Alkol ve Fertilite

Özellikle batı toplumlarında Alkol oldukça yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ülkemizde de alkol tüketimi giderek artmaktadır. Alkolizm yani alkol bağımlılığı bütün toplumlarda önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Dozunu kaçırmamak kaydı ile alkol tüketiminin özellikle vücudun yağ dengeleri üzerinde olumlu etkileri olduğunu ileri süren bilimsel çalışmalar da mevcuttur. Sosyal düzeyde olan alkol tüketimi de kabul edilebilir bir davranışdır. Ancak bebek isteği ön plana çıktığında alkol kullanımı ile ilgili bazı gerçekler söz konusu olmaktadır. Devamı Arka sayfada…

Sigara ve Fertilite

Kabaca bakacak olursak yeryüzünde bilinen hangi madde olursa olsun, bunun yanması ile ortaya çıkan dumanı solumak organizma için son derece zararlıdır. Günümüzde en sık görülen alışkanlıklardan biri olan tütün kullanımının kalp damar sistemi üzerindeki etkilerine ek olarak bu alışkanlık hem erkek hem de kadın fertilitesi üzerinde oldukça olumsuz etkilere sahiptir. Devamı Arka sayfada…

Yaş ve Fertilite

Kişinin yaşı fertilite üzerindedirek etkiye sahiptir. Hemen herkes kadının yaşı ilerledikçe gebe kalma potansiyelinin azaldığından haberdardır. Aynı düzeyde olmasa bile son zamanlarda yapılan çalışmalar erkek yaşının da fertilite üzerinde etkileri olduğunu düşündürmektedir.

Son yıllardaki yaklaşım eğer kadın 30 yaşından küçük ise infertiliteden söz etmek için en az 1 yıl beklemek iken, kadının otuzunu geçtiği dönemlerde bu sürenin 6 ay olması gerektiğini ortaya koymuştur. Devamı Arka sayfada…

Fertiliteyi Koruma ve Arttırma Önerileri

Kendi kendinize alabileceğiniz bazı basit önlemler ile üreme potansiyelinizi koruyabileceğinizi hatta arttırabileceğinizi aklınızdan çıkartmayın. Halen çocuk sahibi olmayı düşünmeseniz bile üreme yeteneğinizi olumsuz etkileyebilecek faktörleri bilmeli ve bunlara karşı önlem almalısınız. Devamı Arka sayfada…

İnfertilite Nedenleri

Cinsel ilişki sonucu normal yollardan gebelik elde edilebilmesi için:

  • Vajinaya yeterli sayıda dölleme kabiliyeti olan sperm bırakılması
  • Vajinaya gelen bu spermlerin rahim ağzındaki mukus ad verilen salgının içine girebilmesi ve buradan da rahim ağzını geçerek rahim içine oradan da tüplere ulaşması
  • Tüplerde yumurta ile spermin birleşmesine engel olabilecek bir mekanik tıkanıklığın bulunmaması
  • Kadında döllenebilir özellikle yumurta hücresi üretilmesi ve bu hücrenin yumurtlama olayı ile birlikte atılması
  • Bağışıklık sisteminin döllenmeye engel teşkil etmemesi
  • Endometriumun (rahim iç zarı) döllenmiş yumurtanın yerleşmesine müsade etmesi
  • Embryonun gelişimini tamamlayabilmesi için rahim zarı ve rahim anatomisinin uygun olması gereklidir.

Devamı Arka sayfada…

Hpv Aşısı

Son günlerde gerek ülkemizde gerekse dünyada sağlık ile ilgili gündemi en fazla meşgul eden konuların başında “Rahim ağzı kanserinin aşısı” bulundu şeklinde haberler geliyor. Yayınlanan pekçok haber rahim ağzı kanserinin (serviks kanseri) yakın bir gelecekte yok olabileceğinin öngörüsünü yapıyor. Geçtiğimiz yıl piyasaya çıkan ve 2007 yılı içinde ülkemizde de kullanıma sunulacak olan bu aşı gerçekten de rahim ağzı kanserini yok edebilecek bir gelişme mi? Devamı Arka sayfada…

Leep İşlemi

Yakın bir geçmişe kadar PAP smear testi sonucu rahim ağzında intraepitheliyal lezyon saptanan hastalarda yakma ya dondurma işlemi uygulanırken günümüzde elektrocerrahi teknikler kullanılmaktadır. Smaer sonucu CIN saptanan hastalar ağrısız ve güvenli bir şekilde tedavi edilebilmektedirler. Devamı Arka sayfada…

Kriyoterapi

Kriyoterapi ya da halk arasında bilinen adı ile dondurma tedavisi anormal dokuları dondurarak tahrip etmek esasına dayana bir tedavi şeklidir. Prob adı verilen bir enstrüman dondurulacak dokuya (rahim ağzı gibi) temas ettirildikten sonra dondurma işleminde kullanılacak olan gaz prob içinden geçirilir ve probun ucunun aşırı derecede soğumasına (yaklaşık -90 derece) neden olur. Burada yatan mantık şudur: Soğutmada kullanılan gaz basınç ile probun ucuna itildiğinde gaz aniden hacim olarak genişler ve etraftan ısı çekerken probun ucu soğur. Doku prob ile temas halinde olduğu için donar. Bu amaçla sıvı nitrojen ya da karbon dioksit kullanılabilir. Dondurma genelde 3-4 dakika kadar sürer. Ancak işlem 1-2 sefer tekrarlanacağı için yaklaşık 15 dakika kadar alır. Devamı Arka sayfada…

Kolposkopi

Serviks yani rahim ağzı kanseri kadın üreme sistemi kanserleri arasında sık görülen ancak önlenebilir kanserlerden birisidir. Önlenebilir olmasının temel nedeni düzenli yapılan PAP smear incelemeleri ile hastalığın çok erken dönemlerde fark edilebilmesidir. Buna karşılık PAP smear temelde tanı koyduran bir test değildir. Şüpheli durumların fark edilerek kesin tanı koyduran testlerin yapılaması gerektiğini işaret eden bir tarama testidir. Devamı Arka sayfada…

Pap Smear Testi

Vücut dokularının yenilenmesi nedeniyle kaçınılmaz olarak yüzeylerden hücreler dökülmektedir. Bu dökülen hücrelerin toplanıp özel işlemlerden geçirildikten sonra mikroskop altında incelenmesine sitolojik inceleme denir. Bu işlemin en etkili uygulandığı alan rahim ağzından yani serviksten alınan örneklerdir. Servikal hücrelerin bu şekilde toplanması işlemine smear adı verilir.İlk kez 1930′lu yıllarda Yunan doktor George Papanicolaou tarafından tanımlandığı için onun ismine ithafen PAP Smear ya da PAP test olarak da adlandırılır. Devamı Arka sayfada…

Genital Siğil (Kondilom)

Kondilom ya da condyloma accumunata adı verilen genital siğil pek çok kadına sıkıntı veren tatsız lezyonlardır. Tekrarlama eğiliminin olması çoğu zaman kadının moralini bozar. Kondilomlar cinsel yolla bulaşan ve human papilloma virus (HPV) adı verilen bir virusun neden olduğu enfeksiyonlardır. Devamı Arka sayfada…

HPV SoruLar - Cevaplar

HPV nedir?
HPV Human Papilloma Virüs adı verilen bir virüs ve bunun neden olduğu durumlara verilen genel isimdir.

