ATATÜRK’ÜN SÖZLERİ

Bütün ümidim gençliktedir.

Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet’i biz kurduk, O’nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.

Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.  

Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet’e sahip çıkmak, Çanakkale’yi, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan  ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.

Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

“…bu ulusa ve ülkeye hizmet görevi bitmeyecektir.”

Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar “Tam Bağımsızlık” ve “Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik”ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir…

Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!

Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.

Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.

Ne mutlu Türküm diyene!

Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı… Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız. 

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

“Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol…”

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneği kazanmamıştır.

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir…”

“Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır.”

Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.

Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur.

Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.

İstiklal, istikbal, hürriyet, herşey adaletle kaimdir!

Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.

Öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.

Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.

Söz konusu olan vatansa, gerisi teferruat.

Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.

Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.

Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.

Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğumuzu biliyoruz. Bunların hepsini inceleme ile, gayret ve iman ile ve millet aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracağız. O millet aşkı ki, her şeye rağmen içimizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynağıdır.

Bizim milletimiz vatanı için, özgürlüğü ve egemenliği için özverili bir halktır; bunu kanıtladı. Milletimiz, yaptığı devrimlerin kıskanç savunucusudur da. Benliğinde bu erdemler yerleşmiş bir milleti, yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz.

Arkadaşlar! Devrimimiz Türkiye’nin yüzyıllar için mutluluğunu üstlenmiştir. Bize düşen onu kavrayarak ve takdir ederek çalışmaktır. 

Adımlarını, attığımız uygarlık ve yenilik adımlarına uydurmak istemeyenler ne talihsizdirler! Bu gibiler hâlâ milleti aldatacaklarını ümit ediyorlarsa bu ümitleri, kendilerinin zarara uğramalarından başka bir sonuç vermeyeceğine şimdiden emin olabilirler. 

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Yurtta sulh, cihanda sulh.

Türk milletinin istidadı ve kati kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir.

Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür.

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.

Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır.

Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.

Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.

Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Basın milletin müşterek sesidir. Başlıbaşına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür.

Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.

Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.

Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir.

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.

Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez.

Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz.

Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.

Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık dediğimizi herkesin anlaması gerekir.

Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.  

Tüketici yaşamak iyi değildir. Üretici olalım.

Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.

Memleket mutlaka modern medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır.

Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır.

Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.

Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır.

Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.

Toplumdaki başarısızlığın sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır.

Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu… Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir.  

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline değiştirmektir.

Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum.

Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.

Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. 


Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve Dünya savaş tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir olaydır. Karşılıklı siperler arası 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekilerin hepsi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılıkla biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’ an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.  

♥ Atatürk`ün sözleri Atatürk`ün mesajları

ATATÜRK DİYORKİ;

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir

♥ Ata Sözleri

  ♥ Abanın kadri, yağmurda bilinir.

  ♥ Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.

  ♥ Abdalın arkadaşlığı yol görününcüye kadardır.

  ♥ Abdestsiz sofuya namaz dayanmaz.

  ♥ Aca dokuz yorgan örtmüşler,yine uyuyamamış.

  ♥ Acele giden ecele gider.

  ♥ Acele ise, şeytan karışır.

  ♥ Acele yürüyen yolda kalır.

  ♥ Acemi katır kapı önünde yük indirir.

  ♥ Acı acıyı bastırır,su sancıyı.

  ♥ Acı patlıcanı kırağı çalmaz.

  ♥ Acıkan doymam,susayan kanmam sanır.

  ♥ Acındırırsan arsız, acıktırırsan hırsız olur.

  ♥ Aç ayı oynamaz.

  ♥ Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.

  ♥ Aç koynunda azık durmaz.

  ♥ Aç köpek fırın yıkar.

  ♥ Aç kurt insana saldırır.

  ♥ Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında görür.

  ♥ Aç tokun halinden bilmez.

  ♥ Açık yaraya kurt düşmez.

  ♥ Açın imanı olmaz.

  ♥ Açın karnı doyar gözü doymaz.

  ♥ Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek.

  ♥ Adam eşeğinden, kadın döşeğinden belli olur.

  ♥ Adamak kolay,ödemek güçtür.

  ♥ Adamakla mal tükenmez.

  ♥ Adamın iyisi iş başında belli olur.

  ♥ Adı çkmış doksana, hiç inmez seksene.

  ♥ Ağaca balta vurmuşlar “sapı bedenimde”demiş.

  ♥ Ağaca çıkan keçinin doğurduğu oğlak dala bakarmış.

  ♥ Ağaca dayanma çürür,insana dayanma ölür.

  ♥ Ağacı kurt, insanı dert bitirir.

  ♥ Ağaç ne kadar meyve verirse ,dalı o kadar yere eğilir.

  ♥ Ağaç ne kadar uzarsa uzasın göğe değmez.

  ♥ Ağaç ne kadar yüksek olsa da yaprakları yere düşer.

  ♥ Ağaç yaş iken eğilir.

  ♥ Ağaçlı köyü su basmaz.

