geniş oldukları için rezervasyon yaptırırken ön koltukları isteyin.Seyahate çıkacağınız zamanları herkesin yollarda olduğu bayram tatili gibi tatillerin dışındaki zamanlara ayarlamaya çalışın. Böylece uçaklar daha boş olur ve etrafınızda bebeğiniz için fazladan koltuk bulma şansınız artar.Havayoluna bebeğinizin araba koltuğunu kullanıp kullanamayacağınızı sorun. Buna onay vermezlerse bile koltuğu mutlaka yanınıza alın; çünkü araba kiralamaya kalkarsanız, bebek araba koltuğu bulamayabilirsiniz. Yanınıza bebeğinizin yiyebileceği şeyler alın. Hele de kısa mesafe uçuyorsanız, yedirecek bir şey bulamayabilirsiniz.Uçağa binmeden önce, havaalanında bebeğinizin altını değiştirin. Uçakta da yapabilirsiniz ama alan kısıtlı olduğundan zorlanabilirsiniz.Çocuğunuz için hazırlayacağınız çantaya ihtiyacı olabilecek ilaçları, oyuncakları, giysileri, ortalığa dökülüp saçılmayacak yiyecek ve içecekleri ve yeterli miktarda bebek bezini koyun. Bebeğinize fazladan giysi koyarken, kalabileceğiniz ufak kaza riskine karşılık kendinizi de ihmal etmeyin. Uçak kalkış ve inişleri bebeğinizin kulaklarını rahatsız edebilir. Bu esnada biberonundan bir şeyler içmesi, emzik ya da meme emmesi işe yarayabilir.

bebekler neden ağlar aygulum

Gaz:
Bebekler bir dertleri olduğunu genellikle ağlayarak bildirir. Ağlaması için altının ıslak olması, karnının aç olması gibi bir neden yoksa, bir rahatsızlığı olabilir. Bu sıkıntının en önemli sebeplerinden biri de gazdır. Bebeklerin sindirim sistemleri tam olarak gelişmediğinden, gazları olabilir. Bu durumda bacaklarını karınlarına çekerek ağlarlar. Karnına masaj yapmak bebeği rahatlatabilir. Doktorunuza danışmadan hiçbir şey kullanmayın. İlaç veya sindirimi kolaylaştırıcı çaylar vs… kullanmak bebeğiniz için çok sakıncalı olabilir.

İshal:
Bebeklerin sindirim sistemi ile ilgili bir diğer rahatsızlıkları ishaldir. Anne sütü dışkılaması ile ishali karıştırmayın. Bebekler zaten sarı renge yakın, cıvık kıvamda dışkı yaparlar; bu normaldir. Ancak her zamankinden fazla sümüksü, değişik renkte ve kokuda dışkı, ishali gösterir. Bebek beraberinde kusabilir. Genellikle virüsler olmak üzere, bakteriler ve parazitler ishale neden olabilir. Bebeğiniz ishal olursa anne sütüne devam edin ve en kısa sürede doktorunuza danışın.

Kabızlık:
Anne sütü ile beslenen bebeklerde genellikle kabızlık olmaz. Bebek kakasını yapamıyorsa 2-3 gün beklenmelidir. Daha sonra doktora danışılarak tedavisi yapılmalıdır. Ancak bu sürede çok şikayeti varsa, doktorunuza danışın.

Bebekler yedikleri yemeğin bir kısmını gaz çıkarırken veya kendiliğinden çıkarabilirler. Bu gerçek, bildiğimiz anlamda kusma değildir ve endişelenmeyi gerektirmez. Bu durum zamanla azalacaktır.

Pamukçuk:
Bebeğin ağzında pamukçuk adı verilen beyaz lekeler oluşabilir. Bunlar süt kalıntılarından ayırt edilmelidir. Nedeni bir cins mantardır. Ağrılı olduğundan, bebeğin beslenmesini engeller. Temizliğe dikkat edilirse pamukçuk gelişimine nadiren rastlanır. Bu hastalığı fark ederseniz doktorunuza danışın.

Ateş:
Evinizde bebeğin ateşini ölçmek için bir derece her zaman bulunsun. Bu, aile bireylerininkinden farklı, bebeğe özel olsun. Kullandıktan sonra yıkayıp kolonya ile silerek kaldırın. Bebeğin ateşinin olması demek, sizin bebeği sıcak hissetmenizle ilgili değildir. Mutlaka ölçerek ateşinden emin olun. Vücut sıcaklığı, enfeksiyonlar açısından önemli bir göstergedir. Koltuk altından ve makattan ölçüldüğünde, vücut sıcaklığının normal değerleri farklıdır. Makattan ölçüldüğünde, 36.5-37.5 0C normaldir. Koltuk altından 37.3 ve makattan 37.5 dereceyi geçiyorsa, bebeğin ateşi var demektir. Doktorunuzu arayın ve mümkünse hemen gidin.

