Evlilikte Cinsel Yaşam Ve İlk Cinsel İlişki

Evlilik, kadının ve erkeğin beraber yaşamak üzere karşılıklı anlaşma ile oluşturdukları sosyal bir kurumdur. Bu kurum sevgiyi, saygıyı, cinselliği, mutluluğu ve üzüntüyü dahi paylaşmayı içerir. Evlilik kadının ve erkeğin sahip olduğu temel haklardan bir tanesidir. Evliliğin toplum tarafından kabul görmesi içinde yasalar çerçevesinde onaylanması gerekir. Gelenek ve göreneklerde evliliğin oluşmasını ve yapısını etkilemektedir. Kadının ve erkeğin sosyal yaşamdaki rolleri daha doğar doğmaz yetiştirilme tarzları ile başlar. Bu roller toplumsal ve kültürel farklara göre bazı değişikliklere uğrasalar da temelde aynı esaslardadırlar. Kadının yapısı itibarı ile daha duygusal olması kolay incinip kolay sevinmesi hormonları ile ilgili olup bu onun annelik yapabilmesi için gereklidir. Kadın adet gördüğü zaman veya gebe kaldığı zaman veya doğum yaptıktan sonra fiziksel olarak eskisine nazaran daha güçsüz düşer. Bunun sonucunda da erkek koruyucu ve kollayıcı olmak zorundadır.

Kadın ve erkek ilişkisindeki en önemli şey kadını kadın ,erkeği erkek olarak kabul etmek ve karşı tarafın istek ve arzularına saygı duymaktır. Çünkü daha evvelde söylediğimiz gibi daha bebeklikten itibaren farklı yetiştirilir ve farklı hissetmeye başlarız. Bir kadının bir erkeğin nasıl düşündüğünü veya bir erkeğin bir kadının niçin farklı davrandığını anlamasına imkan yoktur.

Çünkü farklı hormonlar etkisi altında olunca karşı cinsin bilemediği ve anlayamadığı duygular gelişir. Mesela kadınlar erkeklerin niçin seks isteklerini kontrol edemediklerini ve devamlı seks istediklerini (daha doğrusu duygusuzca seks yapabilmelerini)pek anlayamazlar. Kısaca açıklayacak olursak erkeklerde devamlı sperm ( meni ) üretimi vardır ve bunun depolandığı kesenin kapasitesi eğer hiç boşalma olmazsa yaklaşık dördüncü günden sonra dolar ve sanki idrar torbanız dolduğunda nasıl işeme arzusu duyuyorsanız ve bu ilerledikçe rahatsızlık yaratıyorsa, erkekte eğer boşalmadığı süre dört gün veya daha fazla olursa devamlı kontrolsüzce seks arzusu duyacak sonuçta belki de saldırganlaşacak ve hatta istenmeyen olaylarla karşılaşılacaktır. Bazen ise doğanın bir savunma sistemi olarak ilişki kuramayan veya masturbasyon yapamayan erkek uykusunda boşalacaktır. Bu gerçeği göz önüne alarak hanımlarımızın eşlerine olan yaklaşımlarına daha iyi değerlendirmelerini istiyoruz ve aralarında olabilecek bazı problemleri cinsellikten uzak durarak onları istedikleri şekilde yönlendirebileceklerini düşünürlerse en yanlış şeyi yapmış olacaklardır.

Erkeklerde kadınları oldukları gibi kabul etmeli ,onların yaşam tarzlarına ve duygusallıklarına saygı göstermelidirler, çünkü bu kadının doğasının bir gereğidir ve duygusal olmayan bir kadın ne erkeğini mutlu edebilir ne de iyi bir anne olabilir.

O zaman karşılıklı sevgi ve saygı ,birbirinin isteklerini anlama ve destekleme evliliğin temel şartlarındadır. Farklı iki cinsin arasındaki diğer insanlardan farklı olan iletişim cinselliktir ve özel olmalıdır.

 


Sohbet, chat, sohpet, netlog, netlok, chat odaları, sohbet odaları

Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır derler ya, bu söz bilinçaltında seks için söylenmiş olsa gerek…

Bir kadının farklı yaşlardaki cinsel deneyimleri kesinlikle birbirinden farklılık gösteriyor. Cinsellikte yaş sınırı yoktur ama her yaşın kendine özgü bilinmesi gereken gerçekleri vardır.

Vücut, enerji, duygular, sekse bakış açışı, hayal gücü, kısacası, cinselliği etkileyen her unsur değişiyor ve gelişiyor. Ancak her yaş, güzelliklerin yanında birtakım sorunları da beraberinde getiriyor.

Ne gibi değişimlere maruz kalacağınızı bilip, bunları kabul ederseniz, her yaşta cinsellikten ayrı bir tat almayı, her seferinde farklı ama muhteşem orgazmlar yaşamayı başarabilirsiniz. İşte üç farklı yaşın üç farklı cinsel yaşam analizi…

20li yaşlarda

Seksin olumlu yanı?

Kaslarınızın en sıkı ve gergin olduğu dönem, özellikle de doğum yapmadıysanız… Kan dolaşımınız hızlı olduğu için daha çabuk tahrik olursunuz. Vücudunuzun diriliği ve inceliği kendinize güvenmenizi ve sekse yatkın olmanızı sağlar. Cinselliği yeni yeni keşfetmeye başladığınız ve bundan büyük bir heyecan duyduğunuz yaşlar 20′li yaşlardır. Gençlik ve dinamizm, güzellik ve arzu, erkekler ve seks… Yepyeni bir denize yelken açmanın keyfini sürersiniz.

Seksin olumsuz yanı?

Acemilik dönemini henüz tam olarak atlatamadığınız için, sabit bir ilişkiniz yoksa -hatta varsa da- isteklerinizi dile getirme ve partnerinizin isteklerine duyarlı olma konusunda biraz tutuk davranırsınız. Uçuk fantezilerinizi gerçeğe dönüştürmeye utanır, karşı tarafın sizin hakkınızda yanlış fikirlere kapılmasını istemezsiniz. Bu duygular da sizi, seksi ve orgazmı doya doya yaşayabileceğiniz bir dönemde bunu yapmaktan alıkoyar. Kısacası, orgazm olurken ses çıkarmamaya, hatta bunun için ağzınızı kapamaya çalıştığınız, zaman zaman biraz gülünç duruma düştüğünüz bir dönemdir 20 yaş ve sonrası.

Ne yapabilirsiniz?

İşe, vücudunuzu keşfetmekle başlayın. Siz bedeninizi yeterince tanımaz, zevke açık ve duyarlı bölgelerinizi bilmezseniz, bunu karşı tarafa nasıl gösterebilirsiniz ki? Hiçbir şeyi aceleye getirmeyin ve paniğe kapılmayın. Aptal durumuna düşme korkusunun kronikleşip sizi cinsellikten soğutmasına ve orgazm olmanızı engellemesine izin vermeyin. Ama ‘çok fazla zevk almıyorum, neden acaba?’ sorusunu da sakın kafanıza takmayın çünkü bunu yaparsanız daha da fazla gerilirsiniz. Bu işi biraz zamana bırakın. Emin olun, ilerleyen yıllarda çok daha muhteşem orgazmlar yaşayacaksınız.

30′lu yaşlarda

Seksin olumlu yanı

Deneyim ve tecrübe dengesinin ideal olduğu bir döneme girmişsinizdir. Artık daha düzenli bir şekilde orgazm olmaya başlarsınız. Bilhassa 30′ların başında vücudunuzu hem çok iyi tanır, hem de çok beğenirsiniz. Seks sizin için gözünüzde büyüttüğünüz bir olay değil, gündelik hayatın eğlenceli ve renkli bir parçasıdır artık.

Seksin olumsuz yanı

30′ların sonuna doğru hormon seviyeniz düşmeye başlar ve beraberinde vajinal kuruluk ortaya çıkar. Doğum yaptıysanız kaslarınız artık eskisi kadar güçlü değildir. Evliyseniz cinsel hayatınız büyük olasılıkla tekdüzeleşmeye başlar.

Ne yapmalısınız?

Kaslarınızı sıkılaştırmak ve forma girmek için spor yapmaya başlayın. Beyninizi sekse yönlendirmek içinse yapabileceğiniz birçok şey var. Öncelikle evliyseniz eşinizle yeni deneyimler yaşama konusunda harekete geçin ve düş gücünüzü de harekete geçirin. Sevişirken sevişmekten başka hiçbir şeyi düşünmemeye çalışın, nasıl olsa daha sonra sorunları çözmek için bol bol vaktiniz olacak. Seksi önemseyin ve ilk gençlik yıllarınızın heyecanını yakalayıp bugünün tecrübeleriyle birleştirmeye bakın.

40′lı yaşlarda

Seksin olumlu yanı

Sürpriz! Yapılan araştırmalar 40- 49 yaş arasındaki kadınların her sevişmelerinde orgazm olma şanslarının, 20′lerinde ve 30′larında olanlara göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Evlilik ve işten kaynaklanan sıkıntılar azalmış, düzen oturmuş, sekse konsantre olmak için beyinde yer açılmıştır. Yaşadığınız olumlu ya da olumsuz tüm deneyimlerden aldığınız derslerle, vücudunuzu ve partnerinizin vücudunu avucunuzun içi gibi tanıyarak ve fantezilerinizi hayata geçirerek harikalar yaratabilirsiniz.

Seksin olumsuz yanı

Tabii ki menopoz… Bu durum hormonlarınızın daha da azalmasına, daha sinirli olmanıza ve seks sırasında sıkıntı ve acı hissetmenize neden olabilir.

Ne yapmalısınız?

Pes etmeyin! Düzenli seks, işin sırrı burada… Haftada en az iki kez sevişmek cinsel isteğinizi daha da arttıracak, enerji seviyenizi yükseltecek ve sizi dinçleştirecektir. Bunun yanında düzenli olarak spor yapmayı sakın ihmal etmeyin. Cinsel sıkıntılar yaşıyorsanız bunları partnerinizle paylaşmaktan ve çözüm yollarını onunla birlikte aramaktan çekinmeyin

Kadinlar evlilikten ne ßekler?

Bir çok kadının genelde evlilikten korktuğu bir gerçektir. Evlilikten değil de eşlerinden ve bu hayat tarzının kendi gelecek hayaller ile uyuşup uyuşmadığı konusunda kaygılar taşırlar. Şimdi bir gerçeği vurgulayalım ki ” Hiçbir erkek kadının istediği gibi bir eş olamaz.” Bu konu aslında kadının olduğu kadar erkeğinde evlilikten beklentilerinin olması ile alakalıdır.
Kadın evde kendisine bir nevi yardımcı olacak, gerektiğinde kendi üstüne düşen sorumlulukları güvenle eşine devredecek, çamaşırları yıkayacak, ütü yapacak, bulaşık yıkayacak, evi temizleyecek, çocuklarla ilgilenecek kısacası hayatı sonuna kadar kendileri ile paylaşan bir erkek ister.Bu bir kuraldır ve her kadın mutlaka ucundan kıyısından ya da tamamen aynı şeyleri ister. Peki erkek ne ister yada bekler. Ev işlerini tamamen kadına yıkmak ister. İşte bu noktada mutlu bir yuva nasıl olur derseniz cevabı basit. Her iki tarafında isteklerinin % 30’ u gerçekleşir ve geri kalanlar sineye çekilir. Evlilikte istek olmamalı aslında her iki tarafta içinden gelenleri yaparak yuvaya katkıda bulunsa, yapılan şeyler severek yapıldığı için ileride önünüze temcit pilavı gibi gelmez. Başınıza kakılmaz hiçbir şey. Kadın evlilikte incelik ister. Kibar, saygılı, nazik bir eş için canlarını feda edebilirler. Bir evde kadın gerçekten düzenin sağlayıcısıdır. Her başarılı erkeğin arkasındaki kadın, dağıtan erkeği toplayan kadındır. Erkek sadece ortalığı değil kafasını da dağıtır. İş hayatında stres yaşayan erkekler özellikle incelik pratik çözüm konusunda eve pek bir katkıda bulunamazlar. İşte bu eksikliği gidermek kadınlara düşmekte. Ya eşini ayıkması için uyarır yada gerek kalmadan kendisi çözüm bulup uygular. Bu çözüm bulup uygulama kısmı erkeklerin en hoşuna giden şeydir. Başta söylediğimiz sorumlulukların devredilmesi erkeklere büyük haz verir. Şöyle bir inanış vardır.
Erkek ev işlerinin kadının sorumluluğu olarak gördüğü şeylerdir ve bunlar yapıldığı zaman mutlu olup karısını daha çok sever ve bağlanır. Kadın ise bu işlerin birlikte yapılması gerektiğini düşünür ve hangi ev işini yaparsa yapsın eşinin o işte kendisine yardım etmesini ister. Bu kadının, her kocasının yardım etmediği bir ev işi yaptığında kocasından uzaklaşmasına olumsuz düşünmeye başlamasına sebep olur. Görüldüğü üzere bir evin mutluluğu huzuru kadına ve tamamen kadına bağlıdır.
Kadın bu huzur ve mutluluk ortamını tek başına kurmak durumunda değildir tabii ki fakat. erkekler bu konularda çok ince düşünceye sahip değillerdir ve yine eşlerinden beklerler bir takım şeyleri. Eğer evinizde huzur istiyor ve bir kadın olarak mutlu bir ev yaşantısı istiyorsanız, eşinize yapabileceğini ve yapmaktan zevk aldığını bildiğiniz şeyleri yaptırmak, geri kalan şeyleri ise kendi sorumluluğunuz olarak değerlendirip yaparken mutsuz olmamak gibi bir yolu seçebilirsiniz.