İletişimi Öğrenmek

  • Doğum sonrası: Annenin mimiklerini taklit eder.
  • İki aylık: Konuşmaya katılmaya çalışır.
  • Üç aylık: Konuşuyormuş gibi ağzını hareket ettirir ve çeşitli sesler çıkarır.
  • Beş aylık: Bir nesneyle; konuşmaya benzer sesler çıkararak konuşur.
  • Altı aylık: Adını bilir; sesleri birleştirir.
  • Yedi aylık: Basit hareketleri taklit eder; bir yetişkin tonlamasında sesleri ve sözleri tekrarlar.
  • Sekiz aylık: İlgi çekmek için bağırır ve kedi gördüğünde “pisi “ diyebilir.
  • Dokuz aylık: Bir anlamlı sözcük ya da işareti kullanabilir, konuşmaya benzer sesler çıkarır.
  • On aylık: “ Bana ver ‘’ gibi basit komutlara ve “top” gibi tanıdık nesnelere karşılık verir; ilgiyi çekmek için elbiseyi çekebilir.
  • On bir aylık: “Evet” der; “ güle güle” diyebilir; iki ya da üç tane anlamlı işaret ve sözcüğü kullanabilir.
  • On iki aylık: “Topu yatağa koy” gibi daha karmaşık istekleri uygulayabilir.
  • On beş aylık: 10-20 tane anlaşılır sözcük söyler, iki sözcüğü bir tümce içinde kullanabilir.
  • On yedi aylık: Duygularının anlaşılmasını sağlayabilir.
  • On sekiz aylık: Konuştuğundan fazlasını anlar; 50 sözcüğe kadar dağarcığı olabilir, bedeninin bazı bölümlerini gösterebilir. 
  • Oyun ve Sosyal Becerilerin Gelisimi :

  • Doğum sonrası: Konuşduğunda anneyi izler; yüzünde belirsiz bir gülümseme olur, korkunca tepki verir.
  • Bir aylık: Gerçek gülümsemenin ilk belirtileri yüzünde hissedilir.
  • İki aylık: Yüksek ses ya da baş sallamaya yanıt olarak gülümser.
  • Dört aylık: Ayna da kendine gülümser; tanıdık yüzlere gülümser, gülerek ya da kıpırdanarak heyecanını gösterir; sevindiğini göstermek için sesler çıkarır.
  • Beş aylık: Gülen birine gülümser.
  • Altı aylık: Sevdiği bir oyun ,ya da şarkıya gülümser.
  • Yedi aylık: Utanma yada korku gösterir.
  • On iki aylık: Kendi yaptıklarına ( bir oyuncağı hareket ettirmek gibi ) güler; yabancılardan korkar.
  • On beş aylık: Sevgisini gösterir; isteklerini belirtir
  • Bebegin Göbek Baginin Temizlenmesi :

     
     

    Göbek bağı, genelde doğumdan sonraki ikinci hafta içinde düşer. Hastaneden ayrılmadan önce size göbek bağına pansuman yapmanız için bir sıvı verilecektir. Göbek bağının kuru kalması, düşmesini çabuklaştıracaktır. Bu nedenle düşene kadar bebeğinizi küvette yıkamaya başlamamanız ya da bu bölgeyi ıslatmamanız, göbek bağının daha kolay düşmesini sağlar. Göbek bağının havayla temas etmesi de daha çabuk iyileşmesini sağlayacağı için bu bölgeyi bebek bezi ya da naylon külot ile kapatmamaya çalışın. Göbek bağının çevresinde iltihap sızıntısı ya da kanama olursa veya kızarıp şişerse, enfeksiyon belirtisi olabileceği için doktorunuza danışmalısınız.

    Göbek bağı düştükten sonra bu bölgeyi her gün kaynamış ılık su ve pamukla silip iyice kurulamalısınız.

    Doğum Sonrası Vücut Şekillendirme

    Doğum Sonrası Vücut Şekillendirme

    Doğum yaparak dünyanın en güzel duygusunu yaşadınız. Şimdi çocuğunuzla tanışma, kaynaşma ve onun dünya ile uyum dönemi başladı. Bu keyifli dönemin ilerleyen günlerinde vücudunuza da özen göstermeye başlamanız gerekecek. Doğumun vücudunuzda oluşturduğu travmatik değişiklikleri azaltmanın yollarını şu şekilde sıralayabiliriz;

    Zamanlama

    Sizleri doğumdan en erken 6 ay sonra değerlendirmek istiyoruz. Bu dönem süresince deriniz doğal ve kalıcı halini alacak. Tüm hastalarımızın bebeklerini emzirmelerini destekliyoruz. En az 6 ay süreyle anne sütü alımı çocuğunuzun var olmadan gelen doğal hakkıdır. Süt vermeyi kestiğiniz tarihten en erken 3 ay sonra değerlendirilebilirsiniz.

    Sık Karşılaşılan Problemler

    Aşırı kilo alımı en sık karşılaştığımız sorun. Özellikle karın bölgesinde kilo fazlası ile karşılaşıyoruz. Bazen kilo alımına deride sarkma ve deri çatlakları eklenebiliyor. Göğüs deformiteleri ise çoğunlukla genetik özelliklerinizle ilişkilidir. Göğüslerinizin doğum öncesi küçük ya da büyük olmasından bağımsız olarak sarkma problemleriyle karşılaşabilirsiniz.