HPV’nin önemi nedir?
HPV Rahim ağzı kanserinin insanlarda bilinen tek nedenidir

HPV tipleri nelerdir?
HPV’nin bugüne kadar saptanmış 100 den fazla alt türü vardır. Bunlardan bazıları sadece gential bölgede enfeksiyona ve değişimlere neden olurken bazıları genital siğillere bazıları da rahim ağzı kanserine neden olabilir. Devamı Arka sayfada…

HPV Tiplemesi

Son zamanlarda HPV’ye bağlı PAP smear değişikliklerinin artan oranda görülmeye başlanması, HPV türlerinin ayrımının yapılabilmesi ve yine teknolojik gelişmeler sayesinde DNA analizlerinin daha kolay ve düşük maliyetlerle karşılanabilmesi sonucunda kadınlarda genital salgıda HPV bakılması giderek artak sıklıkta yapılmaktadır. Devamı Arka sayfada…

HPV Enfeksiyonu

Human papilloma virus ya da kısa adı ile HPV enfeksiyonu son zamanlarda toplumda giderek daha fazla duyulmaya başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Bunun nedeni enfeksiyonun görülme sıklığındaki artışın yanısıra kadınlarımızın yıllık smear kontrollerini daha düzenli yaptırmaları ve bu sayede var olan hastalıkların saptanabilmesdir.

HPV nedir?
HPV insanlarda enfeksiyona neden olan bir tür virüstür. HPV’nin 100 civarında türü vardır. Bunlardan bazıları elde ve ayaklarda siğillere neden olurken, bazıları cinsel bölgede ortaya çıkan genital siğillere ya da başka bir adıyla kondiloma yol açarlar. Bazı türleri ise kadınlarda rahim ağzındaki hücrelerde ileride kansere dönüşebilecek değişimlere neden olabilirler. HPV’nin yaklaşık 20 türü genital enfeksiyonlara neden olmaktadır.

HPV nasıl bulaşır?


HPV cinsel yolla bulaşan hastalıklardan hatta en sık karşılaşılanlardan birisidir. Genital bölgeyi enfekte eden HPV’ler temas yolu ile kolayca yayılırlar. HPV’nin bir kişiden diğerine bulaşması için mutlaka tam bir ilişki olması gerekmez. Enfekte olan cilt bölgelerinin birbiri ile teması ile de hastalık bulaşabilir.

Virüsün kuluçka süresi değişkendir. Bulaşma olduktan sonra bulgular bazen birkaç ay bazen de birkaç yıl sonra ortaya çıkabilir. Hatta bazen virüs yıllarca hiçbir bulgu vermeden vücutta kalabilir.

Aktif genital lezyonların varlığında bulaşıcılık en yüksektir. Siğiller ortaya çıkıp tedavi edildikten sonra yeniden siğil çıkmadan geçen dönem ne kadar uzunsa bulaştırıcılık da o oranda azalmaktadır.

HPV’nin önemi nedir?


HPV kadınlarda ve erkeklerde genital siğillere yol açabilir ancak bundan çok daha önemlisi kadınlarda rahim ağzı kanserine erkeklerde de penis kanserine neden olabilmesidir. Rahim ağzı kanseri tanısı konmuş kadınların %95′inde HPV saptanmaktadır.

HPV Tipleri


Human Papilloma viruslerin bugune kadar DNA incelemeleri ile tanımlanmış 100′den fazla türü vardır ve bunlar sayılar ile tanımlanır. Bu HPV türlerinin bazıları normal cilt siğillerine neden olurken bir kısmı sadece cinsel ilişki yolu ile bulaşır ve kondilom adı verilen genital siğiller ile rahim ağzı kanserine neden olan değişimlere yol açabilirler.

Çoğu zaman genital siğile neden olan HPV tipleri rahim ağzında değişime neden olmazlar benzer şekilde rahim ağzı kanserine yol açabilen türler de siğile nedne olmazlar.

HPV tipleri rahim ağzı kanserine neden olmaları açısından değişik risk gruplarında bulunurlar. Temel olarak siğile neden olan türler rahim ağzı kanseri açısından düşük rük grubundadırlar.

Rahim ağzı kanseri riski açısından HPV tiplerinin gruplandırılması şu şekildedir

  • En yüksek riskliler: Tip 16, 18, 31, 45
  • Yüksek riskliler Tip 33, 35, 39, 51, 52, 56, 58, 59
  • Muhtemel yüksek riskliler 26, 53, 66, 68, 73, 82

HPV ne sıklıkta görülür?


Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl 5.5 milyon yeni HPV olgusu ortaya çıktığı ve genel toplumda 20 milyondan fazla insanın bu hastalığı taşıdığı tahmin edilmektedir. Öte yandan cinsel yönden aktif olan kişilerin yaklaşık yarısının yşamlarının herhangi bir döneminde HPV’ye yakalanacakları öngörülmektedir. Hastalığın bu derece sık görülmesine karşılık toplum bilinci henüz oturmuş değildir. ABD’de yapılan bir ankette toplumun %76’sının böyle bir hastalıktan haberdar olmadığı ortaya konmuştur. HPV ve rahim ağzı kanseri arasındaki bağlantının nispeten yakın bir geçmişte ortaya konmuş olması nedeni ile sağlık çalışanları ve doktorlar arasında da HPV tam olarak bilinmemektedir. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin (CDC) 1999 yılında yaptığı bir araştırma sağlık çalışanları ve doktorların önemli bir bölümünün HPV’nin kanser ile olan ilişkisi ve tedavi yöntemleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı gerçeğini gözler önüne sermiştir.

Ülkemizde ise ne yazık ki HPV’nin görülme sıklığı ile ilgili geniş bir araştırma ve istatistik yoktur. Ancak kişisel gözlemlerimiz bu hastalığın ülkemizde de giderek artan sıklıkta karşımıza çıktığı yönündedir.

Bulgular


HPV ile temas ve bulaşma olduktan sonra mutlaka hastalık ortaya çıkmaz. Aslında çoğu kişide HPV vücudun kendi savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirilir. Bir başka olasılık da virusu alan kişide uzun süre hiçbir belirti ortaya çıkmamasıdır. Kişi yıllarca hatta bazen ömrü boyunca hiçbir yakınma ortaya çıkmadan yaşayabilir. Ancak bu durum hastalığı yaymasına engel değildir ve ilişkide bulunduğu kişilere hastalığı bulaştırabilir. Bu durum latent ya da sessiz enfeksiyon olarak adlandırılır.