Ailede Reislik Sarayının 6 Altın Sütunu

Ailedeki değişim, tüm sosyal kitlelerdeki değişimi tetikler, hatta derinden etkiler.
Bu büyük etkileşimde ailenin lideri anne babaya büyük pay düşmektedir.

Aile, toplumun en temel birimi, çekirdeğidir.
Güçlü aile birliktelikleri, güçlü toplum çınarlarını oluşturur.
Ailedeki değişim, tüm sosyal kitlelerdeki değişimi tetikler, hatta derinden etkiler.
Bu büyük etkileşimde ailenin lideri anne babaya büyük pay düşmektedir.
Anne babanın, ailedeki liderliği bir saraya benzetilirse; bu sarayın 6 büyük sütun üzerine kurulduğundan bahsedilebilir.

Lider; etkileyen’dir.
Yöneten değil, yürekten takip edilendir.
Ailede de; ebeveynler, içerisinde bulundukları aile sisteminin atan nabzı gibidirler.
Çocuklarını, gönülden etkilemek, güzel ilkeler, değerler ve inançlar ile yoğurabilmek adına, anne babanın liderliği toplumu da etkileyecektir.

1. Sütun; Vizyon

Anne babanın ailede etkin bir konumda olabilmesi adına sahip olmaları gereken en önemli unsur; vizyondur.
Öncelikle, anne babanın hayalinde aileleri için bir büyük hayal olmalıdır.
Şu soru, ailede vazgeçilmez sorudur;
“Biz aile olarak niçin varız?
Ufkumuzu tutan temel sevdamız, varlık gayemiz nedir?” bu sorunun cevabı, tüm aile fertlerini ateşleyecek kadar etkileyici ve yüksek olmalıdır.

2. Sütun; Hitabet

Anne baba, güçlü vizyonlarını, ailenin diğer fertlerine de etkili bir şekilde ifade edebilmelidir.
Zihinlerindeki yüksek ideale, tüm aile olarak kilitlenip, birlikte harekete geçmek için, anne babanın iyi hitabet sahibi olmaları gerekmektedir.
Konuşmalarıyla, aile fertleri için seçtikleri özel hitap ifadeleriyle, hedefe sürekli motive eden konumunda olmalıdırlar.

3. Sütun; Kişisel Liderlik

Anne baba, önce kendi hayatlarının lideri olmalıdırlar.
İdeallerinin tutkunu olarak yaşamalıdırlar.
Hedefli bir insan olma adına hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalıdırlar.
Aile bireyleri hedeflerine hızla koşuyor olma modelini bizzat ebeveynlerde gözlemliyor olmalıdırlar.

4. Sütun; Motivasyon Becerisi

Ailenin; hayalinde oluşan vizyona ulaşma sürecinde, fertlerin motivasyonlarında düşüşler yaşanabilir.
Bazen, ümitsizlik rüzgarları esmeye başlar.
Böyle zamanlarda lider ebeveyne düşen, hemen tekrar motivasyon tetikleyicilerini devreye sokabilmektir.
Anne babanın, her ferdin motivasyonunu sürekli ayakta tutma becerisine sahip olmaları gerekmektedir.

5. Sütun; İlgi

Lider, etkileme alanındaki sistemin bütün fertlerini ilgisi ile kuşatır.
Her anlarını takip eder.
Ailede de anne baba; tek tek çocuklarının, kişilik yapılarına, davranış kalıplarına göre her birine özel bir sistem uygulamalıdırlar.
Tek tek geliştirip, her birinin ilerleyişini ona özel olarak takip etmelidirler.

6. Sütun; Hizmet

Liderliğin özünde, “ekibine hizmet etme” ruhu vardır.
Lider, kendisi sistemden uzakta bir yerde, emreden kişi değil, bizzat her çabanın içerisinde emeğiyle var olandır.
Ailede de anne baba, aile vizyonu için aile fertleri ile canla başla çalışmalıdırlar.

Bu 6 sütun üzerine kurulacak olan bir liderlik modeliyle, anne ve babalar, aile saraylarını en güzel şekilde inşa edebilirler.

Damat strese girerse!

Evlilik törenleri gelin kadar damat adayını da strese sokar. En telaşsız, en ilgisiz, görünen erkekler bile büyük gün yaklaştıkça gerginleşebilir. Hele son dakikada çıkan problemlerle baş etmek onlar için çok yıpratıcıdır. Özellikle hassas oldukları konularda aşırı tepkiler verebilirler. O hoş, sevimli adam gün geçtikçe patlamaya hazır bir bombaya dönüşmekteyse telaş etmeyin…

Erkeğin dizlerinin üzerine çökerek evlilik teklif etmesi ile düğün salonunun oturma planı, davetiyelerin basılması, masaların süslenmesi, davetli listesinin hazırlanması hakkında sürekli tartışan ve her şey için sinirlenen bir adam haline gelmesi arasında çok kısa bir süre vardır. Evlilik teklifinde bulunan bir erkek sadece sizinle hayatını birleştirmek ister. Evlilik hazırlıklarıyla ilgili detaylarla uğraşmak, oradan oraya koşturmak için en ufak bir istek taşımaz. Hatta bu tür konularda endişelenmekten, planlar yapmaktan ve işleri takip etmekten özellikle kaçınmaya çatışır.

Kısacası erkekler evlenmeye karar verdikleri halde, evlilik öncesi yaşanan sıkıntılarla ilgilenmemeyi, bunlar üzerinde düşünmemeyi tercih ederler. Dışardan bakıldığında damat adayının olayı sahiplenmediği bile düşünülür. Bu tür zamanlar, çoğu gelin adayının hayatını doğru erkekle birleştirip birleştirmediği konusunda şüphelere kapıldığı zamanlardır!

Evlilik töreni ile ilgili sürekli espriler yapan, sizi aşırı detaycı bulan ve işleri takip etmekten kaçınan bir erkeğin birdenbire sinirli, bağırıp çağıran biri haline gelmesi özellikle sizi çok şaşırtabilir. Bu tür tepkiler aslında erkeğin işi hiç de hafife almayıp, alır gibi göründüğünün en iyi kanıtıdır.

Gergin ve sorumlulukları karşısında tepkili bir nişanlıyla baş etmek mümkün müdür? Elbette mümkündür! İlk olarak tavsiyemiz, bu duruma saplanıp kalmayın. İkinci olarak, kendi kendinize onun evlilik öncesi bir gerginlik yaşadığını ve bu ruh halinin tamamen geçici olduğunu ona hatırlatın. Üçüncü olarak, olaylara onun tarafından bakmayı deneyin. Ve tüm sorunların bir çözümü olduğunu asla unutmayın! Şimdi yazımızı okuyun ve onları gerginleştiren, sizi de yıpratabilecek muhtemel sorunlara ve olası çözümlere bir göz atın.

DOĞRU ERKEK Mİ, DEĞİL Mİ?

Önce kendiniz sakinleşin! Evet, kabul ediyoruz ki bu iş tıpkı mayın tarlasında yürümeye benziyor. Ve diğer gerçek de şu ki, ortada sadece bir damat adayı vardı… Elbette daha önce hayatınıza birileri girmişti. Fakat her biri sizi hayal kırıklıkları içinde, kalbi kırık bırakıp, çekip gitti. Gayet iyi biliyorsunuz ki, epey zamandır çevrenizdeki erkeklerin büyük çoğunluğu yatak arkadaşından başka bir şey olmaya hevesli değil. Zaten isteseler de sizin için doğru adam olmadıkları kesin. Çoğunlukla, her biri bir başka iş için uygun. Biriyle içki içmeye gidebiliyorsunuz, biriyle dertleşiyorsunuz, bir diğeri ise eski bir okul arkadaşınız. Ki zaten pek sık görüşmüyorsunuz. Kim bilir, belki de sizin için en iyisi o?

Ya en sondan bir önceki seçiminizi hatırlıyor musunuz? Biraz kekeliyordu ve çok utangaç olduğu için bir oda dolusu insanla konuşmak şöyle dursun, sizinle buluşmadan önce dahi kadeh kadeh içmesi gereken biriydi. Ya da hani şu hava atmaya bayılan bir diğeri? Arkadaşlarınız onun konuşmalarıyla öyle eğlenmişlerdi ki, gülmekten kendilerinden geçip, koltuklarından yere yuvarlanmışlardı. Gerçekten çok ama çok utanç vericiydi.

Tanıdığınız bazı erkeklerse, diğerlerinden daha tehlikeliydi. Direkt seçim dışı kalan erkeklerle aynı gruba üye olmalarına rağmen bunu şahane biçimde gizleyecek kadar sinsiler. O kadar sinsiler ki, dışardan bakıldığında mükemmel erkeğe çok benzerler. Tıpkı elinde iri bir balıkla poz veren balıkçıların hikayelerinde olduğu gibi.

Sonuçta en iyi adayı seçtiğinizden eminsiniz. En iyi aday olmasa, zaten seçilmiş olması imkansızdı, öyle değil mi? Hem unutmayın ki son zamanlarda gergin görünmesi sadece bir panik ifadesidir ve kesinlikle geçicidir.

HARCAMALAR BÜYÜK PROBLEMDİR!

Evlenmek hemen hemen herkes için oldukça pahalıya patlayan bir iştir. Hepimiz bu gerçeği iyi biliriz. Ama bir şeyi genel olarak bilmek gayet soyut bir hisken, insanın kendini “Tanrım, bu ödemelerin altından nasıl kalkacağım ben?” diye düşünürken bulması, bambaşka hislerdir. Damat olmaya özenirken, kendini birden bire bir yığın borca batmış bulan erkek gergindir. Bir yandan sizin için ve kendi için her şeyin en güzelini arzu eder, diğer yandansa sürekli olarak, bütün bu ödemelerin altından kalkması için kaç yıl daha köle gibi çalışması gerektiğini hesaplar. Herkes bu tür ikilemler yaşar ama önemli olan bu ikilemin, erkek üzerinde yarattığı baskının şiddetidir.

Bir damat adayının ödemeler konusunda gün geçtikçe asabileştiğini fark etmeye başladıysanız, bunu ortadan kaldırmak için sizin yardımcı olmanız gerekir. Yardım etmenizin tek yolu ise her ikinizin de bütçenizin isteklerinizin ne kadarına yettiğini bilmenizden ve bu bütçeye sadık katmanızdan geçer. Bu noktada nişanlınızla bütçe konusunda açık açık konuşmalı ve sıkıntılarını onunla paylaşmalısınız. Üstüne üstlük tüm borçları ikiniz birlikte ödeyeceksiniz! Ne kadar borcunuz varsa gelecek yaşamınızda o kadar çok şeyi ertelemek zorunda kalacaksınız. Belki sevdiğiniz bir sürü lüksten, eğlenceden ve güzel tatillerden uzun bir süre vazgeçmeniz gerekecek! Unutmayın ki evlenmek başkalarıyla aşık atmanızı gerektiren durumlardan biri değildir.

DESTEK SORUNU

Damadın stresini paylaşabileceği, olayları espriyle ele alacak, pratik bir arkadaşı varsa, işiniz çok kolay demektir. Komik ve damada her konuda yardımcı bir erkek arkadaş, başarılı düğünler için sokağınızın köşesindeki dükkanlar kadar vazgeçilmezdir. Bu dakikadan itibaren herkes birbirine bunu iletsin! Çünkü bu tip bir arkadaş demek, damadın kendini küçük düşürecek bir yumruk atmasını engelleyen mükemmel bir dengeleyiciye sahip olmak demektir. İyi arkadaş düğünde çok içmeyen, içince kendini dağıtmayan, moral veren ve pratik çözümler üreten kişi anlamına gelir ve her damadın bu türden bir yakın arkadaşın desteğine ihtiyacı olur. Bu arkadaş, gelin arabasını süsletmeye götürür, bahşiş isteyenlere zarflarda paralar dağıtır, arabayı kullanır, damada moral ve destek verir.

“EVET” SIRASINDA AĞLARSA

Evlilik töreni herkesin duygularını hassaslaştırır. En rahat görünen bir erkek bile, bu duygu yoğunluğu esnasında küçük bir kız çocuğuna dönüşüp hassaslaşabilir. Aslında harika bir kadınla hayatını birleştirdiğini düşünen bir erkeğin mutluluktan ağlamasında bir gariplik yoktur. Ama belki siz, erkeğin evlenerek bekarlık hayatına veda ettiği için gözyaşı döktüğünü düşünüyorsunuzdur. Evet, aslında kabul etmek lazımdır ki bu duygu da erkekleri ağlatabilir. Bu, hislerin karmaşasıdır. Onun bu hali muhtemelen sizi şaşırtıp telaşlandıracaktır ama siz de görürsünüz ki bu aşırı duygulanımın hemen ardından aynı erkek, size “Eşim” diye hitap edecek ve hayatından da gayet memnun görünecektir. Hem evlilik töreni sırasında gözleri dolan bir erkek o kadar sevimli görünür ki, diğer bütün kadınlar, sizin ne kadar şanslı biri olduğunuzu düşünmekten kendilerini alamazlar.