    İdeal Hasta

    Doğum öncesi ve sonrası tüm özeninize rağmen doğumun vucüdunuzda oluşturduğu değişiklik kalıcı olabilir. İdeal hastada optimum sonuçları elde etmek çok daha kolaydır.Çükü, İdeal hasta doğum öncesi formuna dikkat etmiştir. Doğum öncesi egzersizlerini yapmış, aşırı kilo almamış, deri kalitesini uygun kremlerle yükseltmiştir. Doğum sonrası bize ulaştığında standart kilosunun 2-3 kilo altına ulaşmıştır ve sigara içmez.

    Önce Sağlık

    Doğum sonrası vücudunuzda oluşan deformitelerin onarımında ilk hedef var olan çocuğun ve daha sonraki doğabilecek çocukların haklarını korumaktır. Örneğin 1. doğum sonrası karın bölgesinde deri sarkması ileri olan hastaya karın germe (abdominoplasti) ameliyatı planlanıyorsa ameliyat süresince ikinci doğumun rahat geçmesi için gerekli önlemler alınır. Menopoz dönemindeki hastaya uygulanan cerrahi teknikle, doğurganlık dönemini yaşıyan hastaya uygulanan cerrahi teknik arasında oldukça fark vardır. Aynı şekilde göğüs deformitesi onarımında öncelik hastanın, süt kanallarının korunması ve ileriki yıllarda doğacak çocuğun anne sütü ihtiyacıdır.

    Liposuction

    Kalıcı hale gelen kilo fazlanız kadınsı vucut silüetini bozuyorsa liposuction yöntemi ile var olan kilonuz çok değişmeden şekillendirilebilir. Liposuction, kilo verme yöntemi değildir. İdeal hasta minimum 2-3 kilo vererek bize ulaşır. Hastanın derisi çok gergin değilse ameliyat sonrası aktif hayata çok hızlı döner.

    Göğüs estetiği

    Hasta estetik ve plastik cerrahi ekibine hangi istekle gelirse gelsin yapılacak ameliyat türünün seçimine muayene sonrasında karar verilir. Meme küçültme ameliyatları, kesinlikle sağlık için yapılan ameliyatlardır. Çok iri göğüslerin hijyen sorunu vardır, bazen yanıklar bile oluşur. Hatta göze batmamak için kambur yürünür ve sırt ağrıları oluşur. Ameliyatta genç hastanın süt kanalları ve duyusu mutlaka korunmalıdır. Teknik ne seçilirse seçilsin mutlaka ‘T’ şeklinde izler oluşur. Meme dikleştirme ameliyatları estetik amaçlı ameliyatlardır. Meme başının alt ucundan başlayan ve aşağı doğru uzanan dik çizgi şeklinde kalıcı iz muhakkak oluşur. Meme büyültme ameliyatları ise estetik ve plastik cerrahinin mucize özelliği taşıyan belki de tek ameliyat türüdür. Hastanın ciddi iz sorunu olmaz ve sonuç dramatiktir. Meme büyültmenin tek sağlıklı yöntemi slikon protez kullanımıdır. Alternatif yöntemlere başvurmak sağlığınızı riske aymak olur ve hastada muhakkak kalıcı hasarla sonuçlanır. Protez ile büyültülen meme hem görüntü hem de fonksiyon açısından normale yakındır. Hastanın eşi silikon varlığını hissetmez. Hastada duyu kaybı olmaz ve süt verme yetisi etkilenmez. Protez mamografi gibi sağlık taramalarına engel oluşturmaz. Meme küçültme ameliyatı olan hastanın aktif hayata dönmesi on günü bulurken, uygun protez hastası 2. gün aktif sosyal hayata dönebilir.

    Karın germe ( Abdominoplasti)

    Doğum sonrası karın bölgesi deformitelerini ya liposuction (yağ emilimi) yada karın germe ameliyatı ile çözülür.Karın germe ameliyatı sizi radikal çözüme ulaştırır. Sonuç oldukça tatminkardır. Ancak ameliyat sonrası ciddi yatak istirahati vardır. Sigara içimi kesin yasaklanır. Ameliyat izi bikini çizgisinin altındadır ve sezeryan izinden uzundur.

    Doğum sonrası yapılan vücut şekillendirme (body shaping) ameliyatları genellikle hayat standardını yükseltmeyi amaçlar.

    Çiçek’ten muhalefet liderlerine sert eleştiri

    444920100614110828150

    Başbakan Yardımcısı Çiçek, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Anayasa değişiklik paketinin, ”uzlaşmadan hazırlandığı” yönündeki iddiaların doğru olmadığını söyledi, genel afın tartışılmasını eleştirdi.

    Devamı Arka sayfada…

    Eyvah!!! Çocuğum hiçbir şey yemiyor

    Anneleri en çok üzen ve telaşlandıran konulardan bir tanesi çocuklarının yemek yememesidir. “Çocuğumu doyuramıyorum, aç kalıyor” düşüncesiyle ne yapacaklarını şaşıran anneler, doğru sandıkları birçok yanlış yaparak yemek yemeyi, ya çocukları için işkence haline getirirler ya da kendileri için büyük bir tehdit unsuru oluştururlar. Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Ayça Ilıca, çocuklarda iştahı etkileyen en büyük etkenlerden birinin öğün aralarında abur-cuburla karnını doyurmaları olduğunu belirtiyor.