HPV’nin en sık neden olduğu belirti genital bölgede görülen siğillerdir. Ciltten hafif kabarık, yumuşak olan bu siğiler cinsel bölgeyi oluşturan deride, vajina ile makat arasında, anüs etrafında, bacakların iç kısmında, penis ucunda ya da çevresinde görülebilir. Anal ya da oral seks sonrasında ağız içi ve makat içinde de siğiller ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda vajina içinde ve rahim ağzı üzerinde de siğiller olabilir.

HPV enfeksiyonaları virüsün türüne bağlı olarak rahim ağzını oluşturan hücrelerde displazi adı verilen bazı değişimlere neden olabilirler. Düşük riskli tipteki virüsler genelde PAP smearda ortaya çıkan CIN ve SIL gibi değişimlere neden olurlarken yüksek riskli tipler uzun dönemde rahim ağzı kanserine neden olabilirler.

Yapılan araştırmalar rahim ağzında HPV’ye bağlı değişim saptanan hastaların %90′ına yakınında 2 yıl içinde belirtilerin ortadan kalktığını ve HPV’nin takip eden smear testlerinde saptanamadığını ortaya koymuştur. Kalıcı enfeksiyon ise serviks yani rahim ağzı kanseri açısından en önemli risk faktörünü oluşturur.

Rahim ağzı kanseri tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler arasında 2. sırada yer alır ve öldürücü bir kanserdir. Buna karşın kanser türleri arasında önlenebilir olması açısından ayrı bir öneme sahiptir. Serviks kanserini önlemenin tek ve en basit yolu düzenli aralıklarla yapılan smear testleridir. Smear testinde CIN ya da SIL olarak tanımlanan anormallikler saptandığında biopsi yapılarak tanı kesinleştirilir. Daha sonra hastalığının derecesine göre rahim ağzındaki değişime uğramış bölge LEEP ya da konizasyon adı verilen basit ameliyatlar ile çıkartılır ve daha sonra düzenli kontrollere başlanır. CIN ya da SIL’in ileri evre olması durumunda eğer kişi ailesini tamamlamış ve başka çocuk istemiyorsa ya da 40′lı yaşar civarındaysa rahimin alınması da bir diğer tedavi alternatifidir.

HPV tanısı nasıl konur


Genital siğillerin görülmesi hem erkekte hem de kadında HPV tanısını koydurur. HPV’nin neden olduğu rahim ağzındaki değişimler ise rutin yapılan PAP smear testlerinde saptanır.

PAP smear testleri zaman zaman hatalı sonuç verebilir ancak son yıllarda kullanılmaya başlanan ve bizim de tercih ettğimiz ince yayma tekniğinde hata payı en aza indirilmektedir.

PAP smearda HPV’ye bağlı olduğu düşünülen değişimler saptandığında aynı materyal içinde HPV’ye ait DNA incelemeleri yapılarak HPV varlığı ve hangi tip HPV bulunduğu saptanabilir. Örneğin rahim ağzı kanserlerinin %50’sinde HPV tip 16 saptanmaktadır. DNA tiplemesinde HPV tip 16 bulunduğunda bu kadında ömür boyu çok yakın takipler yapılması yararlı olurken düşük risk grubunda bir tip saptandığında kontrollerin arası daha seyrek planlanabilir.

Erkeklerde ise belirti vermeyen HPV’nin saptanması ne yazik ki mümkün değildir. Erkeklerdeki sessiz enfeksiyonu saptayabilecek bir test yoktur.

HPV kan dolaşımına geçmediğinden ne erkeklerde ne de kadınlarda kanda bu virüsü saptamak mümkün değildir.

Tedavi


HPV’ninkesin bir tedavisi yoktur. Klasik bilgi Virüs birkez vücuda girdiğinde ömür boyu burada kalır şeklindeyken günümüzde yapılan DNA incelemeleri viruse ait genetik materyalin 6-24 ay içinde vücuttan tamamen atılabildiğini ortaya koymaktadır. Ancak hangi kişilerde virusun kaldığı hangilerinde ise atıldığı belli değildir. Burada en önemli faktör kişinin bağışıklık sistemi gibi görünmektedir Virüsün ortaya çıkardığı patolojiler ise tedavi edilebilir.

Genital siğil varlığında bunlar yakılarak ya da dondurularak tedavi edilirler. Çok büyük boyuttaki siğillerin ise cerrahi olarak çıkartılması gerekebilir. Az sayıdaki küçük siğiller ise bölgesel olarak uygulanan kremler yardımı ile yok edilebilir. Siğillerin tedavi edilmesi bir daha çıkmayacağı anlamına gelmez. Yeniden ortaya çıktıklarında tekrar tedavi edilmeleri gerekir.

Bazı kişilerde siğil ortaya çıkıp tedavi edildikten sonra bir daha ömrü boyunca yeni siğil çıkmaz. Bazı kişilerde ise sık aralıklarla siğiller çıkar. Kişiler arasında bu derece fark olmasının nedeni büyük olasılıkla bağışıklık sistemleri arasındaki farklılıktır.

Smear testinde saptanan ve biopsi ile kesinleşmiş displazi varlığında ise hastalığın şiddeti, hastanın yaşına göre LEEP, konizasyon ya da rahimin alınması gibi tedaviler uygulanabilir. Çoğu zaman hafif displazi varlığında LEEP tedavi için yeterli olmaktadır. LEEP sonrası doğurganlıkta bir değişiklik ortaya çıkmamaktadır.

Korunma


HPV virüsü oral ve anal seks de dahil olmak üzere her türlü cinsel ilişki ve ciltten cilde temas yolu ile de kolaylıkla bulaşabildiğinden cinsel yönden aktif olan kadın ya da erkek herkes HPV enfeksiyonları açısından risk altındadır. Ancak bazı kişilerde risk daha yüksektir. Bunlar:

  • Yaşamının herhangi bir döneminde birden fazla partneri olanlar.
  • Partneri daha önceden birden fazla kişiyle ilişkide bulunmuş kişiler
  • Cinsel yaşantısı erken yaşta başlayanlar
  • Kendisinde ya da partnerinde halen ya da daha önceden başka türde cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü olanlar

HPV ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar çoğu zaman bir arada bulunurlar. Bu nedenle başka bir cinsel yolla bulaşan hastalık varlığında beraberinde HPV’de bulunabileceği akıldan çıkartılmamalıdır.

Kondom yani prezervatif AIDS’de dahil olmak üzere diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı tam bir koruma sağlamasına rağmen HPV’ye karşı her zaman böyle bir koruma sağlamaz. Çünkü enfeksiyon prezervatifin kapladığı alan dışında da bulunabilir ve ciltten cilde temas ile bulaşabilir.