Doktora gidene kadar yapmanız gereken en önemli şeylerden biri, bebeği fazla giysilerden kurtarmaktır. Üzerini örtmeyin. Bebeklere ateş düşürücü olarak aspirin verilmemesi gerektiğini aklınızda tutun. İlk anda verilecek ateş düşürücü, “parasetamol” içeren ilaçlardır. Doktorunuz uygun ateş düşürücüyü verecek ve hastalığına yönelik tedaviyi uygulayacaktır. Bebeğin ateşi çok yüksekse ve doktora gidemiyorsanız; ilaç verdiğiniz halde ateşi yükselmeye devam ediyorsa, ılık su ile vücudunu yıkayın. Bunun dışında bebeğin vücudunda gördüğünüz döküntü, huzursuzluk, sürekli ağlama ya da sizi endişelendirecek başka bir şey olduğunda doktorunuza danışın.

doktor kontrolleri

Bebekler, ilk ay iki kez ve daha sonra altı aylık olana kadar ayda bir kez düzenli olarak sağlık kontrolüne götürülmelidir. Bu kontrollerde bebeğin boyu, kilosu, baş çevresi kaydedilir. Bunun dışında, genel sistemik muayenesi yapılır. Bıngıldak denilen, bebeğin kafatasında bulunan açıklıklar da kontrol edilir. Kalbi ve akciğerleri dinlenir. Refleksleri kontrol edilir. Cinsel organlar, bir anormallik açısından kontrol edilir. Ayına göre aşıları yapılır. Bebekler D vitamini takviyesi almak zorundadır. Doktorunuz kemik gelişimi ile ilgili olan bu vitamini size reçeteleyecektir.

emzirme

Emzirme, bebeklerin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun, en doğru beslenme yöntemidir ve anne ile bebeğin sağlığı üzerinde çok özel biyolojik ve duygusal etkilere sahiptir. Bebekler, dört aylık süre içinde sadece anne sütü ile beslenebilir ve bu onlar için yeterlidir. Bazı anneler, “çocuk susamıştır” gibi endişelerle, özellikle yaz aylarında su vermek ister. Anne sütü, bebeğin su da dahil her tür gereksinimini karşılamaktadır. Her annenin sütü, kendi bebeğinin gereksinimine göredir. Erken doğmuş bir bebeğin annesinin sütü ile zamanında doğmuş bir bebeğin annesinin sütü de farklıdır.

Anne sütü, bebeği enfeksiyondan korur ve büyümesi için gerekli tüm besinleri içerir. Temizdir. Ucuzdur. Hemen hemen tüm kadınlar emzirebilir. Bebeğin emmemesi gereken tıbbi durumlar da vardır.

Anne sütü verilmesinin mümkün olamadığı bazı durumlar vardır. Bunlar arasında:

Meme başı şekil bozukluğu Meme iltihabı Bebekte metabolik bozuklukAnnenin hastalığı (kalp, böbrek yetmezliği, tüberküloz…) yer alır.
Anneler duygusal açıdan emzirmeye hazırsa, sütleri genellikle yetecektir. Bu konuda duyacağınız endişe, sütünüzün azalmasına neden olmaktan başka bir şeye yaramaz.

Doğumun hemen arkasından bebekle yakın temas önemlidir. Sık sık emzirerek sütün miktarı artırılabilir. Doğumdan hemen sonraki dönemde, bebeği her istediğinde emzirin. Genellikle bu 2-3 saatte birdir. 4-6 haftalıktan sonra bu süre biraz daha açılabilir.

Emzirme sırasında bebeğin doğru tutulması önemlidir. Doğum yaptığınızda, bebeğin tutuluşu ile ilgili olarak hemşirelerden de yardım isteyebilirsiniz.

Doğru tutuş meme başı çatlaklarını önleyecek, bebeğin gazının olmamasına yardım edecek ve bebek için daha sağlıklı olacaktır.

Bebekler 45 derecelik bir açı ile tutulmalıdır. Meme başı ve etrafındaki kahverengi bölümün tamamının bebeğin ağzında olması önemlidir. Sadece memenin uç kısmının bebeğin ağzında olması yanlıştır.

Emzirmede dikkat edilecek noktalar:

Emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Emzirmeden önce meme başının etrafını temiz su ile silebilirsiniz. Karbonatlı su, sabunlu vs. kullanmayın. Bebek ve siz rahat bir pozisyonda olun. Sırtınızı bir yere dayayın. Bebeğin yüzü ve bedeni size dönük olmalıdır. Bebeğin başı kolunuzun iç kısmında olmalı ve aynı kolla bacakları kavranmalıdır. Böylece bebekle göz teması da sağlamış olursunuz. Elinizle göğsünüzü tutun. Kahverengi kısma dokunmayın.
Bebeğin ağzının ucuna elinizle veya meme ucunuzla dokunun. Bebek ağzını açınca etrafındaki kahverengi kısımla birlikte meme ucunu bebeğin ağzına yerleştirin. Bebeğinizi, istediği kadar emzirin.
Gece emzirmek de hem sütünüzün azalmasını hem de süt birikmesi ile oluşabilecek rahatsızlıkları önler. Bebek de geceleri aç kalmamış olur. Bebekler bazen 5-10 dakika, bazen de yarım saat emebilir. Her emzirmede, her iki memeyi de emzirin. Bir sonraki emzirmede, en son emzirdiğiniz memeden başlayın. Aylık kontrollerde bebeğin yeterli kilo aldığı görülüyorsa, sütünüz yeterli demektir. Memeyi bebeğinizin ağzından çekerken vakumlamasını önlemek için, serçe parmağınızı bebeğin ağzının kenarına sokun ve daha sonra memeyi ağzından çekin. Her beslenmeden sonra bebeğinizin gazını çıkarın. Bunu, bebeği omzunuza dik olarak dayayarak ve yavaşça sırtını sıvazlayarak yapabilirsiniz. Omuzunuza koyacağınız temiz bir örtü ile bebek hem giysinize yaslanmamış olur hem de beslenmeden sonra dışarı çıkabilecek bir miktar besin nedeniyle giysiniz kirlenmemiş olur.
Çalışan anneler, sütlerini sağarak sütlerinin azalmasını önleyebilirler. Anne sütü, oda sıcaklığında 8 saat, buzdolabında 2 gün bozulmadan kalabilir. Ancak bebek bir kez saklanan sütü emerse, yarım saat içinde tüketmek gerekir. Meme başında çatlak olursa emzirmeyi kesmemek gerekir. Bebek emdikten sonra bir parça sütü meme ucunda bırakın ve memenize sürün. Emerken çok acı çekiyorsanız, birkaç gün sağın, temiz kapta toplayın ve kaşıkla bebeğe verin.
Annelerin de emzirme döneminde dikkat etmeleri gereken durumlar vardır. Bunların en önemlilerinden biri, annenin hamileliği boyunca olduğu gibi, emzirirken de sigara içmemesi gerektiğidir. Aslında bebek bulunan evlerde, başka bir odada dahi olsa, sigara içmek bebeğin sağlığı açısından oldukça zararlıdır. Annenin vücudu hamilelik döneminde ve doğumda bazı kayıplar yaşayacaktır. Bunların takviyesi için, annenin beslenmesine dikkat etmesi çok önemlidir.

Beslenmede dikkat edilecek noktalar kısaca şunlardır:
Emziren anne günde en az iki bardak süt içmeli; yoğurt, peynir gibi süt ürünlerinden tüketmelidir. Besin ve enerji gereksinimini karşılamak için her öğünde tahıl, et, tavuk, balık, yumurta gibi yiyecekler yemelidir. Yeterli miktarda meyve ve sebze yemelidir. Doktorunun da önerisiyle vitamin, mineral içeren takviye ilaçları alabilir.

Doktorunun da önerisiyle vitamin, mineral içeren takviye ilaçları alabilir.
Emzirmenin mümkün olmadığı durumlarda nelere dikkat etmeliyiz?

Öncelikle unutmamak gerekir ki, bebekler asla inek sütü içmemelidir. İlk bir yıl inek sütünün kullanılmaması gerektiği, artık tüm dünyada bilimsel çevrelerde kabul edilen bir gerçektir ve bebek sağlığı için sakıncalar içerir.

Tek Çocuk Sendromu

Tek Çocuk Sendromu

Modern gelişmelere bağlı olarak aile yapısı giderek küçülmektedir. Anne, baba, dede, nine, amca, hala ve çocuklardan olunan geniş aile, zamanla yerini anne baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aileye bıraktı. Her geçen gün boşanma ve gayri meşru ilişkiler sonucu tek ebeveynden oluşan tekil aile sayısında ise artış olmaktadır. Annenin çalışmak zorunda olması, boşanmaların yaygınlaşması, yaşamsal koşulların ağırlaşması gibi koşullar aileleri daha az çocuk yapmaya itmektedir. Birçok aile tek çocukla yetinmek zorunda kalıyor. Aslında birden fazla çocuk sahibi olmayı çok istemelerine rağmen, çeşitli etenlerden dolayı bunu gerçekleştiremiyorlar. Öncelikle annenin çalışıyor olması, ikinci bir çocuk yapma isteğinin önüne geçiyor. İş koşullarının ağır olması kadını yorgun düşürür, bu da ikici bir çocuğu büyütme düşüncesini engelleyebiliyor. �Zaten geç saatlere kadar çalışıyorum, eve bitkin bir şekilde geliyorum. Bu yorgunlukla çocuğa bakamam,� diyerek çocuk yapma isteğinden vazgeçebiliyorlar. Çalışan kadının ikinci çocuk yapma isteğini engelleyen bir neden de çocuğa bakacak kimsenin olmayışı; çünkü genelde anneler çocuklarını bakıcıya teslim etmeyi göze alamamaktadır. Ayrıca bakıcı ücretlerinin çok olması da engelleyici bir etkendir. Bazı kadınlar da mesleki kariyerlerini çocuğa tercih edebilmektedir. Kimi ebeveyn de günümüzde çocuk büyütmenin ağır bir sorumluluk gerektirdiğini, dış dünyanın çocuk için son derece güvensiz oluşunu, eğitim olanaklarının yetersizliğini ve iş imkânlarının sınırlılığını öne sürerek tek çocukla yetinmektedir. Ayrıca boşanmalar sonucu anne veya babasında kalan tek çocuk sayısı gittikçe kabarmaktadır.