    Abur-cuburla doygunluk hissi hisseden çocuk ana öğünlerde yemek yemeyi reddedecektir. Oyalamak için ana yemek öncesi çocuğunuzun eline tutuşturduğunuz bir gofret veya bir dilim kek onu tıkayacak ve sofrada yiyecekleri reddetmesine neden olacaktır. Bu tip durumlarda çocuğun sofra düzenine alışık olması çok önemlidir. Çocuğunuz bir yaşına geldiğinde artık aile sofranıza oturur hale gelmeli ve yemek zamanının aile ile bir araya gelinen, herkesin yemek yediği eğlenceli bir vakit olduğunu öğrenmelidir.

    Bunun yanı sıra çocuğunuz gereksinimlerini karşılayacak küçük ara kahvaltılar ya da meyveler, kahvaltı ile öğle yemeği arasında, öğle yemeği ile akşam yemeği arasında verilebilir ancak bu ara öğünler iştahı kapatacak miktarda ve ana öğün saatine çok yakın olmamalıdır. Ayrıca yemek tabaklarının çocuğunuzun ilgisini çekecek tarzda renkli ve eğlenceli olması, tabağına yiyebileceği kadar yemek konması çocuğunuzun çok daha istekli yemek yemesini sağlayacaktır.

    Bunların dışında çocuğunuzla beraber alışveriş yapmanız, sofra hazırlanırken yardım istemeniz hatta onun da yemek hazırlanmasında katkıda bunmasına fırsat tanımanız çocuğunuzun yemek yeme isteğini artırıcı yönde olumlu etkiler oluşturacaktır. Yemek öncesi çocuğunuzun hem temizlik hem de kendisini daha zinde hissetmesi için elini yüzünü yıkaması faydalı olacaktır. Çocuğunuz çok yorgun ve uykusuzsa yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın.

    Eğer çocuğunuz yemek yemeği reddediyorsa bunu birçok nedeni olabilir. Bunlardan bir tanesi genellikle çocuğun dikkatleri üzerine çekerek herkesin kendisiyle ilgilenmesini sağlama çabasıdır. Böyle bir durum içerisindeyseniz yemek yemeyi reddeden çocuğunuza, tabağındakileri bitirmesi konusunda ısrarlı ve tepkili davranmak yerine, ‘peki’ diyerek, onunla ilgilenmemeli, bu konudan ne kadar endişe duyduğunuzu ona hissettirmemelisiniz. Aksi takdirde çocuğunuz bunu bir koz olarak görecek ve yapılmasını istediği bir şeyi yaptırmak için sizin endişe duyduğunuzu fark ettiği yemeyi reddetme yoluna gidecektir.

    Çocuğunuzun yemek yemeyi istemediğinde tabağındakilerin hepsini bitirmek zorunda olmadığını, açlık hissetmiyorsa daha sonra da yiyebileceğini söyleyip, tabağını yarım saatten fazla önünde tutmamalısınız.

    Ancak bu tavrınızda tutarlı olmalısınız. Tabaktakileri bitirmesi için ödüller koymak ya da baskıcı, ters tavırlar içerisine girmek, zorlamak, kandırmak çocuk üzerinde yemek ve yemek zamanı ile ilgili kötü çağrışımlara yol açabilir; hatta ilerleyen zamanlarda daha da büyük sorunlara neden olabilir.

    Çocuğunuzun yemeyi reddetmesindeki diğer en önemli etmen ise aynı biz yetişkinlerde olduğu gibi iştahsız olmasıdır. Özellikle hasta ve ateşi yükselmişse, diş çıkartıyorsa, yorgun ya da uykusuzsa, alışmış olduğu düzen değişmişse çocuğun iştahında azalma gözlenebilir. Bu dönemde de telaşlanmadan hacmi küçük ama içeriği çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılayacak, normalde de yemekten hoşlandığı yiyecekleri görsel açıdan da ona hitap edecek eğlenceli tabak süslemesiyle yine ısrarcı olmadan yemesini sağlayabilirsiniz.

    Tüm bunlara rağmen çocuğuz da kilo kaybı gözlemliyorsanız, yemek yemeyi şiddetle reddediyor ve yediklerini çıkartıyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.

    Zeka Gelişimi için Omega-3 çok önemli ! Peki en bol ve en ucuz hangi balıkta var?

    Beyin yapısının büyük kısmının yağ dokusundan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Küçüködük, çocuk beslenmesinde yağ içerikli gıdaların büyük önem arz ettiğini kaydetti.

    Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin sinir hücrelerinin (nöron) büyüme ve gelişmesinde son derece önemli rol üstlendiğini bildiren Prof. Dr. Küçüködük, Omega-3 yağ asitlerinin, soğuk su balıklarında bol miktarda bulunduğunu ifade etti.

    Balığın sağlıklı beslenmede vazgeçilmez bir gıda maddesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Küçüködük, özellikle çocuklara genel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi için de balık yedirilmesi gerektiğini vurguladı.