TERLEYEN DAMAT SİNİRLİDİR!

Herkes güneşli, pırıl pırıl, aydınlık bir havada evlenmek ister. Oysa açık havada yapılan bir düğün, her zaman kapalı bir alanda yapılandan daha zor şartlar içerir. Açık havada evlenmek yerine, kapalı bir salon seçerseniz, en azından soğuk bir günde sıcak içeceklerle insanların içini ısıtabilir, sıcak bir günde soğuk içecekler ve havalandırma yardımıyla sıcağın hissedilmesini önleyebilirsiniz. Isısı kontrol edilebilen kapalı bir alan aslında herkesten çok gelin ve damadın rahat etmesini sağlar. Sıcaktan ter içinde kalmazsınız. Damadın ceket ve kravatla oturmak yüzünden sinirleri de bozulmaz. Hele bir yaz düğünüyse ve damat beyaz bir smokin seçtiyse, açık alanda istediği her yere yaslanması, dokunması imkansızdır. Ama kapalı bir alan, daha rahat hareket etmesine müsaade eder. Özellikle temmuz ve ağustos aylarında gündüz aşırı sıcak olduğu gibi, geceleri ani yağmurlar görülebilir. Durun ve düşünün bakalım! Şayet açık hava düğünü yapacaksanız, o zaman yanınıza damat için yedek gömlek almayı unutmayın deriz!

İLK DANS KABUSU

Genellikle erkekler sadece ve sadece tek bir nedenle dans ederler. Kadına eşlik etmek! Bir erkek, nişanlandığı andan itibaren ayaklarına geçirdiği dans ayakkabılarını, sonsuza dek ayağında taşımayı kabul etmiş erkek demektir. Ve sizinle ilk dansını yaptığında da aslında zorunlu olarak piste yürümektedir. Çünkü o kadar insanın gözü önünde hata yapmaktan korkar. Ne kadar feci değil mi? Ama çözümsüz değil! Bu sorunu aşmak için önceden pratik yapmayı önerin ona ve hantal, eli ayağı birbirine dolanmış, hata yapmaktan korkan acemi çaylak görüntüsünden ne kadar çabuk sıyrıldığını görün. Hele ki uygun bir müzik seçimi yapılmışsa, hatta müziği kendi seçmişse bütün çekingenliğini üzerinden kolayca atacaktır. Eğer tüm bunlara rağmen, hala gönül rızasıyla dans edemeyecekse, heyecanı bir türlü geçmek bilmiyorsa, en güzeli ailenizin veya yakın arkadaşlarınızın fazla beklemeden pistte size katılmalarını organize edin.

ALKOL SORUNU

Kendi düğününüzde konuklarınız arasından birilerini kapı dışarı etmek zorunda kalmak gerçekten kötü bir histir. Ama kimi zaman bunu yapmaya mecbur kalabilirsiniz, özellikle öğleden sonra yapılan bir nikah töreninin ardından küçük bir kokteyl veriyorsanız ve daha sonra düğün yemeği planınız varsa, kimi konuklar ölçüyü biraz kaçırabilir. Dozu kaçıran birileri elbette gecenin ortalarına doğru hareketlerini kontrol edemez hale gelir. Genellikle kokteyl sırasında insanların karnını doyuracak kadar yiyecek servisi yapılmaz. Aç karnına alkol alan insanların çabucak sarhoş olduğu herkesin bildiği bir durumdur. Hele sıcak bir yaz gününden bahsediyorsak… Bu kişi ailenizden herhangi biri bile olabilir, akşama doğru iyice saçmalayan, sürekli içen, davranışlarını kontrol edemeyen biri haline dönüşür. Düğünü berbat eden, konukların sinirlerini bozan bu tür durumlar özellikle damat ve gelinin ailesinin aşırı üzülmelerine neden olur. Bu nedenle yakınlarınızdan iki kişinin, bu tür durumlara karşı uyanık olmasında ve sürekli etrafı kolaçan etmesinde fayda vardır. İşler iyice çığırından çıkmadan erken müdahale etmek, olaylar büyüdükten sonra ortamı yatıştırmaktan daha kolaydır. Her şeye rağmen bu türden bir olay yaşarsanız mümkün olduğu kadar pozitif olmaya devam etmelisiniz. Düğünlerin anlamı mutluluk verici bir birleşmenin kutlanmasıyken, bulunduğunuz ortamda mutsuzluk veren şeylere izin vermeyin!

Sonuç olarak unutulmamalı ki, düğün demek hem gelin için hem damat için stresli bir iş demektir. Ve tavsiyemiz kötü giden şeyler hakkında daha ileriki tarihlerde söz açmamanız ve o tür şeyleri düğün salonundan çıkarken ardınızda bırakmanızdır.

Siz ne tip bir gelinsiniz?

Moda tarzınız ve günlük hayatınızdaki tercihleriniz aslında sizin hangi tip bir gelin olacağınızın sinyallerini veriyor. Ne tip bir gelin olduğunuzu bulun ve tipinize uygun gelinlik için önerilerimizi okuyun.2619

Bride Wars’daki gelinlikleri tasarlayan Vera Wang, tarzınıza uygun gelinliği bulmanız için öneriler veriyor:

* Gardırobunuzda Audrey Hepburn’ünkü gibi üzerinize oturan, sade bir elbise ve Jackie Onasis’inki gibi tam size göre dikilmiş bir takım mı var? Çaba harcanmamış bir zarafet sizin için önemli mi?

Siz… Gelenekselsiniz

• “Hem asil hem de zarif bir elbise alın,” diyor Wang.

• Sade detaylar kullanın. Mesela elle bağlanmış bir fiyonk.

* Cesur tasarımlı kolyeleri ya da fırfırlı bluzları ilk giyen siz mi oluyorsunuz? Son moda tasarımlara bir servet harcamaya hazır mısınız?

Siz… Kendinize Hassınız

• “Etkili bir görünüm için asimetrik kesimi tercih edin,” diyor Wang.

• Renkli bir kuşakla düğününüze eğlence katın.

* Herkesten farklı olmayı seviyor musunuz?

Siz… Çağdaşsınız

• Sıra dışı seçimler yapın. Mesela yerlere kadar uzanan veya küçük kabarık bir gelinlik.

• Gelinliğinizin üzerinde sanatsal desenler kullanabilirsiniz.

* Giysilerinizde ve hayatınızda lükse çok mu önem veriyorsunuz? Düğün günü giyeceğiniz gelinliği sadece giyilecek bir kıyafet olarak görmüyor, onu yaşıyor musunuz?

Siz… İddialısınız

• Vücut kıvrımlarınızı ortaya çıkaracak denizkızı tarzı ya da upuzun duvaklı bir gelinlik tercih edebilirsiniz.

• Görkemli kumaşları tercih edin. İpek saten sizi seksi gösterir. Saf ipek ise dökümlü durur.

* Kararlarınızı verirken arzularınız mı devreye giriyor? Gardırobunuz şirin, fırfırlı kıyafetlerle mi dolu?

Siz… Romantiksiniz

• Görünümünüze tatlı bir hava katın. Mesela büzgülü kocaman bir etek, fırfırlar…

• Renk olarak eliniz sofistike tonlara gitsin. Gül pembesi, mavi ya da su yeşili siz göre. - Rachel Jacoby

Özel gece için bir öneri:

Magic Form gelinlik büstiyeri, tasarımı ve kalıbı sayesinde hem gelinlerin hem de modacıların favorisi. Bu modellerin kısa, sırtı açık, dolgulu tasarımlarının yanı sıra büyük göğüslü kadınlar için özel olarak hazırlanmış bütün vücudu kaplayan seçenekleri de mevcut. Gelinler için hem eğlenceli hem de önemli olan aksesuarları da unutmayan Magic Form’un tasarladığı bacak bantı da tıpkı bir gelinlik gibi titizlikle seçilmiş dantel ve stras taşlarlardan oluşuyor.

Türkiye’deki her 10 kadından biri evli ve bakire!

Genelde ilk gece ortaya çıkar ve doğru tedaviden sonra geçer.

Türkiye’deki her 10 kadından biri için, evlendiği gece hayatının en kötü gecesi oluyor. Çünkü kadınlar eşleriyle seks yapmaktan korkuyor. İstese de, sevse de cinselliği yaşayamıyor. Vajinismus adı verilen bu durum aylarca hatta yıllarca sürebiliyor. Bazı evliliklerde seks hiç yaşanmıyor…..

Cinsel Terapist ve Evlilik Terapisti Cinsel Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, kadınların en büyük korkularından biri olan ilk gece korkusuyla ilgili soruları yanıtladı:

* Vajinismus nedir?

Vajinismus tıpkı deprem gibidir. Kişi umutsuz olduğuna yürekten inanır, ‘Ya canım acırsa’ diye cinsellikten korkar ve vajina kasları öyle bir kasılır ki, asla ilişkiye giremez. Bu, en önemli cinsel fobilerden biridir. Vajinismusun en temel belirtisi o an geldiğinde kişinin panik atak benzeri bir durum yaşamasıdır. Yani kişi eşini iter, kasılır, endişe, korku ve kaygı duyar. O kadar açık bir kaygı duyar ki, bilinci açık olsa bile kontrolünü yitirir. Bundan utanır, suçluluk duyar, kendinden nefret eder, hayal kırıklığına uğrar. Zamanla cinsel isteksizlik ve çocuk sahibi olamama kaygıları buna eklenir. Bu, kadın için de erkek için de zor bir durumdur. Bazı evlilikler buna sadece 5-10 yıl dayanır. Ancak bu korkular 30 yıl bile devam edebilir.

Aniden ortaya çıkabilir

* Tedavi edildikten sonra vajinismus tekrarlar mı?

Vajinismusun tipleri vardır. Genelde ilk gece ortaya çıkar ve doğru tedaviden sonra geçer. Bazen cinsel hayatı olan kişilerde birden ortaya çıkar. Doğum yırtıkları, düşükler, kürtaj, kötü ve sert yapılan bir cinsel muayene bile buna neden olabilir. Bu kadınlar fiziksel problemler ortadan kalksa bile cinsel birleşme yaşayamaz. Daha önce tedavi olmuş kişilerde bu hastalık tekrarlayabilir.

* Kolay tedavi edilebilir mi?

Geçmişte yaşanan bir cinsel travma yoksa ya da muayene edilebiliyorsa, bu ‘basit vajinismus’tur. Nispeten tedavisi kolaydır. Bazılarında geçmişte yaşanmış cinsel bir travma öyküsü vardır ve derinlerde bastırılmıştır. Bu, ‘ağır vajinismus’tur. Tedavisi zor ama mümkündür. Bazı kadınlar ise partneri ile olan diğer problemleri nedeniyle istemli olarak ağrı, yanma, acı ve kanama olacağından korkarak cinsel birleşme sırasında kendilerini kasarlar ve cinsel ilişkiye izin vermezler. Buna da ‘durumsal vajinismus’ denir.

* Vajinismus, anne-baba olmaya engel teşkil eder mi?

Hayır, vajinismus yalnızca sağlıklı ve mutlu bir cinsel birleşmeye engeldir. Normale göre gebelik şansının az olmasına rağmen, vajenden kayan spermler nedeniyle gebelik oluşabilir. Son yıllarda tüp bebek yöntemiyle anne-baba olan birçok çift var. Sorunlarını çözmek yerine aşılama yöntemi ile anne-baba oluyorlar. Halbuki bu durumda tüp bebek ve aşılama gibi yöntemler sadece zaman ve para kaybıdır. Normal doğumdan sonra bu sorundan kurtulacaklarını düşünenler yanılırlar. Bazı jinekologlar bile doğum sırasında bu konunun kendiliğinden çözülebileceğini düşünür. Ama genellikle sorun devam eder. Zaten bu çiftler genellikle sezaryeni tercih ederler.

* Eşi vajinismus olan erkekler ne yapıyor?

Bu önemli bir boşanma sebebi mi? Sanılanın aksine vajinismusun yol açtığı boşanma oranları düşüktür. Çünkü cinsel korkular çifti birbirine yakınlaştırır. Devamlı reddedilme ve tatminkar olmayan bir ilişki nedeniyle erkekler pasifize olur. Vajinismuslu kadınlar eğer görücü usulüyle evlendirilmemişlerse, eş veya sevgililerini otoriter ve baskıcı babalarının aksi özellikteki erkeklerden seçerler. Evlilik öncesi başka kadınlarla yaşadıkları cinsel deneyimleri sınırlı olan eşleri, çoğunlukla aşırı nazik, pasif, girişken olmayan ve edilgin erkeklerdir. Tencere ve kapak misali karı-koca birbirlerini kırmaktan aşırı derecede korkar. Vajinismuslu kadınlar nasıl birer ‘iyi kız’ ise, eşleri de aynı şekilde ‘iyi çocuk’lardır.