Çalışan anne ve babalar ortalama otuz yaşından sonra çocuk sahibi olabiliyorlar. Ebeveyn ile çocuk arasındaki yaş farkının fazla olması, ebeveyn ile çocuğu birbirinden uzaklaştıran etkenler arasında yer alır; çünkü birbirlerini anlamakta güçlük çekebiliyorlar. Anne babası ile arasında çok yaş farkı olan çocuk, ev ortamında giderek yalnızlaşabilir. Ayrıca günümüzde kardeşler arasındaki yaş farkı da oldukça fazladır. Kardeşler arasındaki yaş farkının 7�8 yıl olması olması, her ikisinin ilgilerinin farklılaşmasına yol açmakta, dolayısıyla aynı aile ortamında ayrı dünyalarda yaşamaktadırlar. Gerçi bu bile tek çocuk olmaktan daha iyidir.

Anne baba bütün koşullarını zorlamalı ve en az ikinci bir çocuk yapmalıdır. Bunu hem kendi mutlulukları hem de çocuklarının ruh sağlıkları için yapmalıdır. Çocuklar arasındaki yaş farkı ne çok az ne de çok fazla olmamalıdır. Bertnard Russel kardeşler arasında en ideal yaş farkının 3 yıl olması gerektiğini söyler. Aslında bu yaş farkı esnetilebilir ve şöyle bir sonuç elde edilebilir: Kardeşler arasında yaş farkı en az 2 yıl, en fazla 4 yıl olabilir.

Tek çocuk olmak birçok yönden dezavantajlıdır. Öncelikle çocuk paylaşımı öğrenemiyor; çünkü herhangi bir şeyi paylaşmak zorunluluğuyla karşı karşıya gelmiyor. Anne baba sevgisini paylaşmıyor, oyuncağını paylaşmıyor, giyeceklerini paylaşmıyor, çikolatasını paylaşmıyor.

Tek olmanın çocuk açısından avantajı, her istediğini anne babasına aldırabilmesidir. Birçok çocuk olduğu zaman ebeveyn bazı şeyleri almaya karar verirken daha dikkatli davranmak zorunda kalır; çünkü aile bütçesini hesaba katar. Bir çocuk olduğu zaman anne baba, �ne de olsa tek çocuğum var, gözü bir şeyde kalmasın� diye düşünerek alır.

Tek çocuk olmak beraberinde şımartılmayı da getirir. Aynı zamanda çocuğun sosyal becerileri yeteri kadar gelişmez. Anne baba çocukla ne kadar çok ilgilenirse ilgilensin, yine de akranlarına gereksinimi olur. Ailede birden fazla çocuk olduğu zaman, çocuklar birlikte yaşamayı, paylaşmayı ve yaşama dair birçok şeyi birlikte öğrenirler. Kardeş kavgaları dahi çocuk için eğitici birçok unsur taşır.
Eğer anne baba tek çocukla yetinmek mecburiyetindeyse, 3 yaşından sonra mutlaka çocuğu okul öncesi eğitimi sağlayan bir kuruma vermelidir. Aşırı şımartıcı davranışlardan kaçınmalı ve çocuğa paylaşımcı bir kişilik kazandırmalıdır.

Lise ikinci sınıfta okuyan bir öğrencinin yazdığı kompozisyondan şöyle bir alıntı eklemeyi uygun gördüm:

Tek çocuk olmanın acısını bilemezsiniz. Bu acıyı pek hissettirmem; ama hep içinde bir yara gibi taşırım. Çocukken anneme �Neden benim de kardeşim yok?� diye zaman zaman sorardım. Annem baştan savıcı cevaplar verirdi. Okuldaki arkadaşlarıma, komşu çocuklarına gıptayla bakardım; çünkü onların kardeşleri vardı ve evlerinde hiç yalnızlık çekmezlerdi. Canları sıkılınca kardeşleriyle oynarlardı, benim ise oynayacak bir kardeşim yoktu ve bu durum canımı çok acıtıyordu. Teneffüslerde arkadaşlarımın ablaları, ağabeyleri gelirdi yanlarına ya da arkadaşlarım alt sınıflardaki kardeşlerinin yanlarına giderlerdi. Ben çoğu kez �kardeşim var ama daha küçük diyerek hayalimde oluşturduğum kardeşimden söz ediyordum.� Biriyle kavga ettiğimde ona destek veren bir kardeşi çıkagelirdi ama bana destek veren bir kardeşim olmadı ve olmayacaktı; çünkü annem çalışıyordu, çalışan kadınların çocuklarına bakacak kimse olmayınca çocuk doğuramıyorlardı. Zaten beni de 4 yaşına kadar anneannem büyütmüştü. Anneannem artık yaşlandığı için yeni bir çocuğa bakamayacağını söylemişti. Şimdi düşünüyorum da sırlarımı paylaşacağım, dertleşeceğim bir kardeşimin olmaması ne kadar kötü. Çocukluktan beri kardeş hasreti çekiyorum. Büyüdükçe bu hasretin biteceğini sanıyordum. Hâlbuki büyüdükçe bunu daha keskin bir biçimde hissediyorum. Bayramlarda ziyaret edebileceğim veya borç para isteyebileceğim bir kardeşim yok ve bana dayı ya da amca diyebilecek yeğenlerim olmayacak. Ne kadar sıkıcı bir yaşama sahibim değil mi?