    Çocuklara 7. aydan itibaren balık yedirilmesini öneren Prof. Dr. Küçüködük, şunları kaydetti: “Çocukların normal gelişiminin yanı sıra beyin gelişimleri için de haftada iki gün mutlaka balık tüketmeleri gerekir. Özellikle somon, uskumru, ton balığı, sardalya gibi balıklar Omega-3 yönünden oldukça zengin balıklardır. Omega-3 yağ asitlerinden DHA insan beynindeki hücrelerin yenilenmesine katkıda bulunur. Balık türüne göre Omega-3 miktarı farklılık gösterebilir. Genellikle ızgarası yapılan balıklar, Omega-3 yönünden zengin balıklar. Ülkemizde en çok tüketilen balıklardan olan hamsi de Omega-3 ihtiyacını karşılayacak düzeyde.”

    HAMİLELİKTE BALIK TÜKETMELİ

    Beyin gelişiminin anne karnında başladığını ifade eden Prof. Dr. Küçüködük, anne karnındaki bebeğin gelişimi ve anne sağlığı için gebelerin de mutlaka balık tüketmeleri gerektiğini söyledi.

    Gebelikte özellikle son 3 ayda anneden bebeğe önemli ölçüde Omega-3 yağ asitleri aktarıldığını bildiren Prof. Dr. Küçüködük, gebelerin bu dönemde bol miktarda balık tüketmesinin yararlı olacağını belirtti.

    Prof. Dr. Küçüködük, bol balık yiyen gebelerde erken doğum, düşük ağırlıklı bebek doğurma riskinin de az olduğunu kaydetti.

    Bebekler için ciddi tehdit: RSV

    Türk Neonatoloji Derneği, konusunda yapılan araştırmaların uluslararası düzeyde isimlerinin konuşmacı olarak katıldığı “Yüksek Riskli Yenidoğanlar ve Respiratuar Sinsisyal Virüs Enfeksiyonları” konulu ve İstanbul’da düzenlenen toplantı ile mevsimsel bir tehlike olan bu RSV yani Respiratuar Sinsisyal Virüs ile ilgili önlemleri ve tedavi yöntemlerini gündeme taşıdı.

    BEBEKLERİNİZİ RSV’DEN KORUYUN

    Dünya Perinatal Tıp Derneği Başkanı, Ispanya Neonatal Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Xavier Carbonell - Estrany ve Prof. Dr. Murat Yurdakök’ün oturum başkanlığını üstlendiği toplantıda, konunun uzmanı hekimler, özellikle risk grubuna giren bebeklerin ebeveynlerini bu virüsü tanımaları ve önlem almaları konusunda uyardı.

    RSV NEDİR ?

    Respiratuar Sinsiyal Virüs (RSV), çocuklarda ve yetişkinlerde solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bir virüstür. Virüsün her yerde olabilme doğası nedeniyle, 1 yaşına kadar çocukların yüzde 50’si ve 2 yaşına kadar ise hemen hemen tümü bu virüsle tanışır. RSV, bebeklerde ve çocuklarda, burun tıkanıklığı, nezle, boğaz ağrısı ve ateş gibi soğuk algınlığı belirtileri ile ortaya çıkan ve bazen de orta kulak iltihabı ile devam eden, üstü solum yolları enfeksiyonu olarak kendini gösterir.

    RSV’ye yakalanan bebeklerin yüzde 20-40’ı hırıltılı solunum güçlüğü semptomları ile bronşit veya zatürreeye varan alt solunum yolları hastalıklarına (LRTI) yakalanırlar. Mevsimsel bir virüs olan RSV, Ekim-Nisan ayları arasında ortaya çıkıp; özellikle prematüre bebeklerde, kronik akciğer hastalığı, konjenital kalp hastalığı ve bağışıklık yetersizliği olanlarda ciddi risklere neden olabilir.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) rakamlarına göre dünyada her yıl yaklaşık 400 bin bebek bu virüs nedeniyle ölmekte ve yine toplam yenidoğanların üçte birinde bu virüs nedeniyle alt solunum yolu enfeksiyonlarından biri oluşmaktadır. Virüsün bulaşma yöntemi insanlarla temastır. Kalabalık insan gruplarının bulunduğu yerlerde virüsü kapmak, Ekim-Nisan ayları arasında çok kolaydır. Virüs özellikle hastane ortamlarında daha da çabuk yayılır.

    Risk Altındaki Çocuklar :

    * Prematüre bebekler: Savunma sistemleri zamanında doğan bebeklere göre daha zayıf olan prematüre bebekler.

    * Kronik akciğer hastalığı (Bronkopulmoner displazi) bulunan bebekler.

    * Doğuştan (konjenital) kalp hastalığı bulunan çocuklar.

    Alınabilecek Önlemler :

    * Bebeğe dokunmadan ellerin yıkanması ve hijyene dikkat etmek.

    * Bebeğin sigara içilen ortamlarda bulunmasına izin vermemek.

    * Virüs, kullanılmış mendillerde saatlerce hayatta kalabileceğinden kullanılmış mendilleri ortadan kaldırmak.