Son zamanlarda HPV’ye yönelik aşı geliştirilmesi konusunda oldukça yol alınmıştır. Halen deney aşamasında oln HPV tip 16 aşı ile ilgili çalışmalar oldukça umut vericidir. Ancak günümüzde kullanılabilen bir aşı ne yazik ki şu an için piyasada yoktur.

HPV’den korunmanın en etkili yolu riskli kişiler ile birlikte olmamaktır.

Herhangi bir kadında rahim ağzı hücelerinde değişim saptanması ya da genital siğil olması kanser gelişeceği anlamına gelmez. Aslında genital siğile neden olan HPV türlerinin rahim ağzında değişime ya da kansere neden olması son derece nadirdir. Rahim ağzı kanserlerinin yarısından sorumlu olduğu bilinen HPV tip 16 varlığı bile mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmez. Sadece artmış risk söz konusudur ve yakın takip gereklidir. Rahim ağzı kanseri tanısı konmuş kadınların %95′inin son 5 yıl içinde smear testi yaptırmamış olmaları bu tarama testinin ne derece önemli olduğunu ortaya koymak bakımından çarpıcıdır.

Amerikan Kanser Cemiyetinin 2001 yılında yayınladığı rehbere göre her kadın cinsel yaşantısı başladıktan sonra ilk üç yıl içinde ilk smear testini mutlaka yaptırmalıdır.

HPV enfeksiyonu taşıyan bir kişiyle ilişkide bulunmak da mutlaka o kişide de enfeksiyon ortaya çıkacak anlamına gelmez. Burada kişinin bağışıklık sistemi çok büyük önem taşır. Kişiler arası farklılıklar nedeni ile bazı kişilerde bağışıklık sistemi virüsle mücadele edebilir ve ortadan kaldırabilir. Ancak yapılan araştırmalar aktif enfeksiyonu olan bir kişi ile ilişkiye girenlerin %60′ında ilk 3 ay içinde enfeksiyon bulgularının ortaya çıktığını ortaya koymaktadır.

HPV ve diğer kanser türleri


Özellikle bazı yüksek riskli HPV türleri anüs, penis, vajina ve kadında vulva (dış genital bölge) kanserleri ile ilişkili olabilmektedir. Ancak nadir görülen bu kanserlerin tek nedeni HPV değildir.

Mycoplasma ve Ureaplasma Enfeksiyonları

Mycoplasma ve ureoplasma doğada yaşayan bilinen en küçük tekhücrelilerdir. Diğer mikroorganizmalardan farklı olarak bir hücre duvarı içermezler. Bu özellikleri nedeniyle etkileri genellikle hücre duvarı üzerinde olan pek çok antibiyotiğe karşı dirençlidirler. Yine aynı özellik nedeni ile mikrobiyolojik incelemelerde kullanılan gram boyması gibi bazı laboratuvar incelemeleri bu mikroorganizmalar üzerinde uygulanamaz.

Bugüne kadar izole edilmiş onbeşten fazla türü olmakla birlikte sadece 3 tanesi insanlar için özel önem taşır. Bunlar Mycoplasma pneumoniae ile Mycoplasma hominis ve Ureaplasma urealyticum‘dur. M. pneumoniae insanlarda zaatürreye neden olurken diğer ikisi sıklıkla üreme sistemini ilgilendiren patolojilere neden olurlar ve bu nedenle genital mycoplasmalar olarak adlandırılırlar.

Çok küçük olmaları, az miktarda genetik materyal içermeleri ve hücre duvarları olmaması nedeni ile klasik kültür yöntemleri ile tanınamazlar. Mycoplasmaları izole etmek için karmaşık kültür işlemleri gereklidir. Kültürlerde tipik olarak “yağda yumurta” benzeri şekiller oluştururlar.

Görülme sıklığı
Mycoplasmalar hem erkekte hem de kadında genitlal enfeksiyona neden olurlar. Yapılan araştırmalarda herhangi bir yakınması olmayan kişilerin %40′ında kültürlerde mycoplasma ürediği gösterilmiştir. Bu kişilerin %15′inde M.hominis saptanırken %40-75′inde U.urealyticum izole edilmektedir.

Enfeksiyon doğum sırasında anneden kapılabilir ancak nadiren bu bebeklerde enfeksiyon kalıcı olur. Asıl kolonizasyon kişi cinsel yönden aktif hale gelince başlar.

Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada cinsel yöndena aktif ancak herhangi bir yakınması olmayan kadınların %40-80′inde ureaplasma türleri izole edildiği gösterilmiştir. Yine cinsel yönden aktif ve yakınması olmayan kadınların %21-53′ünde M.hominis üretilmiştir. Enfeksiyon ve kolonizasyonun görülme sıklığı erkeklerde daha düşüktür.

Bulaşma yolları


İnsanlarda mycoplasma ve ureaplasma en sık taşıyıcılar arasında direk temas ile bulaşır. Bu nedenle cinsel yolla bulaşabilen bir hastalık olarak kabul edilir. Genital-genital ya da oral-genital temas bu mikroorganizmaların bulaşmasında en sık karşılaşılan yoldur. Bir diğer nadir bulaşma yolu ise hamilelik ve doğum sırasında anneden bebeğe geçiştir. Mycoplasma enfeksiyonları çok nadir olarak cinsel ilişiki dışında etkilenmiş materyale tamas ile de bulaşabilir.

Belirtileri


Mycoplasma ve ureaplasma enfeksiyonları nadiren bulgu verirler. Çoğu zaman herhangi bir yakınmaya neden olmazlar ve sadece alınan kültürlerde üretilebilirler.

Her iki organzima da erkeklerde bel soğukluğuna bağlı olmayan ürethra enfeksiyonlarına neden olabilirler. Mycoplasmalar kadınlarda bu tür bir sorun yaratmazken ureaplasmalar kadınlarda da erkeklerdekine benzer problemler yaratabilir. İdrar yaparken yanma ve akıntı ürethra enfeksiyonlarının en önemli belirtisidir.

Böbrek enfeksiyonlarının da %5′inden mycoplasmalar sorumludur.

Mycoplasma ve ureaplasma kadınlarda tek başına vajinal enfeksiyona neden olmazlar. Ancak bunlar fırsatçı mikroorganizmalar olduğu için başka bir enfeksiyon örneğin gardnarella varlığında durumun daha da kötüleşmesine yardımcı olurlar. Fallop tüpü iltihabı olanların yaklaşık %10′unda rahim içinde ve tüplerde m.hominis izole edilmektedir.

Gebelikte ise plasenta ve amniyon zarında enfeksiyona neden olarak erken doğumlara yol açabilirler.