İşitme engelli çocukların eğitimi konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaklaşımı

İşitme engelli çocukların eğitimi konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaklaşımı ve bu konudaki düzenlemeler nasıldır?

Özel eğitim okullarında işitme engellilere okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde eğitim verilmektedir. Okul öncesi eğitimi dışında her kademede, işitme engelli öğrenciler yatılı ve gündüzlü olarak eğitim görmektedirler. İşitme engelli çocukların okul öncesi eğitimlerinde, çocuklara günlük yaşamda gerekli bazı temel davranışlar kazandırılmakta ve çocuklar ilköğretime hazırlanmaktadır. Ayrıca işitme engelli öğrencilerin normal okullarda akranlarıyla birlikte eğitim görmelerine de önem verilmektedir. “Kaynaştırma” olarak tanımlanan bu uygulamaların yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Böylelikle akranlarıyla sosyal ve duygusal yönden hayatı paylaşımları sağlanmaktadır.

İşitme engelli çocukların eğitimlerinde ortam düzenleme, eğitimin kalitesini büyük ölçüde etkilemektedir. Sınıfların yalıtımı, uygun araç-gereç ile donatımı ve çocukların ferdî grup işitme cihazları ile eğitim faaliyetlerine katılımları esastır. Bakanlığımız işitme engelliler okulları ve işitme engelliler özel sınıflarının uygun eğitim ortamlarına kavuşturulması yönünde yürüttüğü çalışmaları devam ettirmektedir. İşitme engelliler ilköğretim okullarında dudaktan anlama ve ses eğitimi çalışmaları, Türkçe dersi içinde ve çocukların davranış gelişimlerine uygun olarak düzenlenmektedir.

İşitme engelliler ilköğretim okullarından ve özel sınıf kaynaştırma programından mezun olan öğrencilerden durumu uygun olanlar İşitme Engelliler Çok Programlı Liselerine veya Endüstri Meslek, Ticaret Meslek ya da Kız Meslek Liselerine Bakanlığımızca sınavsız olarak yerleştirilmektedir. İstanbul, Kayseri, İzmir, İçel, Ordu, Trabzon, Isparta ve Afyon-Bolvadin’de işitme engellilerin eğitimi için çok programlı lise uygulamasına başlanmıştır. Bu okullarımızda öğrencilerimize akademik eğitimin yanı sıra meslek eğitimi de verilmektedir.

İşitme Engelli Çocuğu Olan Ailelerin İzlemesi Gereken Süreç Nasıldır?

İşitme engelli çocuğu olan aileler hastanelerden işitme engeliyle ilgili aldıkları raporla oturdukları yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezine başvururlar. Rehberlik ve Araştırma Merkezinde işitme engelli çocukların eğitsel durumlarıyla ilgili olarak inceleme raporları düzenlenmektedir. Rehberlik ve Araştırma Merkezince gerekli belgeler düzenlenerek yerleştirme için İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilmektedir. Yerleştirme, İlköğretim ve Özel Eğitim Yönetmeliklerine göre yürütülmektedir. Okul yönetimlerinin bu konudaki keyfi tutumları İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce takip edilmektedir.

Ülkemizde Kaç Tane İşitme Engelliler Okulu Var? Sizce Bu Sayı Yeterli mi?

Ülkemizde 48 tane işitme engelliler ilköğretim okulu ile 8 tane İşitme Engelliler Çok Programlı Lisesi bulunmaktadır. Öğrenciler kaynaştırma eğitiminden yararlanamayacak durumda ise ve bulunduğu yerde de işitme engelliler okulu yoksa kontenjanı müsait olan en yakın işitme engelliler okuluna yerleştirilmektedir.

Ülkemizde Eğitim almak isteyip, eğitim alamayan işitme engelli öğrenci bulunmamaktadır.

Ülkemizde, Eğitim Çağındaki işitme Engelli Çocukların Sayısı/Oranı Nedir?

Uluslar arası ölçek olarak kabul edilen engelli nüfusun genel nüfusa oranı olan %14 oranında ve 1997 Genel Nüfus Sayımı Sonucuna göre, işitme engellilerin genel nüfusa oran %0.6 olup tahminen engelli sayısı 377.193′tür. Bu oranlara göre işitme engelliler alanında 135.500 öğrenim çağında nüfusumuzun varlığı tahmin edilmektedir.

Türk Milli Eğitim Sisteminde İşitme Engelli Çocukların Eğitimine Ne Zaman / Kaç Yaşında Başlanıyor?

Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler İlköğretim Okulunda (proje okulu) 4 yaşında eğitime başlanılmaktadır. Diğer işitme engelliler ilköğretim okullarında ise hazırlık sınıfı hariç normal öğrencilerle aynı yaşta ilköğretime başlanılmaktadır.

İşitme Engelli Çocuklara Özel Eğitim Kaç Yaşma/Ne Zamana Kadar Veriliyor?

İşitme engelli çocuklara örgün eğitim kurumları içerisinde 18 yaşına kadar eğitim verilmektedir.

İşitme Engelliler Okullarının Bulunmadığı Yerlerde Çocuklar Eğitimden Nasıl Yararlanıyor?