    * Bebeği kalabalık yerlere götürmemek (toplu taşıma araçları, eğlence merkezleri, kreş, okul vb)

    * Solunum yolları enfeksiyonu şüphesi veya ateşi olan kişilerin/çocukların bebeğe temasını engellemek,

    * Diğer küçük çocukları bebekten uzak tutmak, evdeki diğer çocuk ve bebekler için ayrı odalar hazırlamak.

    * Bebeğin oyuncaklarını ve kullandığı malzemeleri sık sık yıkamak.

    * Bebeği öpmekten kaçınmak.

    * Koruyucu aşı ile ilgili doktordan bilgi almak.

    Bebeğinizin sağlıklı dişlere sahip olması için

    Çocuğunuzun ömür boyu sağlıklı bir gülüşe sahip olması sizin elinizde

    Çocukların doğru ağız ve diş bakımı alışkanlığı edinmesi büyük ölçüde ebeveynlere bağlıdır. Çocuklarınızı erken yaşta diş hekimine götürmeye başlayarak çocuğunuzun ömür boyu sağlıklı bir gülüşe sahip olmasını sağlayabilirsiniz.
    Çocukların küçük yaşlarda anne ve babalarını taklit ettiklerini ve daha sonra bu davranışları alışkanlık haline getirdiklerini unutmayın.

    Dişlenme (diş sürmesi)

    Bebeklerin dişleri anne karnında oluşmaya başlar. Bu nedenle hamilelik sırasında dengeli, kalsiyumu yüksek ve et, süt, yumurta gibi kaliteli protein grubu ile beslenmenin faydası çoktur.

    Bebeklerde, dişler sürmeden önce; her beslenmeden sonra ağzı, dişetlerini ve dili gazlı bez ya da tülbent yardımıyla temizlemek gerekmektedir.

    Doğal dişlenme yaş aralığı yaklaşık olarak +/- 1 yaş

    Üst Dişler Sürme Düşme
    Santral Kesici 8- 12 ay 6 -7 yıl
    Lateral Kesici 9- 13 ay 7 -8 yıl
    Kanin (Köpek dişi) 18- 22 ay 10- 12 yıl
    Birinci Azı 13- 19 ay 9- 11 yıl
    İkinci Azı 25- 33 ay 10- 12 yıl
    Alt Dişler Sürme Düşme
    Santral Kesici 6- 10 ay 6 -7 yıl
    Lateral Kesici 10- 16 ay 7 -8 yıl
    Kanin (Köpek dişi) 17- 23 ay 9- 12 yıl
    Birinci Azı 14- 18 ay 9- 11 yıl
    İkinci Azı 23- 31 ay 10- 12 yıl

    Bebeğinizin ilk dişleri henüz 6 aylıkken çıkmaya başlar ve en geç 14 aylık olduğu zaman ilk dişlerinin çıkmış olması gerekir. İlk kalıcı dişler ise 6 yaşında sürmeye başlarlar. Süt dişlerinin sürmesi normal ve doğal bir durum olduğundan aşağıdaki belirtilerin görülmesi beklenir:

    * Tükürük salgısında artma
    * Ellerin ve parmakların ağza sokulması
    * Huzursuzluk

    Ayrıca bu dönemde, bulantı, ateş veya ishal gibi sistemik bazı bozukluklar da görülebilir. Bu bir tesadüf olarak değerlendirilmemelidir. çünkü diş sürme zamanında çocuklar etraflarında ne bulurlarsa ağızlarına götürürler ve bu şikayetlerin çoğu bakteriyel enfeksiyon sonucu oluşur. Bu nedenle özel üretilmiş temiz diş kaşıyıcıları çocukların yanında mutlaka bulunmalıdır.

    “Süt dişi nasılsa düşecek, fırçalamaya ve tedavi ettirmeye gerek yok.” demeyin !

    özelikle yeni neslin dişlerini korumak biz dişhekimleri için çok önemli. Süt dişleri tabi ki düşecekler ama bu dişlerin de mutlaka fırçalanması gerekiyor. Normal şartlar altında bakteriler ağzımızda yaşıyorlar. Diş fırçalamayla biz bu bakterilerin sayısını azaltıyoruz. Yemeklerden sonra ağzımızda kalan yiyecek artıklarıyla beslenen bakteriler asit oluştururlar ve bu asit dişlerin yumuşamasına neden olarak çürüğün oluşmasını sağlar. Süt dişleri çürüdükleri zaman hemen altından gelen daimi yani kalıcı dişi de etkiler. çürük yapan bakteriler ve çürük bu dişe de geçerek burada da çürük oluşturmaya devam ederler. Böylece kalıcı dişlerdeki ilk hasar da meydana gelmiş olur. Süt dişleri çok önemlidir, kalıcı dişlerin sağlığı süt dişlerinin sağlıklı gelişimine bağlıdır.

    Bunları biliyor muydunuz ?