Daha nadir olarak yenidoğan bebekte doğumsal zaatürre, bakteremi ve hatta ölüme yol açabilecekleri bilinmektedir. Ancak bu çok çok nadir karşılaşılan bir durumdur.

Yine çok nadir olarak uzak bölgelerde eklemlerde ve solunum sisteminde iltihaba yol açabilirler. Ancak bu hastalıklar için risk grubunu bağışıklık sisteminde sorun olan kişiler oluşturmaktadır.

Mycoplasmaların sezaryen sonrası yara yeri enfesiyonuna da neden olabildiği bilinmektedir.

Genel olarak mycoplasma ve ureaplasmalar şu hastalıklara neden olabilirler.

  • Urethrit: Ürethra enfeksiyonu. İdrar yollarında mesane ile vücut dışı arasındaki bağlantıyı sağlayan yol. Erkekte penis içinde yer alırken kadında direk vajinanın üst kısmına açılır. İdrar buradan dışarıya atılır.
  • Pyelonefrit: Böbrek iltihabı
  • Pelvik iltihabi hastalık
  • Endometrit: Rahşm içindeki endometrium dokusunun iltihabı
  • Koriyoamniyonit: Gebelikte rahim içinde görülen iltihap
  • Cerrahi yara enfekyionları
  • Eklem iltihapları
  • Yenidoğanda zaatürre ve menenjit

Burada unutulmaması gereken çok önemli bir nokta yukarıdaki tüm durumların ortaya çıkmasında mycoplasmaların çok çok düşük bir olasılıkla ana neden olduğudur. Bu hastalıkların altında yatan neden çoğu zaman başka bir organizmadır.

Mycoplasma ve ureaplasmaların kısırlığa neden olup olmadıkları konusu tartışmalıdır. Direk olarak neden olmasalar bile örneğin pelvik iltihabi hastalık sonrası sekel olarak kısırlık ortaya çıkabilir.

Öte yandan erkeklerde sperm sayı ve hareketini bozarak çocuk sahibi olmayı güçleştirebilir. Düşük ve erken doğumlara neden olabilmesi nedeni ile tekrarlayan düşüklerin altında yatan nedenlerden birisi de mycoplasma enfeksiyonları olabilir.

Tanı


Mycoplasma ve ureaplasma enfeksiyonlarının tanısı şüphelenilen durumlarda alınan kültür ile konur.

Vajinal akıntısı, infertilite ya da tekrarlayan gebelik kayıpları, kronik pelvik ağrısı olan kadınlarda bu mikroorganizmalara yönelik kültürlerin de yapılması önerilir.

Tedavi

Mycoplasma ve ureaplasma enfeksiyonlarının tedavisi tıbbidir. Ancak penisilin ya da sefalosporinler gibi sıkça kullanılan antibiyotikler bu mikroorganizmalar üerinde etkili değildir. Çünkü adı geçen antibiyotikler bakterilerin duvar yapısını bozarak etki gösterirler. Oysa mycoplasmalarda hücre duvarı yoktur.

 

Tervcih edilecek antibiyotiğe kültür sonucuna göre karar verilir. Kültürle birlikte yapılan antibiyogram testinde mikroorganizmanın hangi antibiyotiğe duyarlı hangisine dirençli olduğu araştırılır.

Ondört günlük tedaviyi takiben yeniden kültür alınarak enfeksiyonun geçip geçmediği kontrol edilmelidir. Devam eden ısrarcı enfeksiyon varlığında ikinci bir kür uygulanması gerekli olabilir.

Hastaların %90′ında tek kür tedavi yeterli olmaktadır.

Sfiliz

1500′lü yıllardan 1900′lü yılların başına kadar batı dünyasını kasup kavuran ve dolaşım sistemi ile sinir siteminde kalıcı hrabiyetlere sebep olan frengi 2. Dünya savaşından sonra keşfedilen güçlü antibiyotikler sayesinde büyük ölçüde önemini yitirmişken, AIDS hastalığının yaygınlaşması ve frengi ile HIV enfeksiyonu arasında yakın ilişki olması nedeni ile yeniden ilgi odağı haline gelmiştir.

Özellikle Kuzey Amerikada görülme sıklığı giderek artmaktadır. Hastalık Troponema Pallidum adı verilen bir bakteri tarafından yapılır. Yapılan onca araştırmaya rağmen hala daha bu mikroorganizmayı üretebilecek bir kültür ortamı bulunamamıştır.

Görülme sıklığı konusunda çok değişken raporlar vardır. Sosyoekonomik düzeyi düşük topluluklarda daha sıık görülür. A.B.D.’de 100.000′de 16.8 ile 100 arasında görüldüğü bildirilmektedir. Vakaların büyük çoğunluğu 15-30 yaş arasında, birden fazla partneri olan kişilerdir.

Bulaş yolları AIDS ile aynıdır.

En sık heteroseksüel ya da homoseksüel cinsel ilişki ile bulaşır. Bir diğer bulaşma yolu ise enfekte kan ve kan ürünleri ile temasdır. Birden fazla kişinin kullandığı iğneler, uyuşturucu bağımlılarında hastalığın kolayca yayılmasına olanak sağlar. Plasentadan kolaylıkla geçtiği için hasta bir gebe mikrobu karnındaki bebeğe bulaştırabilir.

Klinik


Hastalık evreler halinde ilerler ve her evrede değişik bulgular verir.
Primer sifiliz: Hastalık etkeni ile temastan sonra genital bölgede ağrısız bir ülser belirir. Bu lezyona şankr adı verilir. Yine kasık bölgesindeki lenf düğümlerinde büyüme olur ancak bu lezyonlarda da ağrı görülmez. Ciddi şiakyet yaratmadığı için hastaların çoğu bu belirtileri önemsemez. Lezyonlar tedavi edilmediği taktirde 6-8 haftada kendiliğinden gerileyerek kaybolur.
Sekonder sifiliz: İlk lezyonun görülmesinden 6 hafta- 6 ay sonra mikroorganizmaların kan yolu ile yayılması sonucu eklemlerde enfeksiyon başlar. Ciltte döküntüler olur ve bu döküntüler 4-12 hafta içinde kaybolur. %1 civarında vakada karaciğer iltihabı, böbrek hastalıkları, menenjit görülebilir.Hastalarda ateş ve boğaz ağrısı olabilir.Genital bölge civarında nemli, düz condyloma lata adı verilen ve yüksek bulaştırıcılığa sahip lezyonlar ortaya çıkar. Kısmi saç dökülmesi nadiren görülebilir. Ağız, boğaz ve vajinada ülserler ortaya çıkabilir.