Israr sorunu büyütür

* Vajinismusu olan bir kadına kocasının cinsel ilişki için ısrar etmesi normal midir?

Eğer erkek kadının korkusunu anlamaya çalışıp ona destek olmak yerine, bir an önce cinsel ilişkiyi gerçekleştirip hem kendisine, hem eşine, hem de ailesine erkekliğini ispatlama gayreti içinde hareket ederse sorun daha da büyür. Maalesef genellikle süreç bu şekilde işler. İlk geceden sonra aile büyüklerine hesap veren çiftler, sorunun büyümesine neden olur. Vajinismuslu kadınların eşleri istenmedikleri, reddedildikleri, yeteri kadar sevilmedikleri korkusuna kapılabilirler. Ne yapacaklarını bilemezler, ki bu çok normaldir. Hayatlarının cinsel ilişkiye girmeden geçeceğini düşünerek, bu sorundan kurtulmak için kendilerini tamamen işlerine adamayı denerler.

Evlenmeden önce bunu mutlaka yapın!

Mutlu bir cinsel yaşam için, ilk gece korkusu yaşamamak için mutlaka danışın…

Evlenerek yuva kurmak isteyen gençler, dünya evine girmek için havaların ısınmasıyla ve krize inat düğün yapıyor. Düğünlerin büyük artış gösterdiği yaz aylarında, evlilik öncesi cinsellikle ilgili bilgi edinmek ve ilk gecelerini sorunsuz bir şekilde yaşamak isteyen çiftlerin sayısı her geçen gün artıyor.

İşte bu noktada, aslında çok önemli ancak yeterince duyurulamayan bir hizmet olan Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik hizmeti devreye giriyor. Açıklamalarıyla ve anket çalışmalarıyla ülkemizde gündem yaratan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği-CİSED bu konuda çok çarpıcı bir basın açıklaması yaptı.

Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik (CDR) nedir?

Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik hizmetlerinin ülkemizde yeterince bilinmeyen ve anlaşılamayan bir kavram olduğuna dikkat çeken CİSED Genel
Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik (CDR) kişilerin cinsel konularda bilgilendirilmesi, cinsellikle ilgili kaygı ve endişelerinin giderilmesi ve onlara yol gösterilmesidir.

Cinsel terapi ile Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik birbirinden farklıdır. Cinsel terapi bir cinsel işlev bozukluğunun çeşitli psikoterapi teknikleriyle bir cinsel terapist tarafından tedavi edilmesidir.

Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik ise kişiyi cinsellik, ilk gece, cinsel organların yapısı, cinsel ilişki, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve doğum kontrol yöntemleri, vb. konularda bilgilendirmeyi içerir.” dedi.

Cinsel açıdan bilgisiz nesiller yetişiyor

Ülkemizde ailede ve okulda cinsel eğitim olmadığı için cinsel açıdan bilgisiz nesiller yetiştiğini ifade eden CİSED Genel Sekreteri Psk. Gülüm Bacanak; “Toplum olarak cinsel konularda o kadar bilgisiziz ki, cinsellikle ilgili çok basit ve temel konuları bile büyütüp hayatımızın en büyük sorunu haline getirebiliyoruz. Özellikle yeni evli çiftler ilk gece ve ilk ilişkiyle ilgili sorunlar yaşayabiliyorlar ve bu sorunlar gitgide büyüyüp evlik ilişkisini ve çiftin psikolojini bozar hale gelebiliyor.

Oysa ki çiftler evlilik öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik hizmeti aldıklarında, cinsellikle ilgili doğru bilgileri
edindiklerinden ve endişelerinden sıyrıldıklarından evliliğe ve cinselliğe karşı sağlıklı bir adım atmış oluyorlar.” diye ekledi.

Boşananların oranı evlenenlerin 5 katı!

Türkiye İstatistik Kurumu, 2008’deki evlenme oranının 2007’ye oranla yüzde 0.57 arttığını, boşanmaların ise yüzde 5.78 artış gösterdiğini açıkladı.

Boşanmaların yüzde 41’i, evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşti.

TÜİK, 2007’de 638 bin 311 çiftin evlendiğini, bu sayının 2008’de 641 bin 973’e yükseldiğini açıkladı. 2007’de 94 bin 219 çiftin boşandığını belirleyen TÜİK, bu sayının 2008’de 99 bin 663’e ulaştığını bildirdi. 2008’e ait istatistikler şöyle:

Yaş farkı 3.3
Ortalama ilk evlenme yaşı erkekler için 26.2, kadınlar için 22.9.

Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaşı farkı 3.3.

Bölgesel düzeyde en yüksek ortalama ilk evlenme yaşı, erkeklerde 27, kadınlarda 23.9 ile İstanbul, en düşük ortalama ilk evlenme yaşı ise erkeklerde 25.1, kadınlarda ise 21.6 ile Orta Anadolu’da.

En çok boşanma Ege’de
İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre 2008’de kaba boşanma hızı binde 2.06 ile en yüksek Ege Bölgesi’nde gerçekleşti; kaba boşanma hızının en düşük olduğu bölgeler ise binde 0.50 ile Kuzeydoğu Anadolu.? Boşanmaların yüzde 41.3’ü evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşti.

Eşler birbirini nasıl tamamlamalı

Gün geçmiyor ki kadın ve erkek ilişkileri yüzünden acılar yaşanmasın. Bu acıların temeline baktığınızda bir yanda sevgi ve mutluluk arayışı, diğer yanda saygı ve değer vermeme, istismar ve gücün kötüye kullanımı yatıyor. Problem olarak kısaca eşlerin birbirini tamamlayamamasını görüyoruz. Eş olamamanın temelinde yatan çarpıklıklar ise genellikle her iki tarafla ilişkili ve her iki tarafın kendi anne-baba ilişkilerine varacak kadar derinlerde, kuşaklar ötesinde, fakat bir o kadar da bugünkü ilişkiler için değiştirilebilir, düzeltilebilir şekildedir. Eşler birbirini nasıl tamamlamalı? Kadın ve erkek birbirinin tamamlayıcısıdır. Bu sebeple ‘eş’ denmiştir. Hem benzer hem de farklı yanları vardır. Bu özellikler birbirini geliştirir. Erkek ve kadın birbirini ne kadar farklı ve benzer yönleriyle sever, değer verir ve güzel duygularını ifade ederlerse hem birbirini geliştirmiş, hem de kendileri mutlu olmuş olurlar. Zira güzel duygular birbirini harekete geçirir. Nerede mutluluk, huzur, paylaşım, sohbet varsa orada güven vardır, sevgi vardır, saygı ve değer verme vardır. Anne-babasını birbirine hoş, güzel muamele içinde gören çocuk, ileride eşine değer vermeyi öğrenir. kadinca.net

Anne-baba mutlu olduğunda çocuklarına daha mı iyi anne-babalık yapar?

Anne-babası tarafından sevgi gören, bütün varlığı, kişiliği olduğu gibi kabul edilen, güzel özelikleri takdir edilen çocuk güzel görür, güzel düşünür ve güzel muamele eder. Bu güzellik onun görüşünü basiretini kuvvetlendirir, ufkunu anlayışını derinleştirir. Sevgi ve merhamet duygularını güçlendirir. Cinsel kimlik, beden imgesi, özgüven gibi kişinin hayat boyu mizacında ve davranışlarında güçlü etkileri olan özellikler bu ortamda sağlıklı bir şekilde gelişir. Sözler ancak davranışlarla desteklendiğinde bir anlam ifade eder. Huzurlu ortam ancak sorumlulukların adil bir şekilde yerine getirilmesi ve problemlerin doğru çözümü ile sağlanabilir.

Sizinle mutsuz olduğunu gösteren olumsuz işaretler

Partneriniz sizinle birlikteyken eğleniyor gibi gözükürken, onun kontrolsüz olarak esnediğini farkettiniz…Onun sizin yanınızda gerçekten ne hissettiğini merak ediyorsanız, beden dilini okumanız bunu anlamanızı sağlayabilir. Sizinle mutlu olduğunu gösteren olumlu işaretler Sizin yanınızdaki duruş şekline dikkat edin. Herşeyden vazgeçmiş gibi görünen sevgiliniz iyi gününde olmayabilir. Bu duruma kimin neden olduğunu öğrenebilir, ona destek olabilirsiniz. Sevgilinizin sizinle ne kadar göz teması kurduğuna dikkat edin. Eğer birşeyler anlatırken ya da birlikteyken sürekli gözlerinizin içine bakıyorsa, sizden çok etkileniyor demektir.Sevgiliniz sizden uzak durma eğiliminde mi? O halde siz yabancıdan farklı değilsiniz. KADINCA.NET

Her türlü fiziksel contaktın farkında olun. Sürekli ellerinizi tutması önemli bir işaret olabilir.

Sevgilinizin avuçlarının terleyip terlemediğine, sıcak olup olmadığına bakın. Bu, onun sizi gördüğünde ateşinin yükseldiğinin bir göstergesi olabilir.

Sevgilinize birşeyler anlatırken sizi dinleyip dinlemediğini başını sallayıp sallamadığından anlayabilirsiniz.

Partnerinizin davranışları sizinkilerle uyumlu mu? Siz otururken sık sık yanınızdan kalkıyor mu? Sizinle konuşurken tonlaması ve konuşma hızı sizinkiyle aynı mı? Aynı oranda mı nefes alıp veriyorsunuz? Bu aranızdaki iyi ritmin ve uyumun belirtisidir. Bu davranışlar taklit etme gibi değildir.KADINCA.NET

Sizinle mutsuz olduğunu gösteren olumsuz işaretler

Partneriniz sizinleyken kollarını göğsünde bağlıyor mu? Bu sizinle onun arasında bir mesafe ve duvar oluşmasına neden olur.

Partneriniz sık sık esniyor mu? Eğer partneriniz tüm gün sizi düşünmediyse bu kötü bir işaret.

Sohbet sırasında partneriniz çok çok garip konuşmalar ve hareketler yapıyor mu? Yani siz hep aynı duvara konuşuyor gibi mi hissediyorsunuz?

Partneriniz siz yanındayken sizin dışınızda herşeyle ilgilenizyorsa, dikkat edin.

Aranızda sizi uzak tutan birşey olduğunu mu farkettiniz? Kötü birşey olduğunda partneriniz yanınızda değilse, bu kötüye işarettir.

Eşinize ne kadar aşıksınız? Aşkın dereceleri var mı? Peki bu neye göre belirlenir?

Eşinize ne kadar aşıksınız? Aşkın dereceleri var mı? Peki bu neye göre belirlenir? Eşinizin sizi ne kadar sevdiğini merak ediyorsunuzdur. Peki siz ona ne kadar aşıksınız? Bu sorunun yanıtını gerçekten biliyor musunuz? Kendinizden emin bir şekilde “Tabii ki onun beni sevdiğini biliyorum” demeyin. Aşağıdaki soruları bir yanıtlayın. Daha sonra puanlama bölümünü okun, ne kadar aşık olduğunuzu görün. Haydi bakalım, sıvayın kolları…
SORULAR

1) Soru :İlk buluşmanızda gittiğiniz yeri hatırlıyorsunuzdur. Peki o gün üzerine giydiklerini de hatırlıyor musunuz?
Net olarak hatırlıyorum
Biraz düşünmem lazım
Şeyyyy, aklımdan çıkmış
Bunun ne önemi var ki?

2) Soru :Kendinizde bir değişiklik yaptınız (saç şekli, yeni kıyafetler v.b.) ama fark etmedi. Tepkiniz ne olur?
Dalgınlığına veririm
Üzülürüm, belli etmem
Yüzüne vururum
Aylarca konuşmam

3) Soru :Arkadaşlarıyla buluştu ve size söylediği saatten biraz geç geldi. Ne dersiniz?
Nasıl geçti gecen?
E yani aşkolsun!
Beni aldatıyorsun
Seni terk ediyorum

4) Soru :Hafta sonu için yaptığınız planı, “Acil bir işim çıktı, gelemiyorum” diyerek iptal etti. Şimdi ne olacak?
Kaderime razı olurum
Başkası var mı acaba?
Rezil bir hafta sonu olacak
Programıma onsuz devam ederim

5) Soru :Ailesiyle tanıştınız ancak, kültürel açıdan farklılıklarınız var. Bundan sonra ne yapacaksınız?
Her zaman saygı duyarım
Pire için yorgan yakmam
Ailesiyle hiç görüşmem
İlişkimiz kesin biter

6) Soru :İşten çıkarıldı. Artık paranız çok az. Eğlenceye para ayıramıyorsunuz. İlişkiniz nasıl etkilenir?
İyi günde, kötü günde…
Biraz yıpranırız tabii
Mutsuz olacağımız kesin
Parasız evlilik yaşanmaz

7) Soru oğum gününüzde hiç hoşunuza gitmeyen bir hediye aldı. Hediyeyi beğenmediğinizi ona nasıl belli edersiniz?
Belli etmem, hatırlaması yeter
Bir kenara koyar, ilgilenmem
Bana bunu mu layık gördün?
Beni hiç sevmiyor!