    • Emzirmek çok önemlidir. Emzirdikten sonra bebeğinizin dişeti ve dişlerinin gazlı bezle silinmesi erken dönem süt dişi çürüklerinin oluşumunu engeller. Süt dişlerinin çıkmaya başlaması ile beraber gazlı bez ya da diş fırçası ile dişler temizlenmelidir. Bebeğiniz 1 yaşına bastığında ilk diş hekimi randevusunu almalısınız.
    • Bebeğinizin ön ve arka dişlerinde oluşabilecek beyaz, kahverengi ve siyah noktaları (çürük belirtileri) kontrol etmeyi unutmayın. Ayrıca çocuğun süt dişlerine ve ilk daimi molar dişlerine fissür örtücü (diş koruyucu) uygulamaları, dişlerin çürüğe karşı korunmaları açısından oldukça önemlidir.
    • Bebeğinizi hiçbir zaman su biberonu dışında bir biberonla uyutmayın. 1 yaşından itibaren bebeğin biberondan su kabına geçmesini sağlayın.
    • Sağlıklı beslenmenin ağız sağlığı ile direkt ilişkisi mevcuttur. çürüğe yatkınlığı etkileyen faktörün şeker miktarı değil, şekerin alınma sıklığı olduğunu unutmayın. çocuğunuzu atıştırma seçenekleri ve sağlıklı beslenme konusunda bilgilendirin. Bebeklerde meyve sularını su katarak sulandırın.
    ADSD (Ağız ve Diş Sağlığı Derneği)
    Türk toplumunun diş sağlığı konusundaki bilincini geliştirmeye yönelik yapılan her türlü çalışmayı ve eğitimi desteklemek ve “koruyucu diş hekimliğini” geliştirerek sağlıklı nesiller yetişmesine katkı sağlamak amacıyla faaliyet gösteren bir dernektir.

    Bebeğinizi emzirirken “Mastit” olmayın!

    Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alp Demirağ, memede enfeksiyon anlamına gelen “mastit”in uygun şekilde tedavisi edilmesi gerektiğini belirtiyor.

    Image

    Mastit nedir?
    Meme dokusunun ciltle birlikte oluşturduğu enfeksiyona mastit denir.

    Mastitin görülme sıklığı nasıldır?
    Meme apsesi en fazla 30 ile 50 yaş arasında çok sık görülüyor. Özellikle, meme enfeksiyonlarına süt veren veya süt vermeyi yeni kesmiş kadınlarda sık rastlanır. Bu enfeksiyonlara genellikle çatlak bir meme başından içeri sızan bakteriler neden olur. Meme hastaları içinde mastit şikayeti olanların oranı yüzde 2–5 arasındadır. Yani sık karşılaştığımız bir konudur. Mastit, genellikle hijyenle ilgili olduğundan sosyoekonomik düzey yükseldikçe görülme oranı azalır.

    Mastitin risk faktörleri nelerdir?
    Mastitin oluşmasında birtakım faktörler vardır. Bunlardan en önemlisi memenin içindeki süt kanallarındaki genişlemedir. Tıp dilinde “duktal ektazi” dediğimiz bu genişleme sonucu kanallar tıkanır ve stafilokok gibi mikroorganizmalarla enfekte olarak meme apsesi meydana gelir.
    Araştırmalara göre bir diğer faktör sigaradır. Sigara içenlerde mastitin görülme oranının daha fazla olduğu tespit edilmiştir.
    Bir başka neden ise hormonal değişikliklerdir. Östrojen, progesteron, prolaktin gibi hormonların azalıp çoğalması mastite eğilimi artırmaktadır.
    Özellikle emziren kadınlarda ise meme çatlaklarının oluşmasıyla içeri sızan bakteriler mastite neden olur.
    Ayrıca bazı vitaminlerin de mastit oluşumuna etkisi olabileceği saptanmıştır.

    Neden oluşur?
    Mastit apsenin yerleşimine göre iki şekilde meydana geliyor. Birincisi memenin başına yakın olan santral meme apsesidir, diğeri ise memenin dış kadranlarında oluşan periferal apsedir. Periferal olan apseler genellikle gebelikten sonra ortaya çıkar.

    Belirtileri nelerdir?
    Mastitin her enfeksiyon gibi evreleri vardır. Kızarıklıkla başlar. Ağrı, o bölgede ateş, bazen yumru da olabilir.

    Tedavisi nasıldır?
    Periferal apse erken evrede yakalanmışsa ve altında sıvı toplanmadıysa antibiyotik tedavisiyle ve beraberinde memeye ılık pansumanla ortalama 2 haftada geçer. Apse olduğunda anneye antibiyotik verilecekse anneye ve bebeğe zararı olmayan antibiyotiklerin verilmesi gerekir. Çünkü antibiyotik süt aracılığıyla bebeğe zarar verebilir. Kişideki apsenin durumuna göre apseyi dışarı boşaltıp tedaviyi yapıyoruz.
    Diğer tür olan santral meme apsesi mastitte ise tanı gibi tedavi de farklıdır. Apseyi boşaltmak, antibiyotik tedavisi yaptıktan sonra bir de araştırma yapmak gerekiyor. Çünkü bu tip mastit tekrar edebiliyor. Ultrason araştırması ile genişleyen kanal varsa o kanalı çıkartıp tekrarlamasını önlemek mümkün olabiliyor.

    Mastitin oluşmaması için neler yapılmalıdır?

    • Bebeğini emziren anneler her emzirmeden sonra memesini beyaz sabunla iyice silmeli ve durulamalıdır.
    • Renkli sabunlar kullanılmamalıdır.
    • Memeyi tahriş eden kumaşlar giyilmemelidir.
    • Memeyi rahatlatacak uygun sutyenler kullanılmalıdır.