Latent (sessiz) sifiliz: Tedavi edilmediği taktirde sekonder sifilizin belirtileri de kendiliğinden kaybolur ve sessiz enfeksiyon halini alır. Bu durumda hastalık sadece yapılan kan testlerinde saptanabilir. Bu süre zarfında mikroorganizmalar yavaş yavaş çoğalmaya devam etmektedir. Latent enfeksiyonun ilk yılı içinde hastaların %25′inde belirtiler zaman zaman alevlenebilir. Zamen geçtikçe kişinin hastalığı bulaştırıcılığı giderek azalır.
Tersiyer sifiliz: İlk enfeksiyondan yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkar. Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen vakaların %35′inde tersiyer sifiliz ortaya çıkar.Bu 10 yıllık süre AIDS varlığında daha kısa olabilir. Terisyer bulgular 3 kategoride saptanır:

  • Kardiyovasküler lezyonlar %10 vakada görülür. Aorta’da balonlaşma, kalp kapakçıklarında yetmezlik vb. gibi bulgular olur.
  • Nörolojik lezyonlar Göz, beyin zarları gibi sinir sistemi organlarında hasarlar olur
  • Diğer sistemik lezyonlar Dişler, dişetleri, kas iskelet sistemi, ve iç organlarda lezyonlar görülür.

Tanı


Sifiliz etkeni olan mikroorganizma kültürlerde üretilemediği için tanıda en yararlı yöntem kan testidir. Kanda yapılan serolojik testleri ile antijen ve antikorlar aranır. Taze lezyonlardan alınan örneklerin özel floresanlı mikroskoplar altında incelenmesi ile T.Pallidum görülebilir. Beyin-omurilik sıvısından örnek alınarak serolojik testler yapılabilir.

Tedavi
Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler kullanılır ve takipte antijen titreleri ölçülür.

Genital Herpes

Yaygın adı ile uçuk olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adı verilen virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur.
Sadece 45 milyon kişi A.B.D.’de bu hastalğa yakalanmıştır ve her yıl 500.000 yeni vaka ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun dramatik olan yanı hastaların %80′i ya herhangi bir yakınma ortaya çıkmadığı ya da belirtileri yanlış yorumladığı için hasta olduğunun farkında değildir.

HSV’nin 2 tipi vardır: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafındaki uçuk şeklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 genelde genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadır.

Virus ilk defa enfeksiyon yarattıktan sonra sinir düğümlerinde sessiz olarak yıllarca bekleyebilmekte ve uygun ortam ve zamanda yeniden enfeksiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle HSV enfeksiyonları sinsi enfeksiyonlardır.

Belirtiler
Herpes bulguları kişiden kişiye değişir. İlk atakta genelde virüs ile tamastan sonra 2 gün 3 hafta arası bir sürelik kuluçka devresini takiben yanma, kaşıntı, bacaklarda ağrı, kalça ve genital bölgede ağrı, vajinal akıntı, karın boşluğunda dolgunluk hissi görülebilir. Bu ilk bulgulardan birkaç gün sonra enfeksiyon alanında uçuk tarzı yaralar ortaya çıkar. Bu yaralar vajinada ve rahim ağzında olabilir. 3-4 gün içinde bu yaralar iz bırakmadan kaybolurlar. Bu aşamadan sonra virus omurilik düzeyinde sinir köklerine giderek yerleşir ve burada inaktive halde beklemeye başlar. Pekçok kişide de periyodik olarak re-enfeksiyona neden olur. Bu reenfeksiyonlar esnasında virusler sinirler boyunca ilerleyerek genelde ilk enfeksiyonu yarattığı alanların yakınında yeni lezyonları yapar.Her enfeksiyon atağı esnasında gözle görülebilen lezyonların bulunması şart değildir. Çoğu zaman fark edilmeyen ataklar olur. Bu dönemlerde vajinal salgılar ile virüs yayılımı olduğundan kadın cinsel partnerine hastalığı bulaştırabilir.

 

Tanı
Gözle görülebilen lezyonların varlığında tanıyı koymak kolaydır. Ancak bunun HSV olduğunu göstermek için bazı laboratuvar tetkikleri gerekebilir. Bunun en iyi yolu aktif enfeksiyon sırasında lezyonlardan alınacak materyalde viral kültür yapmaktır. Ancak bu oldukça masraflı bir tekniktir. Materyalde virus üretilememesi hastalık olmadığı anlamına da gelmez. Kesin tanının çok zor olması nedeni ile pekçok vaka hatalı olarak teşhis ve tedavi edilmektedir. Kanda yapılan immünolojik testler ile de HSV varlığı saptanabilir. Ancak bu testler aktif enfeksiyonu göstermez. Sadece kişinin hayatının herhangi bir döneminde enfeksiyon geçirip geçirmediğini ve bağışıklık sisteminin virüse karşı antikor geliştirip geliştirmediğini belirler. Antikorlar bulunsa bile bunlar kişiyi yeni enfeksiyonlardan korumaz. Kan testi ayrıca oral ve genital enfeksiyonların ayrımını da sağlayamaz. Son zamanlarda HSV1 ve HSV2′yi ayrıdedebilen kan testleri geliştirilmiş olmakla beraber bunların yaygın kullanımı henüz daha mevcut değildir.

Tedavi
Günümüzde Herpes tedavisi için değişik ilaçlar mevcuttur ancak bu ilaçlar kesin tedavi sağlayamamaktadırlar. Viral bir enfeksiyon olduğu için antibiyotikler etkisiz olmaktadır. İlaçlar sedece ilk atağın şiddetini azaltmakta ve süresini kısaltmakta , daha sonraki atakların ise sıklığını düşürmektedir. HSV enfeksiyonu geçiren kişiler bazı birkaç basit kurala uyarak enfeksiyonun süresini ve bulaşıcılığı azaltabilirler. Bu önlemlerden en basit fakat en önemli olanı enfekte alanı temiz ve kuru tutmaktır.

Uçuk olan bölgeye dokunmamak ya da dokunduktan sonra hemen elleri yıkamak son derece önemlidir.

Lezyonlar tamamen iyileşene kadar cinsel ilişkiden kaçınmak da önemli bir konudur.

Tekrarlayan enfeksiyonlar travma, soğuk algınlığı, adet görme ya da stress gibi vücut direncini düşüren durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Riskler
Genital Herpes enfeksiyonu bazı riskleri de beraberinde getirir.Ancak uzun dönem hayat kalitesini etkileyebilecek etkileri yoktur. Gebelik gibi genel vücut direncinin azaldığı durumda olan kişiler aktif enfeksiyon açısından dikkatli takip edilmelidirler. Eğer Herpesin ilk atağı gebelik esnasında ortaya çıkarsa bu durumda virüs bebeğe geçebilir ve bu tür gebeliklerde erken doğum riski her zaman bulunur. Neonatal herpes ile doğan (anne karnında iken virüs ile temas eden ve enfekte olan) bebeklerin %50’sinde nörolojik hasarlar ve ölüm meydana gelir. Bebeklerde beyin iltihabı, göz problemleri, ciddi boyutta döküntüler ortaya çıkar ancak bu bebeklerin büyük bir kısmı antiviral ilaç tedavilerinden yarar görürler. Bebeklerdeki risk büyük ölçüde annenin geçirdiği atağın ilk ya da tekrarlayan atak olmasına bağlıdır. Aktif enfeksiyon varlığını araştırmak için yapılan viral kültürlerin sonucu uzun bir süre aldığı için genital herpesden şüphelenilen vakalarda doğum şekli olarak sezaryen tercih edilir. Eğer aktif enfeksiyon yok ise sezaryen şart değildir .