8) Soru :Herhangi bir nedenden dolayı günlerdir çok üzgün. Resmen bunalımda. Nasıl yardım edersiniz?
Gerekirse onunla ağlarım
Kendi haline bırakırım
“Fazla uzattın ama” derim
Herkesin derdi kendine

9) Soru :Saçma sapan bir nedenden dolayı kavga ettiniz. Üstelik hatanın da sizde olduğunu anladınız. Ne yaparsınız?
Hemen özür diler barışırım
Ortamı yumuşatmaya çalışırım
İlk adımı ondan beklerim
Ben asla hata yapmam!


DEĞERLENDİRME
A Şıkkı Çoğunluktaysa
Bu dünyada sizin kadar çok seven biri daha olamaz. Siz resmen kendinizi aşkınıza adamışsınız. Bir çeşit “mutluluk perisi” gibi sadece onun mutluluğunu düşünüyorsunuz. Siz de böyle olmaktan dolayı mutlusunuz. Sevdiğiniz kişi gerçekten çok şanslı. Umarım o da bunun farkındadır!
B Şıkkı Çoğunluktaysa
Aşıksınız ama aynı zamanda şüphecisiniz. Her zaman aklınızda “O da benim onu sevdiğim kadar seviyor mu acaba?” sorusu var. Üstelik bu soruya kesin bir yanıt da bulamıyorsunuz. Bu kadar şüpheci olmak aşkınıza zarar verir.
C Şıkkı Çoğunluktaysa
Bencillik sizin kanınızda var. Kendinizi o kadar fazla düşünüyorsunuz ki, eşinizi düşünmeye vakit bile kalmıyor. İlişkiniz onun sayesinde sürüyor. Açıkçası, o sizi daha çok seviyor. Kendinizi birazcık yontmanızda fayda var. Aksi takdirde onu elinizden kaçıracaksınız.
D Şıkkı Çoğunluktaysa
Aşk ve siz asla bir araya gelemezsiniz. Mümkünse karşı cinsten mutlaka uzak durun. Hani, “Böylesi düşman başına” dene insanlar vardır ya, siz onlardansınız. Dünya insanlarının sağlığı açısından sizi acilen bir yere kapamak gerekiyor!

Eşiniz için doğru kişi misiniz?

Hep doğru kişi diye bir şeyden söz edilir. Hiç düşündünüz mü, siz “doğru kişi” olabilir misiniz? Kimler için doğru kişisiniz? Belki de karşınızdaki kim olursa olsun, “yanlış kişi”sinizdir! Hazırlanan bu test sonucunda hepsine bir cevap bulacaksınız. O halde var mısınız teste?
SORULAR

1) Soru :Sizce hangisi daha zor?
b) Bir ilişkiyi yürütmek.
c) Bir ilişkiyi bitirmek.
d) Tek bir kişiye bağlı kalmak.
a) Bir ilişkiye başlamak.

2) Soru :Çevrenizde daha önce dikkatinizi çekmemiş birisi ansızın sizin için ilgi odağı oldu diyelim. Ne olmuş olabilir?
a) Hakkındaki bir sırrı öğrendiniz.
b) Hiç muhabbetiniz olmadığı halde içinden çıkılması güç bir konuda size yardımcı oldu.
c) Size ilgi duyduğunu ima etti.
d) Babasının Monte Carlo’nun hatırı sayılır zenginlerinden olduğunu öğrendiniz.

3) Soru :Her zaman gittiğiniz kafede çok hoş biriyle tanıştınız. Neredeyse ilk görüşte aşk. Ama bir şey sizi rahatsız ediyor. Ne olabilir?
a) Hep gözlerini kaçırıyor.
b) Hiç kendisinden bahsetmiyor.
c) Fazla durgun.
d) Mesajlaşması bir türlü bitmiyor.

4) Soru :Ofisteki bir eleman sizi gıcık etmek için haberi duyar duymaz size yetiştirdi: Eski eşinizin resmi yeni paraların üzerinde olacakmış. Ona ne söylersiniz?
a) “Nihayet cüzdanıma uzandı”
b) “Fark etmez, ben sadece kredi kartı kullanıyorum.”
c) “İyi, bozdur bozdur harca!”
d) “Desene paranın değeri iyice düştü.”

5) Soru :Sizi uzun süre görmeyenlerden hangi sözleri işitirsiniz?
a) “Hiç değişmemişsin.”
b) “Seni çok arıyoruz.”
c) “Ne günlerimiz oldu ama!”
d) “Yine acayip formdasın!”


DEĞERLENDİRME
A şıkkı çoğunluktaysa HERKES SİZİN İÇİN YANLIŞ KİŞİ
Siz aslında çok zor bir insansınız. Huysuzsunuz, hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz. Sizin yanınızda sakin ve huzurlu olmak imkansız gibi. Ve tabii eğer yalnızsanız neredeyse sizin için doğru kişi olmadığını düşünüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, belki de yanlışlık sizdedir!
B şıkkı çoğunluktaysa HEP DOĞRU KİŞİSİNİZ
Siz hep doğru kişisiniz. Çünkü birlikte olduğunuz kişiye çok özverili ve toleranslı davranıyorsunuz. Cömert ve vericisiniz ama bu nedenle “yanlış kişi”lere çatmanız olasılığı fazla.
C şıkkı çoğunluktaysa YANLIŞLAR YAPAN DOĞRU KİŞİ
Siz kolay kolay büyümeyen hatta büyümeyecek bir çocuk gibisiniz. Sadece duygularınızla hareket ediyor, mantığınızı devre dışı bırakıyorsunuz. Bunun iyi yanı, duygularınız çok güçlü olduğu için karşınızdaki için doğru kişi olmanız, kötü yanı ise sık sık hata yapabilmeniz ve hatalardan ders almamanız. Kısacası kocaman yürekli yaramaz bir afacansınız!
D şıkkı çoğunluktaysa HEP YANLIŞ KİŞİSİNİZ
Siz herkes için yanlış kişisiniz. Kimseyi değil, güzelliği ve gücü seviyorsunuz. Bağlılık katsayınız düşük! Sizin için aşık değil aşk önemli. o yüzden ufukta aşk gördüğünüzde her şeyi unutabiliyorsunuz. Sizin için iyi anılar değil, iyi anlar önemli. Haz ve mutluluğu kendinize hak tanıyorsunuz. Bu durumda söyler misiniz, kim için “doğru kişi” olabilirsiniz?

Evlilikte Cinsel Yaşam

Evlilik, kadının ve erkeğin beraber yaşamak üzere karşılıklı anlaşma ile oluşturdukları sosyal bir kurumdur. Bu kurum sevgiyi, saygıyı, cinselliği, mutluluğu ve üzüntüyü dahi paylaşmayı içerir. Evlilik kadının ve erkeğin sahip olduğu temel haklardan bir tanesidir. Evliliğin toplum tarafından kabul görmesi içinde yasalar çerçevesinde onaylanması gerekir. Gelenek ve göreneklerde evliliğin oluşmasını ve yapısını etkilemektedir.
Kadının ve erkeğin sosyal yaşamdaki rolleri daha doğar doğmaz yetiştirilme tarzları ile başlar. Bu roller toplumsal ve kültürel farklara göre bazı değişikliklere uğrasalar da temelde aynı esaslardadırlar. Kadının yapısı itibarı ile daha duygusal olması kolay incinip kolay sevinmesi hormonları ile ilgili olup bu onun annelik yapabilmesi için gereklidir. Kadın adet gördüğü zaman veya gebe kaldığı zaman veya doğum yaptıktan sonra fiziksel olarak eskisine nazaran daha güçsüz düşer. Bunun sonucunda da erkek koruyucu ve kollayıcı olmak zorundadır.
Kadın ve erkek ilişkisindeki en önemli şey kadını kadın, erkeği erkek olarak kabul etmek ve karşı tarafın istek ve arzularına saygı duymaktır. Çünkü daha evvelde söylediğimiz gibi daha bebeklikten itibaren farklı yetiştirilir ve farklı hissetmeye başlarız. Bir kadının bir erkeğin nasıl düşündüğünü veya bir erkeğin bir kadının niçin farklı davrandığını anlamasına imkan yoktur.
Çünkü farklı hormonlar etkisi altında olunca karşı cinsin bilemediği ve anlayamadığı duygular gelişir. Mesela kadınlar erkeklerin niçin seks isteklerini kontrol edemediklerini ve devamlı seks istediklerini ( daha doğrusu duygusuzca seks yapabilmelerini ) pek anlayamazlar. Kısaca açıklayacak olursak erkeklerde devamlı sperm ( meni ) üretimi vardır ve bunun depolandığı kesenin kapasitesi eğer hiç boşalma olmazsa yaklaşık dördüncü günden sonra dolar ve sanki idrar torbanız dolduğunda nasıl işeme arzusu duyuyorsanız ve bu ilerledikçe rahatsızlık yaratıyorsa, erkekte eğer boşalmadığı süre dört gün veya daha fazla olursa devamlı kontrolsüzce seks arzusu duyacak sonuçta belki de saldırganlaşacak ve hatta istenmeyen olaylarla karşılaşılacaktır. Bazen ise doğanın bir savunma sistemi olarak ilişki kuramayan veya masturbasyon yapamayan erkek uykusunda boşalacaktır. Bu gerçeği göz önüne alarak hanımlarımızın eşlerine olan yaklaşımlarına daha iyi değerlendirmelerini istiyoruz ve aralarında olabilecek bazı problemleri cinsellikten uzak durarak onları istedikleri şekilde yönlendirebileceklerini düşünürlerse en yanlış şeyi yapmış olacaklardır.

Erkeklerde kadınları oldukları gibi kabul etmeli, onların yaşam tarzlarına ve duygusallıklarına saygı göstermelidirler, çünkü bu kadının doğasının bir gereğidir ve duygusal olmayan bir kadın ne erkeğini mutlu edebilir ne de iyi bir anne olabilir.
O zaman karşılıklı sevgi ve saygı, birbirinin isteklerini anlama ve destekleme evliliğin temel şartlarındadır. Farklı iki cinsin arasındaki diğer insanlardan farklı olan iletişim cinselliktir ve özel olmalıdır.
Evlilikte iki farklı cins arasında geliştiği için en önemli iletişim aracı, paylaşım cinselliktir. Uyumlu bir cinsellik her iki tarafında olaylara bakış açısını yumuşatacak ve töleransın artmasına sebep olacaktır. Cinsellik eşler arasında bir iletişim biçimi olup birbirlerine karşı olan duygularının sözle ve bedenle ifadesidir. Birçok kişi için özellikle kadınlar için evlilik cinselliğin başlangıcıdır. Kişiler o güne kadar toplumdaki cinsiyet rollerini öğrenmişlerdir. Ama bu konuda konuşmak değer yargıları ve ön yargılar tarafından zorlaştırılmıştır. Birbirleri ile konuşmaktan kaygı ve isteklerini dile getirmekte güçlük çekerler. Bunu yok etmek içinde sevgi, saygı ve anlayışla birbirlerini anlamaya çalışmalıdırlar. Evlilikte sağlıklı bir cinsel yaşantı için kadının ve erkeğin kendi vücudunu ve eşinin vücudunu tanımaya çalışması gerekir.

İyi Aşık Olmak Evliliğe Yetmez

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, evlilik ve aşkı canlı tutmak için neler yapılması gerektiğini anlattı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: “Aşkın formülü H20′dur. Oksijen ve hidrojen atmosferde özgürdür. Birleşince yaşam kaynağı su olurlar. Özgürce akan bir su, yolunu bulur ama onu fazla kaynatırsanız sonunda buhar olur.”

Aşk iyi ilişkinin sebebi değil, aşk iyi ilişkinin sonucudur

Bu söz ezber bozucu bir sözdür. Çünkü iyi aşık olmak iyi evlilik için yeterli değildir. Bu nedenle iyi aşıklar birbirlerine bakan ve sarılanlar değil aynı yöne benzer biçimde bakanlardır.

Aşkın düşmanları: İnatçılık en büyük düşmandır

- Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olup uçar.

- Erkek romans verir seks ister, kadın seks verir romans ister. Taraflar bunu bilmelidir.

- Aşık olmak H2O olmaktır. Oksijen ve hidrojen atmosferde özgürdür. Birleştiklerinde yaşam kaynağı olurlar ama özgürlükleri sınırlanmıştır artık. Hem özgür hem de iyi aşık olunamaz.

- İyi aşık önce sevdiğini anlamaya çalışır sonra kendini bilmeye ve değiştirmeye çalışır daha sonra eşini değiştirmeye çalışır. Bu sıra bozulursa aşk zarar görür.

- İyi aşıklar sıkıntılı durumlarda kişiliklerinin bir bölümüne tampon görevi verirler. Olayları yumuşatıp daha sonra tepki verirler. Düşünce katılığından vazgeçip düşünce esnekliği gösterirler. Yani inatçılık Aşkın en büyük düşmanıdır.