İşitme engelliler okullarının bulunmadığı yerlerde işitme engelli öğrenciler kaynaştırma eğitiminden faydalanmaktadırlar. Durumu kaynaştırma eğitiminden yararlanmaya uygun olmayanlar ise en yakın parasız yatılı işitme engelliler ilköğretim okuluna devam etmektedirler.

Anne ve babalara “Sarsılmış Bebek Sendromu” uyarısı

Anne ve babalara “Sarsılmış Bebek Sendromu” uyarısı

ANKARA (İHA) - Uzmanlar, ağlayan bebek karşısında öfkesine hakim olamayan anne babaların şiddetle sarstıkları bebeklerinin zihinsel engelli olmasına, hatta ölümüne yol açabileceğini söyledi.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Figen Şahin, “Susturulamayan, sürekli ağlayan bir bebeği, anne ve babanın öfkesini kontrol edemeyerek kollarından ya da göğsünden tutup sarsması bebeğin beyninin sarsılmasıdır. Bu sarsılmış bebek sendromudur” dedi.

Bu sendroma maruz kalan bebeklerin üçte birinin engelli kaldığını, üçte birinin ise öldüğünü kaydeden Şahin, “O yaştaki bir bebeğin beyin kontrolü iyi değildir. Başı gövdesinden büyüktür. Sarsılma olduğunda 280 derecelik bir açı yapar. Beyin sarsılır ve kanama olur. Özellikle 2 yaşın altındaki risk çok daha büyük, ancak bebek 5 yaşına gelene kadar anne babaların öfkelerini kontrol etmeleri gerekiyor. Dışardan bakınca bir rahatsızlık yok ama beyin kanaması, solunumun durması, hafif nörolojik belirtiler olur. Beyin hücresinin kopması, uzun dönemde zeka geriliği, felç, işitme ve görme kaybı olur” diye konuştu.

Bebeğin ağlamasıyla baş edemeyen ve öfkelenmeye başlayan anne babaların yardım almasının önemine dikkat çeken Şahin, “Bu konuda anneanne, teyze, komşudan yardım alınabilir. Ya da bebek ağlasa bile yatağa bırakıp biraz sakinleştikten sonra bebeğe bakmak için geri dönülebilir” dedi.

Şahin ayrıca, bebeği severken bile dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Çocuklarda Abartılmış Sevgi ve Aşırı Koruyuculuk

Çocuk ailesine olan bağımlılığını dış çevreye de genelleyebilir.Onu himayesi altına alabilecek herkese karşı bağımlı olmaya başlar
Aşırı istenilen,geç kavuşulan,tek çocuk,ilk çocuk,tek erkek veya kız çocuk,en küçük çocuk,geniş bir sülalenin tek erkek çocuğu gibi çocuklar genellikle abartılmış sevginin odak noktası olurlar.El bebek gül bebek büyütülürler.Kucaktan yere indirilmezler.Genellikle bu tür çocuklar erken konuşup geç yürürler.Aile tarafından çocuğun her çağrısına cevap verilir.Bir kral gibi her dediği hiç istisnasız anında yerine getirilmeye çalışılır.Bu tür çocukların üzerlerine titrenir.Ağlamasın,üşümesin,terlemesin hasta olmasın, yorulup incinmesin,mikrop kapmasın diye aile üyeleri ellerinden gelen tüm gayreti gösterir.Adeta çocuk bir cam fanus içinde büyütülür.

Abartılmış sevgi ve aşırı koruyuculuk daha çok anne çocuk ilişkisinde ortaya çıkmaktadır.Aşırı koruyuculuğun ve sevginin altında yatan ana sebep annenin yalnızlığı ve hayattan özellikle de eşinden ve evliliğinden beklediğini bulamamış olmasıdır.Aşırı koruyucu anne çocuğuyla öyle bütünleşir ki onun büyüdüğünü ve olgunlaşabileceğini asla kabul etmek istemez.Bu tür anne baba lar (Çocuklar genelde üç yaşından itibaren rahatlıkla kaşık kullanabilir)çocukları 8-9 yaşlarında olmasına rağmen yemeklerini kendileri yedirmek isterler. Ergenlik çağında bulunan 13-14 yaşındaki çocuklarına kendileri banyo yaptırmak isterler.Çocuğun veya gencin kıyafetlerini anne baba seçer.Çocuğa evde seçim konusunda pek söz hakkı verilmez.Çocuk ergenlik çağına girmiş olmasına rağmen anne çocuğuyla yatmak ister.Sebep olarak da “Geceleyin çocuk korkulu bir rüya görür de, korkarsa ben onun sesini duyamam,onun yanın da olmalıyım .”gibi bahaneleri vardır.Anne bu tür davranışlarıyla çocuğuna olan derin sevgisini dile getirdiğini ve çocuğuna yardım ettiğini düşünmektedir.Ama gerçekte kendi yalnızlığını ve mutsuzluğunu ,çocuğuna kendisini ada¤¤¤¤¤ telafi etmeye çalışmaktadır.Çocuğunu kendine aşırı bağımlı yaparak kendisini değerli ve eşi bulunmaz hissetmektedir.Çünkü çocuk en ufak davranışta dahi annesinin fikrini almaktadır.Anne çocuğu kendisine tutsak etmekte ve bağımlı kılmaktadır. Aşırı koruyucu ve abartılı sevgisi olan anne babalar çocuklarına derin duygusal bağla bağlıdırlar.Anne baba çocukları için sebepsiz yere aşırı kaygı içindedirler.Bu kaygı da onları çocuklarını aşırı korumaya yönlendirir. Çocuğu mutlu edemeyeceklerini düşündükleri için hep endişelidirler.Çocuğa karşı boğucu şefkat gösterirler.