Klamidya

Sessiz ve sinsi bir salgın

Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.

A.B.D.’de her yıl 4 milyon yeni klamidya vakası görülmektedir ve maalesef bu kadınların %40′ından fazlası hasta olduğunun farkında değildir. Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yılda bir ya da tercihan 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapılması şarttır. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.

Belirtileri
Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken olan yanmadır.

Tanı
Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile konur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve heryerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis yöntemidir.

Klamidyayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır.

Tedavi edilmediği taktirde klamidya enfeksiyonununen ciddi sonucu infertilitedir.

Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın etken faktörü klamidyadır ve vücuda girdikten uzun yıllar sonra bu tabloya neden olabilir. Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden olur ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana gelebilir.Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve bundan çok daha önemlisi doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarına neden olur. Trahom adı verilen bu hastalık körlükle dahi sonuçlanabilir. Ayrıca yenidoğanlardaki diğer bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya taraması iddeal olarak yapılmalıdır.

Önlem

Klamidya enfeksiyonundan korunmanın en etkili yolu diğer bütün cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında yıkanırken akan suyla yıkanmak yani duş yapmak, vajina içini su ile yıkamamak, sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkilidir. En az yılda bir herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek de genel sağlık açısından önemlidir.

Tedavi
Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile olur.Yapılan araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Öneme Dairesi klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde birarada bulunduğundan bu hastalıklardan bir teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.

Bartholin Absesi

Bartholin kanal kisti ya da absesi üreme çağındaki kadınlarda sık karşılaşılan sorunlardan birisidir.

Bartolin kisti ve absesi nedir?
Bartholin bezi vajina girişinde, deri kıvrımlarının arasında yer alan bir tür salgı bezidir. Her iki yanda vajinaya göre saat 4 ve 8 hizalarında olmak üzere toplam 2 tanedir. Ergenlik ile birlikte bu bezlerden de salgı başlar. Bartholin bezlerinin görevi vajinal ıslaklık ve kayganlığa yardımcı olmak üzere sıvı salgılamaktır.

Bartholin bezleri normalde gözle görülemez ya da elle hissedilemez. Ancak herhangi bir nedenle salgı bezinin ürettiği sıvıyı dışarıya taşıyan kanallarda tıkanıklık meydana gelir ise bu sıvı birikir ve kistik bir yapı oluşur. Bu kist herhangi bir nedenle enfekte olur ise bu durumda abse meydana gelir. Çoğu zaman öncesinde herhangi bir kist olmaksızın ilk belirti abse gelişimi olmaktadır.

Görülme sıklığı
Bartholin kistleri kadın dış genital organında en sık karşılaşılan kistik oluşumlardır. Her 100 kadından yaklaşık 2 tanesi yaşamlarının herhangi bir döneminde bartholin kisti ya da absesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Bartholin absesi kistten yaklaşık 3 kat daha fazla görülür. En sık 20-29 yaş arasında cinsel yönden aktif kadınlarda karşılaşılır.

Belirtileri


Eğer bartolin kisti çok küçükse ve enfekte değilse hiçbir belirti vermeyebilir. Ancak çoğu hastada vajinanın hemen giriş kısmından içeriye doğru uzanan ağrısız ve yumuşak bir kitle vardır. Bu kitle dolgunluk hissi yaratabileceği gibi cinsel ilişki sırasında da rahatsızlığa neden olabilir. Kistin boyutları sabit kalabileceği gibi zaman içerisinde yavaş bir büyüme de izlenebilir. Kitle küçük bir bilye kadar olabileceği gibi mandalina büyüklüğüne kadar da ulaşabilir.

Abse ise son derece rahatsızlık verici bir durumdur. Vajina girişinde kızarıklık ve şişlik bulunur. Ancak en önemli sorun şiddetli ağrıdır. Bu ağrı otururken ve yürüken de kendini belli eder ve kişi oturmakta ve yürümekte güçlük çekebilir ve büyük acı yaşayabilir. Dinlenmek ve hareketsiz kalmak ile ağrı çok fazla azalmaz. Ağrının şiddeti absenin büyüklüğü ile direkt orantılı değilir. Küçük bir abse bile çok fazla ağrıya neden olabilir. Ağrının şiddeti zaman ilerledikçe artabilir ve ağrı kesicilere yanıt vermez.

Abse ya da kist çoğu zaman tek taraflı olmakla birlikte nadiren aynı anda her iki tarafta da görülebilir.

Nedenleri


Bartholin bezinin salgısını dışarıya taşıyan kanallarda tıkanıklığa neden olan faktörler bilinmemektedir. daha önceden bu bölgede geçirilmiş cerrahi girişimler risk faktörü olmakla birlikte hastaların neredeyse tamına yakınında böyle bir operasyon öyküsü bulunmamaktadır. Kısacası bartolin kistinin nedeni bilinmemektedir.

Öte yandan abse söz konusu olduğunda yapılan kültürlerde en sık karşılaşılan mikroorganizmalardan birisi gonore yani bel soğukluğudur. Bir diğer sık karşılaşılan mikroorganizma da klamidyadır. Bununla birlikte koli basili olarak bilinen ve barsaklardan bulaşan E.coli bakterisi de sıklıkla saptanan mikroorganizmalardandır.

Bartholin abselerinin büyük bir kısmında olaydan tek bir bakteri türü sorumlu olmayıp pekçok değişik bakteri bir arada bulunmaktadır.

En sık karşılaşılan mikroorganizmaların gonore ve klamidya olması nedeni ile uzun yıllardır barholin absesinin cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğu düşünülmekle birlikte günümüzde tek nedenin bu olmadığı kabul edilmektedir. Ancak Bartholin absesi olan kadınlarda diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile ilgili araştırmaların da yapılması yararlı olacaktır.

İleri yaştaki kadınlarda ise çok nadir olmakla birlikte bartholin bezine ait kanserler göz ardı edilmemelidir.

Tedavi


Herhangi bir şikayet yaratmayan küçük kistlerin tedavi edilmesi gerekmeyebilir. Böyle bir durumda ılık oturma banyolarının yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Ancak büyük ve yakınmaya neden olan kist ya da boyutu ne olursa olsun abse varlığında cerrahi tedavi gerekir.