- İyi aşıklar günlük ve anlık ihtiyaçları ile uzun vadeli amaçları arasında denge kurmayı başarırlar.

- Aşkın en büyük düşmanı bencil bir vericiliktir. Bencil verici verdikten sonra karşılık bekler. Aşık olduğu kişiyi kendisinin parçası gibi görür.

Yanan ateşi canlı tutun

Aşk uzun bir yolculuğa çıkmak veya yanan bir ateşi seyretmek gibidir. Ateşe aşkla bakanlar onu canlı tutmak için çalışmazlarsa ateş söner. Aşkın kısa sürmesinin sebebi aşıkların ateşin içine atılıp yanmanın gerektiğini düşünmeleridir. Beslenemeyen bakılmayan ateş söndüğü gibi bakımsız ilişki kolay söner.

Bu tuzaklara düşmeyin

Aşkın birinci tuzağı, aşkın “Bir insanın diğer insan içinde kaybolması” olarak anlaşılmasıdır. Karşı tarafın özgürlüğünü yok ettiği için aşk devam etmez. Aşk yolculuğunda fırtınalı dönemlerde hemen gemiyi terk etmek güveni zayıflatır ve aşka zarar verir.

“Aşkın gözü kördür, kaynanalar olmasaydı” sözü olumsuzu ve olumluyu aynı zamanda görüp olumluyu bekleyen aşıklar tuzağa düşmezler. Yanlış anlaşılmış bir feminizmdir. Kadın ve erkek ilişkisini kadın erkek savaşlarına dönüştüren feminizm aileyi ve aşkı kurban ediyor. Kadın erkek birbirini tamamlamayı asıl, çatışmayı istisna yapan ilişkilerde aşk uzun ömürlü olur.

Aşk acısı nasıl unutulur?

Adamın birisi Nasrettin hocaya soruyor eşeğimi kaybettim ne yapayım diye. Nasrettin hoca topluluğa soruyor aranızda hiç aşık olmayan var mı? Diye. Bir kişi çıkıyor. Sonra Hoca eşeğini kaybeden adama dönüyor “Aradığın eşek bulunmuştur” diye. Aşkı tatmayan çok insani bir tadı tatmamış demektir.

Aşk acısını unutmanın kısa yolu ikinci bir aşk aramaktır. Ancak öç alma duygusu ile hareket edilirse yeni bir maceraya girilir. Amaca yönelik aşk, içinde bilgelik olan aşktır ve devamlıdır.Yaşam amacını unutmadan aşık olmayı başarmak emek ve yatırım gerektirir.

Erkeğin aldatması cinsel, kadınınki romantiktir

Biyolojik olarak erkeklerin cinsel aldatma riski kadınların romantik aldatma riskleri eşittir. Cinsel aldatma ve poligami eğilimi erkekte yüksektir. Cinsel aldatma romantizme ciddi zararlar verdiği ve kontrolü zor olduğu için erkekler daha çok aldatıyor gözüküyorlar. Namus kadın ve erkek için aynıdır.

Mükemmel İlişkinin Sırları

Pek çok insanın öncelikli hayalleri arasında mutlu ve sağlıklı bir birlikteliğe sahip olmak var. Ünlü psikolog, yazar ve sosyal bilimci David Nicen, son kitabı “The 100 Secrets of Great Relationships”te (İnsan İlişkilerinin 100 Sırrı) mükemmel bir ilişkiye ulaşmanın sırlarını açıkladı.

Yaptığı araştırmalar nedeniyle Ohio Devlet Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi tarafından birçok kez ödüle layık görülen ünlü yazar David Nicen mutlu ailelerin, sağlıklı ve başarılı insanların 100 sırrından sonra “İnsan İlişkilerinin 100 Sırrı” adlı kitabıyla mutlu ve sağlıklı bir beraberliğe giden yolda, atılması gereken adımları okuyucularıyla paylaşıyor.

Kıyaslama yapmayın

Niven, mutluluğa ulaşmak isteyenlere kıyaslama yapmaktan kaçınmalarını öneriyor. Hayatımızı başkalarınınkiyle kıyaslamak onu değiştirmez. Ancak yazara göre kendi hayatımız ile ilgili nasıl düşündüğümüzü değiştirir! Nitekim bir arkadaşımızı mükemmel bir ilişkinin keyfini sürerken gördüğümüzde kendi ilişkimizi sorgulamaya başlıyoruz. Sorunlar yaşarken gördüğümüzde de kendi ilişkimizin daha iyi olduğunu düşünüyoruz.

Peri masallarına aldanmayın

Yazara göre her ne kadar hikayelerde yaşanan büyük aşkları yaşamayı beklemesek de içten içe bunun hayalini kuruyoruz. Niven’a göre yapmamız gereken hayalini kurduğumuz büyüyü partnerinize karşı duyduğunuz sevgide görmek ve masallarda yaşanan şeylerin beklentisi içine girmemek.

Ortak ilgi alanı oluşturun

Günümüzün çoğunu kariyer peşinde koşmak ve gündelik görevlerimizi yerine getirmekle geçiriyoruz. Bu da kişilerin ilişkilerinde ortak ilgi alanları bulmaya çalışmalarını son derece önemli kılıyor. Çünkü ortak ilgi alanları partnerler arasında pozitif bir iletişim ve eğlencenin oluşmasını destekliyor.

Zihninizi okumasını beklemeyin

Üzücü bir durumda olduğunuzda partnerinizin sıkıntınızı kendiliğinden anlamasını beklemeyin. Karşı taraf zihninizi okuyamaz. Çoğunlukla partnerimize duygularımızı anlatmadan, bizi yalnız bırakmakla itham ediyoruz. Yapmanız gereken, partnerinize hissettiklerinizi anlatmak.

Aceleye gerek yok

Kişilerin evlenmeye ve çocuk doğurmaya karar verdiği yaş dilimi, son yüzyılda her on yılda bir artıyor. Yazara göre bu durumun maddi baskılar ve bağımsızlığını ilan etmek gibi pek çok nedeni var. Acele etmenize gerek yok. Çünkü ilişkiler birinci gelenin ödüllendirildiği birer yarış değil. Kitapta yer alan araştırma, geç yaşta evlenmenin ne hayat, ne de yaşanan ilişki üzerinde negatif etkisi olmadığını kanıtlıyor.

Mizah duygunuzu geliştirin

Yazara göre bir ilişkide iyi bir mizah anlayışına sahip olmanın ortalama bir günü daha eğlenceli kılmaya ve kötü bir günün yükünü azaltmaya faydası olur. Yazar, bu mizah anlayışının pozitif bir yönü olması gerektiğinin altını çiziyor. Çünkü negatif espriler sadece tansiyonu artırır.

Kaliteli zaman

Eğer birlikte en çok zaman geçirmek istediğimiz insanı bulmuşsak neden onunla mümkün olan en kaliteli zamanı birlikte geçirmeyelim ki! Çünkü ilişkiler birlikte geçirilen zamanın miktarı ile değil kalitesi ile gelişir!

Gelecek önemli

Yazara göre bazı insanlar ilişkilerinin başarılı bir geçmişi varsa o zaman yapılması gereken her şeyin başarılmış olduğunu düşünme yanılgısı içine giriyor. Oysa ilişki geçmişe değil, geleceğe doğru inşa edilir.

Açık olmak şart

Bir ilişkinin mutlu ya da mutsuz olduğunu düşünün. Partnerlerin birbirleri ile nasıl iletişim sağladıkları çok önemli. Yazara göre sağlıklı bir ilişki içerisindeki çiftler, iyi ya da kötü her ne yaşıyorlarsa bunu partnerleri ile paylaşıyor: “Hiçbir şeyi içinizde tutmayın! Çünkü kendi gerçekliğinizi paylaştığınız zaman hayatınızı da paylaşmış olacaksınız ve bu süreçte partneriniz ile aranızda oluşacak olan bağ her şeyin üstesinden gelmenizde size yardımcı olacaktır!”

Onunla arkadaş olun

Biriyle yıllar boyu süren bir araba yolculuğuna çıkacağınızı farz edin! Bu sürede bu kişiye son derece yakın olacaksınız. Dolayısıyla söz konusu kişinin aynı zamanda arkadaşınız olmasını da istersiniz. İlişkiyi sürdüren geçici heyecan ya da zevklerden çok arkadaşlık, karşılıklı saygı, hayranlık ve ilgi olacaktır. Uzun vadeli ilişkiler gelişimlerini ve hayatta kalmalarını sağlam bir arkadaşlık temeline borçludur!

Mutluluğu önce kendinizde arayın

İnsanlar, sevgi dolu ilişkilere ihtiyaç duyar. Hepimiz yakın sosyal ilişkilerden fayda görürüz. Ancak çoğumuz bir ilişkinin bizi tamamlayacağına, hayatımızdaki boşlukları dolduracağına inanırız! Halbuki gerçekte kim olduğunuzla ilgili olarak mutlu değilseniz, bir ilişki bu durumu değiştirmeyecektir! Bu, sağlıklı bir ilişki sürdürmenizi de zorlaştıracaktır!

Paranın önemi azalır

Hayalimizdeki ortak varlıklı biri olabilir. Ancak varlıklı kişi ile bir ilişki yaşamaya başladıktan sonra paranın önemi ilişkinizi değerlendirirken etkisiz bir hale gelecektir! Kitapta yer alan araştırma sonucuna göre, sadece gelirin veri olarak alındığı bir ilişkinin başarısı ile ilgili bir tahmin yapmak imkansız! Çünkü servet bir ilişkinin uzunluğu ve tatmin derecesi üzerinde bağlantısız!

Onu önemseyin

Fikir, zevk ve tercihlerinizin mükemmel bir uyumla buluştuğu bir ilişkiyi ne yazık ki yaşayamayacaksınız! Nicen, bu boş fanteziyi tercih etmemenizde de ısrarcı… Zıtlıkların daima ilişkiyi canlı tuttuğunu, rehavet hissinden uzaklaştırdığını ve birey olarak gelişimi artırdığını savunuyor. İlişkinizdeki zor zamanlarda sizin için en önemli olanın ne olduğunu karşı tarafa göstermelisiniz! Farklılıklara rağmen ona değer verdiğinizi göstermeniz, sağlıklı bir ilişkinin temelini oluşturur.

Sorgulamayı bırakın

Çoğumuz birlikte olduğumuz kişinin geçmişini merak ederiz. Özellikle ciddi ilişkilerini… Uzun vadede endişe, kıyaslama ve eninde sonunda kavga ortamı yaratacaktır. Siz, birlikte olduğunuz kişinin geçmişteki partnerleri ile bir yarışma içerisinde değilsiniz.

Kendinize inanın

İlişki bir ihtiyaç değildir. Özde, sağlığınız ve mutluluğunuz için bir ilişkiye ihtiyacınız yok. Yaşadığınız ilişki belki de hayatınızın önemli bir kısmını teşkil edebilir, ama siz hayatta kalmak ve gelişmek için gerekli olanlara zaten sahipsiniz! İçinde bulunduğunuz durum her ne olursa olsun, kendinize inanın ve önce tek başınıza ayakta durabildiğiniz gerçeğini kabul edin.

Çevrenizdekilerin fikirlerini dinlemeyin

Önemli bir karar vermemiz gerektiğinde genellikle ikinci bir görüş alırız! Nicen, bu eğilimi kesinlikle desteklemiyor. İki kişinin oluşturduğu dünyayı, aradaki iletişim ya da elektriğin seyrini üçüncü kişilerin asla çözümleyemeyeceğini vurguluyor ve ilginç saptamalarda bulunuyor: “Birincisi, hiç kimse sizin gerçekten neye ihtiyaç duyduğunuzu ve neye değer verdiğinizi sizden iyi değerlendiremez. İkincisi, insanlar başkalarının ilişkileri konusunda kendi ilişkilerine nazaran daha olumsuzdur. Kısacası akıl danıştığınız kişiler, ilişkinizdeki negatif yönleri görmeye pozitif yönleri görmekten daha meyillidir!”

Korkuya yenik düşmeyin

Kendi ayakları üzerinde duran, ne istediğini bilen bir kadın olmanıza rağmen, benliğinizi doğru şekilde yansıtmanız kimi zaman mümkün olmayabilir. Fobiler ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilen nedenler arasında… O gerçekte nasıl biri, geçmişte yaşadıklarınızı yine yaşayacak mısınız, sizden nasıl bir birliktelik bekliyor, bencil mi, sorumsuz mu? Bu gibi sorular her kadının hayatının bir döneminde zihnine üşüşebilir. Oysa olumsuz bir durum ile karşılaşacağınızda ilişkinizi sorgulamaktan vazgeçmeniz gerekiyor.

İşlerinizi eve getirmeyin

İş gününüz sona erdiğinde işiniz tamamıyla ofiste kalmalı. Zihninizden de silinmeli! Kitapta yer alan bir araştırma sonucuna göre; çalışmaya ya da iş düşünmeye neredeyse hiç ara vermeyen işkoliklerin diğer kişilere oranla özel yaşamlarından memnun olduklarını söylememelerinin üç kat daha olası bir durum olduğu belirtiliyor.

Acılarınızı unutmalısınız!