“Çiçeğin suya ihtiyacı vardır ama çok sularsanız ölür gider.”

Bu tür ailelerde çocuğa doğal yaşam hakkı verilmez.Onu ilgilendiren kararlar da yaşı kaç olursa olsun fikri sorulmaz.Çocuğa ve onun problemlerine karşı objektif davranılmaz.Çocuğun yanlışları anne baba tarafından görülmek istenmez, olanlar ise bertaraf edilmeye çalışılır. Anne baba çocuğa yaptırmak istedikleri bir davranış için duygu sömürüsü, (yemedim yedirdim,giymedim sana giydirdim, gençliğimi sana feda ettim..) metodu ve şiddetli şefkat yöntemi kullanırlar.

Aşırı bağımlı bir çocuk kendine ait bir kişilik yapısı geliştirmekte çok zorlanır.

Abartılmış Sevgi ve Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimi Üzerinde Kalıcı Etkileri

Aşırı koruyucu ve abartılmış sevgi ile büyütülen çocuklar hayata ve sosyal yaşama gereğince hazırlanamazlar. Hayattan edinmeleri gereken deneyimleri edinmeden hayatla karşı karşıya kaldıklarında uyum sağlamakta güçlük çekmektedirler.Ailenin sıcak kucağından ayrılmak istemezler.Toplum içinde bu tür çocuklara”Anne kuzusu” veya “Süt çocuğu” gibi isimler takılmakta ve bu şekilde muamele görmektedirler.Beceriksiz, çekingen ve sakar görünürler. Atılım ve başarma gücünden, kendilerini kabul ettirme istek ve yetene ğinden yoksundurlar.İçlerindeki cevher kolay kolay su yüzüne çıkmaz . Çoğunlukla başarısız ve mutsuz olurlar.Toplumsal yaşam bir kavga ve bir güç yarışıdır.Çocuk bu yarışta baştan yenilgiyi kabul eder.Çocukta yarışma isteği dahi görülmez. Aileden uzak yaşamak çocuk için oldukça acıdır.

Ailenin aşırı hoşgörüsü ve çocuğa olan düşkünlüğü çocuğu bencil yapar. Çocuk dünyanın merkezi olarak kendisini görür.Daima dikkat çekmeye ve etrafındaki kişileri kendi emri altında tutup,hizmet ettirmeye çalışır.Çok zayıf bir sosyal uyumu vardır.Arkadaş çevrelerinde lider olmadığı zamanlar dışlanırlar. Çocuk kendini topluma kabul ettirmek için zaman zaman isyankar davranışlar sergileyebilirler.

Çocuk ailesine olan bağımlılığını dış çevreye de genelleyebilir.Onu himayesi altına alabilecek herkese karşı bağımlı olmaya başlar.Yaşamı boyunca bu böyle devam eder. Ailesinden gördüğü sevgi ve himayeyi de eşinden bekler. Hiç büyümeyen “Yetişkin-çocuk” olarak kalırlar.

Anne baba olarak çocuğa doğal yaşam fırsatını vermeliyiz.Psiko-sosyal gelişimi için yardımcı olmalıyız. Gelecekte girişimci,sosyal ve olgun bir kişi olması için imkanları sağlamalıyız.

Çocuklar hayatları boyunca kendi ayakları üzerinde kendileri durabilmelidirler.Anne baba olarak bizim görevimiz çocuklarımıza iyi örnek olarak rehberlik etmek ve kendi başlarına sağlıklı ,mutlu bir hayat sürmeleri için gerekli imkanları sağlamak ve eğitimi verebilmektir.

Sohbet, chat, sohpet, netlog, netlok, aygulumEskiden Anne Olmak Daha Mı Kolaydı?

ESKİDEN ANNE OLMAK DAHA MI KOLAYDI ?

Anne olmak� Hiç şüphesiz harika bir duygu. En zor koşullarda çocuğunu büyüten anneler bile içtenlikle bu cevabı verebiliyor. Şimdiki anneler ; toplumsal olarak daha fazla rol taşıyor. Hem mutlu bir eş , hem iyi bir anne hem de başarılı bir iş kadını olma çabası gösteriyor.