Carrahide temel hedef mümkün olduğunca bartholin bezine zarar vermemektir. Kist ya da abse tamamen çıkarılabileceği gibi sadece bir delik açılarak içindeki iltihaplı sıvının dışarı akması sağlanabilir. Böyle bir durumda kist duvarları dışarıya doğru dikilerek abse duvarlarının yeniden kapanması engellenir. Bu işleme marsupializasyon adı verilir. Atılan bu dikişler kendiliğinden eriyen türden olup sonradan alınması gerekmez.

Cerrahi girişimler lokal ya da genel anestezi altında yapılabilir ancak abse durumunda iltihaplı alanda lokal aneztezik ilaçlar fazla etkili olmayacağından genel anestezi tercih edilmelidir. İşlem genelde 10-15 dakika kadar sürer ve ameliyat sonrasında kişinin ağrısı dramatik şekilde bir anda iyileşir. İşlem sonrası duvarların hemen kapanmasını engellemek ve biriken sıvının dışarıya atılmasını sağlamak amacıyla kist içine gazlı bez benzeri maddeler konulup birkaç gün sonra çıkartılabilir.

Bartholin absesinin tedavisinde cerrahi dışında sadece antibiyotik ile tedavinin yeri yoktur. Operasyon sonrasında ise antibiyotik sadece cinsel yolla bulaşan bir hastalık ya da vajinal enfeksiyon saptanması durumunda verilir. Bartholin absesinde cinsel yolla bulaşan bir hastalık yoksa eş tedavisine de gerek yoktur.

Operasyon sonrası bir miktar kanlı akını olabilir. Bölgenin tamamen iyileşmesi yaklaşık 2 hafta sürer ve bu süre içinde cinsel ilişki, havuz, deniz, jakuzi vb önerilmez. Ayakta duş şeklinde banyo yapmanın ise bir sakıncası yoktur.

İşlem sonrası hafif ağrı olabilir ve bu ağrı basit ağrı kesiciler ile kolaylıkla giderilebilir.

Çok nadiren abse kendiliğinden açılabilir ve hastanın yakınmaları biranda azalır.

Önlem


Bartholin absesinin oluşmasını engellemek mümkün değildir. Ancak alınacak bazı tedbirler bu durumun ortaya çıkma şansını azaltabilir. Bu önlemlerin en önemlisi güvenli sekstir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı alınacak şüpheli partnerler ile birlikte olmamak ve her ilişkide mutlaka prezervatif kullanmak gibi önlemler bu hastalıklara yakalanma şansını azaltacağından bartholin absesi riskini de azaltabilir. Ancak abse oluşumundan cinsel yolla bulaşan hastalıkların tek etken olmadığı akılda tutulmalıdır. Öte yandan kişisel hijyende temizlik sırasında arkadan öne doğru değil de önden arkaya (vajinadan makata doğru) temizlik yapılması kuralı da göz ardı edilmemelidir.

Vajina girişinde şüpheli bir şişlik fark edildiğinde mutlaka zaman kaybetmeden jinekoloğunuz ile görüşmeniz ve muayene olmanız abse gibi tatsız ve sıkıntı verici bir durumla karşılaşmamanız açısından önemlidir.

Vajinal Enfeksiyonlardan Korunma Yolları

Vajinal enfeksiyonlar, hemen her kadının hayatı boyunca dönem dönem karşılaştığı, bazen son derece basit bazen de ciddi komplikasyonlara neden olabilen önemli sağlık sorunlarıdır.

Alınacak bazı basit önlemler ile vajinal enfeksiyonların önüne geçilebilir. Hemen her yerde tekrarlanan ve çoğu kadının bildiği bu önlemleri birkez daha tekrarlamakta yarar var

Yönün önemi
Tuvalet sonrası temizlik yaparken mutlaka ve mutlaka önden arkaya doğru yapın. Arkadan öne doğru yapılan temizlik sırasında anüs çevresinde bulunan mikropları vajinaya doğru taşıyabilirsiniz. Bu mikroorganizmalardan en önemlisi E.Koli adı verilen bakteridir ve vajinal enfeksiyonların sık görülen nedenlerinden birisidir.

Vajinal duşu unutun


Sanılanın aksine vajina içini basınçlı su ile yıkamak hijyenik bir davranış değildir. Bu şekilde bir uygulama vajina içerisinde bulunan mikroorganizmalar ile bölgedeki asit-baz dengesini değiştirir. Bu denge son derece hassas olup ufak oynamalar bile bazı mikroorganizmaların olması gerekenden fazla çoğalması ve enfeksiyon yaratmasına neden olabilir. Yine var olan sessiz enfeksiyonların rahim içi ve tüplere doğru ilerlemesine yardımcı olabilir.

Nemi uzak tutun


Genital bölgenin nemli kalması mantar başta olmak üzere bazı enfeksiyonlar için uygun zemin hazırlar. Genital bölgenin temizliğinde özellikle bu amaçla üretilmiş ürünleri tercih edin. Eğer gerekirse genital bölgenizi saç kurutma makinesi ile kurutabilirsiniz.

Dar giyisilerden kaçının


Dar pantolonlar özellikle zayıf kadınların tercih ettiği giysilerdir. Bu tür giyisiler şık olmakla birlikte sağlık açısından sakıncalı olabilir. Uzun süre dar bir kıyafetin giyilmesi genital bölgedeki nem oranının artmasına neden olabilir.

Pamuklu çamaşır tercih edin


Sentetik iç çamaşırları kadın iç giyiminin vazgeçilmez ögeleridir. Ancak bu tür giysiler hava sirkülasyonu engeller ve nemi emmedikleri için vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir.

İrritan maddelerden uzak durun


Renkli tuvalet kağıtları, parfümler, kokulu kişisel hijyen ürünleri ve sabun genital bölgenin düşmanlarıdır. Bu ürünleri mümkün olduğunca kullanmamaya gayret edin.

KORUNUN


Vajinal enfeksiyonların büyük bir kısmı cinsel ilişki sırasında bulaşmaktadır. Uzun süreli tek eşli ilişkiniz yoksa mutlaka cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı önlem alın. Bu hastalıklardan korunmanın tek ve en etkili yolu prezervatiftir.

UNUTMAYIN


Eğer vajinal enfeksiyonu düşündüren belirtiler varsa tanının bir uzman hekim tarafından konması ve uygun tedavinin planlanması son derece önemlidir. Mantar enfeksiyonları en sık karşılaşılan vajinal enfeksiyonlar değildir ve genelde diğer enfeksiyonlarla beraber görülür. Eczanelerden reçetesiz alınan ilaçlar ile arkadaşlarınızın önerileri ile kullanacağınız ilaçlar mantar enfeksiyonunu tedavi edebilir ancak diğer enfeksiyonları saklayabilir. Bu durum komplikasyon görülme riskinizi arttıracaktır.