Kırıldınız ve sonra sizden özür dilendi. Çok acı çektiniz ama karşı tarafı affetmeye karar verdiniz! Ancak içinizdeki acı hemen ortadan kaybolmuyor ve hissettiğiniz bu acının tramvasını içinizde taşıyorsunuz. Ama bu acıyı geride bırakabilmeyi öğrenmelisiniz! Çünkü acıyı içinizde tutmanız, yaranın taze kalmasına neden olur.

Mükemmeli aramayı bırakın

Günümüzde mutsuz birlikteliklerin belki de en büyük nedeni; “Daha mükemmelini yaşayabilirim” düşüncesinden kaynaklanıyor. Sağlıklı ve tatmin edici ilişki daima mevcuttur ya da yaratılabilir! “Mükemmel ilişki” diye bir kavram asla var olmamıştır. Bu nedenle her konuda sizinle hemfikir olan ya da her an sizi mutlu edebilecek biri ile karşılaşmayı ısrarla beklemek yerine sizi en fazla tatmin eden ilişkiyi yeşertmeyi denemelisiniz.

Evli Çiftlerin Dilindeki Soru Bize Ne Oldu?

Evliliğin ilk günlerindeki gibi olabilse keşke her şey… Pek çok çift, sonsuza dek mutlu olacakları düşüncesiyle başlıyor evliliklerine. Ama öyle olmuyor…

Küçücük sorunlar birikiyor, büyüyor ve patlama kaçınılmaz hale geliyor. Sonrası mutsuz beraberlikler, boşanmalar ya da aynı evi paylaşan yabancılar… Oysa her şeyin olduğu gibi insan ruhunu anlamanın ve çiftler arasındaki sorunları aşmanın da yolları var. Yeter ki isteyelimve deneyelim. Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Klinik Psikolog Eda Arduman, çiftlere “Ne oldu bize?” dedirten örneklerden yola çıkarak, evlilikteki sorunları ve bu sorunları aşma yollarını anlattı.

Farklılıklar çekiyor

İlk örneğimiz; Süheyla ile Ercan’ın hikayesi… Süheyla varlıklı bir ailenin güzel kızı, Ercan ise sporcu, yakışıklı ve hırslı bir yöneticiydi. İlk görüşte aşktı onlarınki… Ercan Süheyla’nın güzelliğine ve alışkanlıklarına hayrandı. Süheyla’nın zevki, bilgisi, sosyal çevresi büyülemişti genç adamı. Etkilendiği şeylerden biri de, cömertliğiydi. Zar zor kazanılan paraları ne kadar da rahat paylaşıyordu herkesle… Süheyla ise Ercan’ın dürüstlüğüne ve çalışma hırsına bayılıyordu. En çok etkilendiği ise; onun kendisini çok sevmesiydi. Bir erkekten ilk kez bu kadar çok saygı görüyordu. Ailesinin erkekleri güce tapardı, kadına saygı duyulmayan bir ortamda büyümüştü. Onlara göre; erkek para kazanır kadın ise harcardı. Süheyla, Ercan’ın kendisine duyduğu saygıdan bu nedenle bu kadar etkilenmişti.

Sadece aşk yeterli değil

Tanıştıktan sekiz ay sonra evlendiler. İlk günler rüya gibi geçti. Çokmutluydular. Ama bir süre sonra sorunlar başladı. Geçmişte Süheyla’da çok beğendiği özellikler, Ercan’a batmaya başladı. Hayran olduğu kadını, “Çok şımarık ve hayatın gerçeklerinden kopuk yaşıyorsun” diyerek suçlamaya başladı. Ercan’ın hayranlığını kaybeden Süheyla öyle çok üzüldü ki; kocasına saldırganlıkla karşılık verir oldu. Görgüsüz ve cimri gibi kelimeler ağzından neredeyse her an çıkmaya başladı. Yüksek tansiyonlu kavgaların çokluğu sonucunda soğuk savaşlar başladı. İkisinden birinin bir dış ilişki yaşaması sonucu, evlilikleri, birinci yılın sonunda boşanmayla noktalandı. “Aşk, samanlığı seyran hale dönüştürebilir ama uzun bir hayat yolculuğunda insanları bir arada tutmaya yetmeyebilir” diyor Eda Arduman. Ercan ve Süheyla’nın ilişkisine dair gözlemlerini ise şu sözlerle açıklıyor: “Çiftler ilişkilerinin başında beyin tarafından salgılanan uyarıcıların etkisinde bir yabancıya tutku ve aşk duyabilir. Ona, her beklentiyi yükleyebilir. Yabancının bu beklentileri karşılamıyor olması hiç önemli değildir. Çünkü zihninizde ona olan aşkınızla sevgilinizi değiştireceğinizi düşünürsünüz. Ancak bu haz dolu alacakaranlık dönemi sonsuza dek sürmez. Bireylerin asıl yüzleri, birbirlerine hayal kırıklıkları yaşatmaya başladıkları zamanlarda ortaya çıkar. Eğer Süheyla ve Ercan hayal kırıklıklarını birbirleriyle paylaşabilselerdi, ilişkiyi koparan son olaylar meydana gelmeyebilirdi.”

Birlikte ama ayrı iki yabancı

Remzi ve Sevgi, 15 yıldır evliydi. Severek evlenen çift, Remzi’nin işlerinin iyiye gitmesiyle zenginleşti. Remzi dış dünyayı seviyor, gezmek istiyordu. Eşi ona eşlik etmeyince, sevdiği şeyleri tek başına yapar oldu. Karısıyla arasına mesafe koyma konusunda, kendini haklı buluyordu. Sevgi ise kocasının davranışları yüzünden kendine güvenini yitirerek, eşi ile arasına soğuk duvarlar örüyordu. Evlilikleri, yaşadıkları ayrı hayatlar yüzünden uçurumun kıyısına doğru sürükleniyordu. Yabancılaşma nedeniyle çatırdayan bu evlilikte, neyseki duyarlı davranılarak tehlikeden dönüldü.

Karşılıklı şefkat ve anlayış gerekiyor

Eda Arduman ilişkiyi toparlayıcı olanın Remzi olduğunu ve onun attığı adıma kayıtsız kalmayan Sevgi’nin, hatasını kavrayarak özgüvenini yeniden kazandığını belirtiyor. Bu çift, Remzi’nin “Keşfetme arzumu evliliğimize tehdit olarak algılama” demesi ve Sevgi’nin de soğukluğunun sebebinin güvensizlik olduğunu itiraf etmesi sonucu birbirlerin daha şefkatli davranmaya başlamış.

Ortak noktada buluşmak şart

Ali ile Banu, yedi yıllık evli. İş hayatı ve çocuklar derken, yoğun bir temponun içinde bulmuşlar kendilerini. Çiftimiz her sabah işe gitmek için aynı saatlerde kalkıyor ve aynı banyoyu kullanıyor. Biri makyaj yaparken, diğeri duş alıyor. Duşu sıcak suyla yapan Ali, her seferinde aynanın buğulanmasına neden oluyor. Banu’nun makyajı akıyor ve taraflardan birinin sinirleri ciddi şekilde bozulmaya başlıyor. Bu esnada işin içine çocukları giydirmek ve kahvaltıyı hazırlamak gibi konular da girince; stresin dozu artıyor. Ardından, önemsiz görünen bir nedenle gelsin kavgalar…

Konuşarak anlaşmak lazım

Acaba sorun aynanın buğusu mu yoksa paylaşılamayan ve anlaşılamayan şeylerin varlığı mı? Eda Arduman’a göre; eğer iki taraf da görüşlerini birbiriyle paylaşırsa, birikim olmaz. Belki kalkış saatlerini ayırırlar, farklı banyolar kullanırlar ya da biri banyodayken diğeri makyajını ayna olan bir başka yerde yapar. Bunlar, sihirli sonuçlar verir. Ama eğer iki taraf da alışkanlıklarından vazgeçmezse, evlilik çıkmaza girer.

Eşinizi seviyorsanız, anlayışlı olun

Her genç düş görür evlenmeden önce… Pembe bulutlar üzerinde uçar, mutluluk ülkesine kanat çırpar, bir “evet”le huzur limanına demir atar. “Bizim evliliğimiz başka olacak”, “bizim sevdamız bitmeyecek” sözlerini terennüm eder.

İlk günler, devam da eder bu sevda.. Ama yavaş yavaş bal(ayının) tadı kaçmaya başlar. Gözlerdeki sevda sisleri çözülmeye, hayal ülkesinin renkleri değişmeye yüz tutar.
“Bizim evliliğimiz, sevdamız farklı olacak” diyenlerin çoğunun aralarında deli poyrazlar eser. Tepelerinde kara bulutlar dolaşır. Peşinden hafif şimşekler ve derken gök gürültüleri. Nedendir bilinmez o sevdalar nereye gider? O anlayışlı insan nasıl da dünyanın en anlayışsız insanı olur?
Kulaklar sağır, diller lâl, vicdanlar sızlamaz! Kimse kimseyi görmez. Duymaz, anlamaz.
Çoğu kez kusur ve hatalar karşılıklı sayılıp dökülür. Kimse kendine toz kondurmaz; “Bu sonuçta benim payım nedir?” demez. Karşısındaki insanı anlamaya çalışmaz.
Sadece birbirimizi severek evlendik ama “ANLAŞAMADIK!..” denir.
Peki anlaşmaya çalışmak, daha doğrusu birbirini anlamak. Acaba hiç denendi mi?
Yoksa sadece “sen beni anlamıyorsun, anlamak istemiyorsun, anlayışsız birisin” vb. sözcüklerle karşılıklı tartışmalar mı yapıldı?
Halbuki “sevmek, anlamakla başlar.” İlk defa önünüze getirilen mükemmel yemeği sevmeniz için önce kaşığın ucuyla tadını anlamaya çalışırsınız. Anladığınız anda da seversiniz değil mi? Ama anlamamakta inat ederseniz yemek ne kadar güzel olsa da tadını anlamadığınız için yemeği sevemezsiniz.
Evlilik hayatı da böyle! Şayet eşler birbirlerini anlamaya çalışırlarsa aralarındaki sevgi azalacağı yerde pekişir.
Evinizdeki basit bir musluğu bile tamir etmek için musluk tamirinden anlamalısınız. Anlamıyorsanız hiçbir zaman için o musluğu tamir edemezsiniz. Dersi anlamayan çocuğun dersten nefret etmesi gibi..
Eşinizin saçma sapan fikirleri olabilir. Size ters gelen yönleri de… Sizin sevdiğiniz şeyden o, onun sevdiği şeyden siz nefret edebilirsiniz. Bu durumda eşler, birbirine anlayışlı davranırlarsa problemler hâllolur.

Ayrılıkta Cumartesi Etkisi

Hayatı onsuz düşünemediğiniz sevdiğiniz insandan ayrılmanın şokundan kurtulmak istiyorsanız bazı pembe hileler yapın! Ayrılık hüznünden kurtulmanın en iyi yolu sosyalleşmek, en uygun gün ise cumartesi! Kendinizi yalnız hissedebileceğiniz özel (Cumartesi, Sevgililer Günü vb.) günlerde, “arama krizi”ne girmek istemiyorsanız; arkadaşlarınızla buluşun, hobiler edinin, kurslara yazılın… Bir de sakın telefon numarasını silmeyi unutmayın!

Ayrılma kararı verilen bir ilişkiyi bitirmek neden bazıları için daha zordur veya hangi durumlarda ayrılık daha zor gelir? Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir; duygusal ilişkilerde ayrılık meselesini farklı yönleriyle değerlendirdi:

Duygusal bir ilişkinin bitmesi; bir kişi ile duygusal paylaşımın bitmesinin ötesinde, bir yaşam biçiminin kesintiye uğraması anlamına gelebilir: Birlikte yapılan sosyal faaliyetlerin, geleceğe yönelik hayallerin, ortak arkadaşlarla görüşmenin de kesilmesi gibi… Biten bir ilişkinin ardından, kişinin kendisini sosyal olarak konumlandırma biçimi de değişebilir; örneğin “evliliğe doğru giden” bir ilişkinin bitmesinin ardından, sosyal konum yeniden “bekâr” olarak değişir. Evlenmeyle ilişkili olumlu beklentileri olan bir kişi için ayrılık, bu açıdan da zorlayıcı olabilir. Boşanma yoluyla bekârlığa dönmek ise; sosyal çevrenin de etkisiyle, alışma sürecinin daha sancılı geçmesine yol açabilir.

İlişkinin hayatın hangi döneminde bittiği de, ilişki sonrası dönemde yaşanan streste belirleyici olabilir. Genç yetişkinlik, geleceği olan bir ilişki beklentisinin en fazla olduğu dönemdir. Duygusal bir etki yaratmış, “karşılıklı uygunluk” olduğu gözlenmiş bir ilişkinin bitmesi, geleceğe yönelik yalnızlık endişesine ve duygusal ilişkilere dair ümitsizliğe yol açabilir. Diğer taraftan, bu dönemde duygular ve başa çıkma mekanizmaları gelişmiş olacağından, bitmiş ilişki daha sağlıklı değerlendirilebilir. Yetişkinlik ve olgunluk yıllarında bir ilişkinin bitmesinde; alışılmış bir düzenin bozulması, çocuklar ve maddi paylaşımlar gibi etkenler işin içine girer.