Bu inanılmaz çabanın içerisinde yorgun düşen annelerin sayısı oldukça fazla. Yorgunluğun nedenlerini çalışan annenin bir gününü inceleyerek rahatlıkla bulabiliriz:

Sabah gözlerini açtığında kendisinden önce uyanan küçük aşkına özlemle sarılmak, sağlıklı büyümesi � beslenmesi için ona kahvaltı hazırlamak, eşinin kıyafetleri ile ilgili sorularını cevaplamak , işe gitme vakti geldiğinde bebeğinin ağlamaması için ona sıcacık öpücükler ve ikna sözcükleri ile veda etmek. ( Bir çok anne bu ayrılık anlarını bizlere klinik ortamlarda gözyaşları ile anlatmaktadır. ) Aklının evde kaldığını hissetse de bu duygularına gem vurup iş yerine kocaman bir gülümseme ile girmek. Toplantılara katılmak, müşterilerle iyi ilişkiler kurmak , gün içerisinde bakıcıyı ya da anaokulunu arayıp nasıl olduğunu sormak ve akşam yapılacaklarla ilgili bir plan oluşturmak. İş bittiğinde ayaklarını uzatıp bir koltukta sızmak isteği ile eve girse de çocuğunun �Anneeee!!..� sözcükleri ile sımsıcak olan bu karşılama ona yeni sorumlulukları hatırlatır ve bir koşturma daha başlar. Yemekler, bulaşıklar, günün özeti sohbetler, çocukla oyun , dersler, eşle kısa bir nasılsın- günün nasıl geçtiler, evin yeniden toparlanması, ertesi gün yapılacaklar ve uykuya geçiş .. Saatin geç olduğunu fark etse de bugünün iyi bittiği huzuru içinde , her şeyi kabullenerek yeni gün için gözlerini kapatmak. İşte bugünün anneleri..

Eskiden anneler çoğunlukla çalışmıyordu. Evdeydi ,eşini gülümseyerek yolcu ettikten sonra evdeki işlerini yapar , çocukları ile birebir ilgilenir, onlara yeterli düzeyde ilgi ve sevgi gösterebilirdi. Okul toplantılarına gidebilir, gerekli bilgileri öğretmeni ile karşılıklı konuşarak alınması gereken önlemleri alabilirdi. Komşuları ile yaptığı oturma sohbetleri ve çarşı alışverişleri ile kendisine zaman da ayırabiliyordu.

Şimdiki anneler ; çocukları ile yeterli düzeyde zaman geçiremediği için mutsuz oluyor. Suçluluk duyguları ve yeterli bir anne olamama düşüncesi ile daha gergin , sinirli olarak çocukları ve eşleri ile daha fazla çatışmalar yaşayabiliyor. Özellikle de; çocuklarının bebeklik döneminde çalışmak zorunda olan annelerde bu durumla daha fazla karşılaşıldığını gözlemliyoruz. Yapmak istediklerine bir türlü yetişemeyen, uykusuzluk nedeni ile dinlenemeyen kadınlarda cinsel problemlerde de artma gözlenmektedir. Bu süreç de sağlıklı bir evlilik yapısına büyük zararlar vermektedir.

Teknolojinin gelişmesi ile ; şimdiki anneler ev işlerinde daha rahat gibi gözükse de bir annenin ailedeki rolü oldukça fazla olduğundan saatler gün içerisinde bir türlü yeterli olmamaktadır. Şimdiki babalar eski babalara göre evde eşlerine daha yardımcı. Mutfakta ya da çocuklarla ilgili sorumluluklarda birebir rol alabiliyor. Bu aktif katılım şimdiki annelerin işini biraz daha kolaylaştırıyor tabiki. Evdeki sorumlulukların eşler arasında paylaşılması eşler arasındaki iletişimin artmasına ve evlilik ilişkisinin güçlenmesine neden olabilmektedir. Bu desteği eşinden yeterli düzeyde göremeyen kadınlarda bunun aksini de düşünebiliriz.

Şimdinin anne babaları yaşama karşı daha endişeli ve kaygılı gözüküyor. Çocuklarının geleceği için dünyayı daha tehditkar algılamaları , yaşamın zorlukları karşısında ayakta durmak için gerekli becerilerin ve eğitimin kazanılması gerektiği ile ilgili yoğun endişeler anne babaların çocuklarının büyüme sürecinde daha fazla müdahaleci , takipçi ve gözlemci olmalarına neden oluyor. Bu fazla müdahaleci davranışların, kaygıların, koruyucu ve kollayıcı aile yapısının çocuğun yaşamı boyunca ailesine daha bağımlı olması , daha fazla ihtiyaç duyması ya da bu müdahalelerden sıkıldığı için tepkisel davranması sonucunu doğurduğunu gözlemlemekteyiz.

Bugünün değişen evlilik anlayışı ve çalışan kadının özgürleşmesi ile boşanmaların geçmiş dönemlere göre daha fazla arttığını araştırmalar da gösteriyor. Evlilik ilişkilerinde yaşanan çatışmalar ve bu çatışmaların boşanmalarla sonlanması çocukların maddi ya da manevi sorumluluklarının çalışan anne tarafından daha fazla alınmasına neden olabiliyor. Boşanmış bir kadının toplumdaki yeri, anne olmasının vermiş olduğu toplumsal sorumluluklar da bugünün annelerinin en çok zorlandığı durumlardan biridir. Bu süreçlerde de anneanneler ,babaanneler ve dedeler çalışan ya da yorgun olan anne adayına daha fazla destek olmaktadır. Bu ilgi ve sevgi dolu desteğin varlığı bugünün anneleri için büyük bir şanstır.