“Daha iyisini bulamam” sendromu

Bir araştırmaya göre; ayrıldıkları partnerlerine duygusal olarak daha yakın hissedenler, ilişkisi uzun süre devam etmiş olanlar ve ayrıldıkları kişi kadar iyi bir partneri bir daha bulamayacaklarına inananlar daha fazla stres yaşıyorlar.Ayrılma-devam etme arasında kalan bir kişinin (veya çiftin), duygusal bir ilişkiye dair beklentileri, çocukluk dönemlerinde yaşanmış ciddi ayrılıklardan da etkilenir. Bağlanma kuramına göre; çocukluk döneminde yaşanan ayrılık-bağlanma sorunları olan kişilerde, ayrılmaya ve reddedilmeye hassasiyet daha fazla olabiliyor ve bu kişiler, bir ilişkinin bitmesine abartılı tepkiler verebiliyorlar. Dahası, ayrılacaklarına emin oldukları ilişkiler kurabiliyorlar veya sağlıklı bir ilişkiyi farkında olmadan sabote ederek ayrılık-mutsuzluk döngüsünü hazırlayabiliyorlar.

“Benliği Sessizleştirme” kuramına göre ise; kendilerini ancak duygusal bir ilişkide iken “var” olarak hisseden ve sırf ilişkiyi sürdürebilmek için kendi düşünce-duygularını bastıran kişiler, bir ayrılık durumunda depresyona daha yatkın oluyorlar.

Bitiş şekli travma yaratabilir

İlişkinin bitmeden önce nasıl olduğu ve ne şekilde bittiği de sonrasındaki ruhsal durumu etkileyebilir. Örneğin; duygusal ve/veya fiziksel tacizin yoğun yaşandığı bir ilişkinin bitişi sonrası, bir “rahatlama” olması beklenir. Ancak böylesi bir ilişki sonrası, taciz travmasının etkileriyle başa çıkmak gerekir. “Toz pembe” gibi görünen bir ilişkinin, aniden ve şok edici bir şekilde bitmesi ya da çok uzun yıllar “hangi yöne gideceği belli olamamış” bir ilişkinin bitmesi gibi ayrılık biçimleri de ayrılığın kabullenilmesini zorlaştırabilir.

Ayrılığı anlamak

Ayrılık sonrasında olumsuzu olumluya çevirmek için daha fazla beklentisi olanlar, depresyona daha az giriyorlar. Bu kişiler daha olumlu düşünceler geliştirmeye çalışıyorlar, fiziksel ve sosyal faaliyetlere ağırlık veriyorlar.Ancak bir ayrılık sonrasında hızlı bir şekilde olumsuz (üzüntü, öfke, yas gibi) duyguları bastırmak, uzun vadede sağlıklı bir durum değildir. Sağlıklı olan, ayrılık sonrasındaki bu olumsuz duyguları yaşamaya izin vermek ve biten ilişkiyi/ilişkideki rolümüzü yeniden değerlendirmektir. Bu noktada psikoterapi desteği alınabilir; çünkü ayrılığı anlamak, duygusal gelişim için bir fırsat olabilir. Sonrasında ise sadece yeni bir duygusal ilişki arayışı amacı içermeyen, ertelenmiş hobileri de kapsayabilecek yeni bir sosyalleşme ağı oluşturmaya başlanabilir.

“Sevmek”, “hoşlanmak” ve “aşık olmak” gibi duygusal yüklemelerin nasıl yorumlandığı; bu duyguların yaşanmış ilişkiye ait duygular mı olduğu, yoksa o dönem yaşanan duygusal yoksunlukların etkisiyle mi karşıdaki kişinin yüceltildiği gibi konuların ele alınması; bitmiş ilişkiden yola çıkarak duyguların tanınması ve gelişmesi açısından önemlidir.

‘Cumartesi etkisi”nden korunun

Bitmesi gerektiğinden emin olunan ancak bitirilemeyen ilişkilerde, davranışları kontrol etmek için önlemler almak da gerekebilir. Özellikle “Ayrılıkta Cumartesi Etkisi” olarak da adlandırılabilecek durumdan korunmakta fayda var. Çünkü sosyalleşmek için en cazip gün olan cumartesi, herkesin sokaklara döküldüğü, gözünüzün önünde sevgililerin dolaştığı bir gündür. Bu nedenle özel günlerde (cumartesi, hafta sonu, Sevgililer Günü vb.) kendinizi yalnız hissedebilir ve eski günleri hatırlayarak ani duygu patlamaları yaşayabilirsiniz. Bu tür günler, heyecanınızı ve duygularınızı depreştirebilir, bitmesi istenen ilişkiyi “aslında bir şans daha tanınabilir” gibi algılamanıza yol açabilir. Bunu önlemek için, o günden birkaç gün öncesinden başka planlar yapmalısınız; arkadaşlarınızla buluşmak, ertelenmiş hobilere başlamak veya kurslara yazılmak gibi…

Telefon numarasını silin

Kendinizi yalnız hissedebileceğiniz özel günlerde, verilmiş bir ayrılık kararını sabote edebilir ve sonradan pişman olacağınız aramalar yapabilirsiniz. Bu nedenle; ayrılmak istenen kişinin telefonunu ve e-posta adresini silmek, aniden gelişen arama isteğini kontrol almada işe yarayabilir. Neden ayrıldığınızı ve yeniden arama isteğinin neden gelişmiş olabileceğini bir kağıda yazmak da ani duygu patlamalarını sakinleştirebilir.

Cesur Çiftler Aranıyor!

Pozitif Performans Enstitüsü, kurumsal eğitim, danışmanlık ve koçluk programlarının yanı sıra aile terapisi konusunda hizmet veren bir kurum. Verdikleri eğitimlerde ve terapi amaçlı başvuran bireylerde gördükleri sorunların evlilik müessesiyle olan bağını yakalayarak evlilik öncesi çift eğitim programını oluşturmuşlar.

Evlilik öncesi kafasında soru işaretleri olan ama bunları “evlenince geçer” düşüncesiyle bertaraf etmeyi tercih edenler için çözüme yönelik araştırmalarımız devam ediyor. Bu doğrultudaki sorularımızı Pozitif Performans Enstitüsü’nden Adalet Bağdu’ya yönelttik.

Size kimler geliyor?
Çoğunlukla evlilik öncesi birlikte yaşayanlar, nişanlı ya da evlilik hazırlığına başlamış çiftler yaşadıkları çatışmaları çözemedikleri için geleceğe yönelik bir endişe taşıyorlar. Biz böyle giderse mutlu olamayacağız, ayrılsak mı düşüncesiyle karşılaştıklarında çözüm yolları için bize başvuruyorlar. Çalışmalarda evlilikte sorun olan konuların bir kısmının evlilik öncesinde çalışılabileceğini ve bunların evlilikte minimuma indirilebileceğini gördük. Yine çiftlerin yoğun sevginin ve duygusallığın etkisi ile birbirlerini derinlemesine tanımadan evliliğe başladıklarını saptadık.

Ne oluyor da Leyla’lar ve Mecnun’lar bu hale geliyor?
Aslında pek çok çift evliliğe ütopik hayaller, fanteziler ve gerçekçi olmayan beklentilerle başlıyor: Eğer beni seviyorsa benim beklentilerime cevap vermeli, ne hissettiğimi, ne istediğimi anlamalı, benim istediğim gibi olmalı, sevgisini bana benim istediğim gibi göstermeli gibi. Yaşanmışlık arttıkça duygusal sis dağılıyor ve mantık süzgeci devreye giriyor. Çiftler aynı konulara çok farklı pencerelerden baktıklarını anlıyorlar. Sorunlar yaşantımızın içinde olmazsa olmazlar olarak devreye giriyor ve aynı olaya birbirinden farklı yorumlar getirmemize neden oluyor. Sonra bir durum ya da olay karşısında o kişiye karşı inanç değiştiriyoruz ve onu sonsuza kadar taşıyoruz. Mutsuz, şanssız, anlaşılamamış, değeri bilinmeyen insanlar topluluğu oluyoruz. Gerçek bu değil.

Peki doğru ve mutlu evlilik formülü nedir?
Birlikteliklerde sihirli formül öncelikle değerlerin eşleşmesidir. Eğer çiftlerde önem taşıyan değerler eşleşiyorsa mutluluk; değerler birbirini sabote ediyorsa fırtınalar çatışmalar kaçınılmaz olur. Örneğin çiftlerden birinin en önemli değerler sıralaması; kariyer-para-hobileri ise, diğerininki; aile-ilgi-dostluk ise bu çiftin dünya dengesi çatışmalarla doludur. Mutlu bir evlilik için en büyük kriter değerlerdir. En büyük evlilik düşmanı ise saygı yoksunluğudur.

Çözüm nedir?
Çözüm, Einstein’ın söylediği “problemi oluşturan duygu, düşünce ve davranışlarla problemi çözmeye çalışanlar delidir” sözünde saklıdır. Her birimiz, kendi hayat gerçeğimizi oluşturduğumuz duygu, üşünce, davranış kalıplarını değiştirme-geliştirme-anlama üçgeninde ortak formül arayışlarını başlatırız.

Uyuşmayan çiftlere si mutlu olamazsınız en iyisi ayrılın diyor musunuz?
Bize danışan çiftlerle gerçekleştirdiğimiz terapi-eğitim seanslarında siz ayrılın, uyumsuzsunuz, mutlu olamazsınız gibi yorumlarda bulunmak bizim uzmanlık alanımıza girmez, zaten etik de değildir. Burada bize düşen sorumluluk, oynadıkları rollerde çiftlerin aynaya yansıttıklarını göstermek ve bu konularda onları bilinçlendirmektir. Yorum ve karar tamamen kendilerine aittir.

Çiftlere evlilik kontratı yaptırıyorsunuz…
Bu kontrat, ister evlilik öncesi ister evlilik sonrası olsun, çiftlerin ayrı ayrı ve birlikte yaptıkları uygulamalar sonucu buldukları ortak çözüm noktalarını güzel cümlelerle süsleyerek yazıya döktükleri, ileride problem yaşadıklarında bakacakları, yol gösterici bir metin.

Bu terapinin ücreti nedir?
Evlilik öncesi çift eğitimi terapi değil sekiz modülden oluşan bir eğitim programıdır. Haftada bir, bir saat süren, sekiz seanslık bir paket programıdır. Her çifte özel değişen bir modeldir. Çiftlerle program süresince bazı bölümlerde ayrı ayrı bazı bölümlerde birlikte çalışılır. Programın her seansı 200 YTL’dir.

Sonuçta çiftler memnun oluyorlar mı?
Bu süreçten geçen çiftler olası problemleri ile baş etmeyi öğrendikleri için tabii ki mutlu oluyorlar. Evlilik sonrası terapilere devam eden birçok konuğumuz var. Hatta ÖSS sınav koçluğu ile tanışıp evlendikten sonra da gelen, hatta çocuklarını gördüğümüz konuklarımız bile var.

Problem çıkış nedenleri

  • Kişilik özellikleri, karakter farklılıkları
  • Bireyleri yetiştiren aileler
  • Sosyal çevre
  • Eğitim
  • İnanç sistemi
  • Davranış-huy kalıpları
  • Paradigmalar
  • Toplumun dayattığı “sosyal kasetler”

Yanlış inanışlar

  • Erkekler güvenilmez.
  • Kadınlar anlaşılmaz.
  • Mutlu evlilik yok ki!
  • Hep ben mi özveride bulunacağım?
  • Bu adam/kadın değişmez.

Problem tablosu

  • Çocukları büyütmek annenin görevidir.
  • Çocuğun eğitiminden sen sorumlu olmalısın.
  • Doğum kontrolünden sen sorumlu olmalısın.
  • Beni neyin mutlu ettiğini bilmelisin.
  • Ayrı banka hesaplarımız olmalı.
  • Her para harcadığımda sana hesap vermek istemem.
  • Sık sık beni sevdiğini söylemelisin.
  • Her zaman doğum günümü, evlilik yıldönümümüzü hatırlamalısın.
  • Tüm boş zamanlarımızı birlikte geçirmeliyiz.
  • Her zaman önce sen barışmalısın.
  • Ev işlerini eşit paylaşmalıyız.
  • Ben o kadar zor işleri başarıyorum, evde iki yardımcın olmasına rağmen bir evi yönetemiyorsun.
  • Çocukları da kendin gibi sorumsuz yetiştirdin.
  • Beni para makinesi olarak görüyorsun.
  • Beni seven-anlayan yok.
  • Bana zaman ayırmıyorsun.
  • Hiç parfüm almadın ki!
  • Acaba beni aldatıyor olabilir mi?
  • Benim işim ailenin geçimini sağlamaktır.
  • Aileme daha nazik davranmalısın.
  • Ailenin bize karışmalarını istemem.
  • Ben olmadan annene gitmeni istemem.
  • Önemli kararları ben veririm.
  • Sözümü kesme.