    Doğumdan sonra ‘cinsel istek’ 3 ayda geliyor

    Doğum sonrasında, cinsel istekte bir süre azalma olabilir. Bu azalma genel olarak psikolojik kökenlidir. Cinsel istek, 12’ci haftadan sonra eski haline döner. Emzirme döneminizde yükselen süt hormonu, östrojen hormonunu baskılayarak vajende kuruluklara yol açabilir. Bu kuruluğa karşı rahatlatıcı bir önlem olarak gliserin kullanılabilir.

    Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Sorumlusu Prof. Dr. Cihat Ünlü, kadınların doğum sonrası cinsel ilişkiye, kendilerini hazır hissettiklerinde başlamasının hem kendileri hem de eşleri için olumlu sonuçlar doğuracağını söyledi.

    Çiftlerin doğumdan sonra yeniden ilişkiye başlarken, birbirlerine gösterdikleri anlayış ve uyum (özellikle erkeğin) çok önemli. Prof. Dr. Ünlü, doğum sonrası kanama tümüyle kesilmeden önce ilişkide bulunmanın doğru olmadığını belirtiyor. Genel olarak vajinanın iltihaptan koruyucu ortamı, kanama sırasında etkileniyor. Mikroplara karşı koruyuculuğu azalıyor. İlişki için kanamanın bitmesini beklemek gerekiyor. Bu sayede iltihaplı hastalıklardan korunmak mümkün olabiliyor.

    EMZİRİRKEN NASIL KORUNURUM?

    Emzirme döneminde korunma hakkında bilgi veren Prof. Dr. Cihat Ünlü, ister sezaryen, ister normal olsun; doğumlardan sonra vücudun toparlanması için en az bir yıl süre ile yeni bir gebelik önermediklerini söylüyor. Çünkü ancak bir yıl içinde vücut tam olarak kendini toparlayabiliyor.

    Prof. Ünlü, emzirme sırasındaki korunma yolları hakkında şu bilgileri veriyor:

    - Bebeğinizi emzirmeniz, doğumunuz sonrası 3 aya kadar hamilelikten korunmanızı sağlar. Bu süre sonunda da koruyuculuğu azalarak devam eder, çünkü “ovulasyon (yumurtlama)” genellikle üçüncü aydan sonra başlar. Beş ve altıncı aylardan sonra normal periyoduna döner.
    - Spirali doğumdan sonraki ilk adet kanamanızdan sonra takılabilirsiniz. Eşinizin prezervatif kullanması da, doğru şekilde kullanıldığı zaman koruma sağlar.
    - Spiral ve prezervatif yöntemlerini kullanamayan kişilere “üç aylık depo progestinler” yapılabilir. Sütünüze zararı yoktur. Tam olarak 90 gün süreyle korunma sağlar, bu sürenin sonunda tekrar yapılması gerekir.
    - Üçüncü ayınızdan sonra uzun etkili, cilt altı implantlarını (progesteron içeren) kullanmanız da alternatif bir yöntemdir.
    - Klasik doğum kontrol hapları hem östrojen hem de progestinleri içerir. Emzirme döneminizde doğum kontrol hapları kullanmanızı önermiyoruz.
    - Doğumunuz sonrası artık kesinlikle yeni bir çocuk istemiyorsanız ve 35 yaşın üzerindeyseniz “tüplerin bağlaması (ligasyon)” işlemi yaptırabilirsiniz.
    - Tüp ligasyonu işlemi ise, sezaryenle doğumunuz gerçekleşirken, önceden işlem için rızalarınızı alınarak, ameliyatınız sırasında yapılabiliyor. Tüplerin bağlanması durumunda, geriye dönüş yok denecek kadar az olduğu için bebek istememe konusunda kesin kararlı olmalısınız.
    - Diğer doğum kontrol yöntemleri; cervical cap, vajen içi fitil ve kremler, geri çekme yöntemleri (coitus interruptus) ise koruyuculukları daha az olan yöntemlerdir.

    Sütünüzün miktarı için 4 önemli öneri

    Emzirme döneminde kilo vermek için yapılan yanlış diyetler, hamilelik döneminde depoları azalan annenin besin öğeleri açısından iyice yetersiz kalmasına neden olabiliyor. VKV Amerikan Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Bölüm Sorumlusu Dyt. Ayşe KORKMAZ hem emzirme hem de gebelik döneminde beslenmeye çok dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor.

    Bebeğinizin sağlığı için kuşkusuz anne sütü en iyi besindir. Süt veriminizin iyi olması emzirme dönemindeki yeterli ve dengeli beslenmenize bağlıdır. Emzirme sırasında enerji ve besin öğeleri ihtiyacı, gebelikte olduğundan biraz daha fazladır. Bu dönemde annenin protein, kalsiyum, demir ve sıvı ihtiyacı artmaktadır.

    Gebelikte yeterli ve dengeli bir beslenme uygulamışsanız süt üretimi için gerekecek enerji depolarınızdan kullanılır. Böylece süt vererek, gebelikte biriken yağ depolarınız kullanılmış olur ve bu da kilo vermenizi sağlar.

    Emzirirken salgılanan sütün karşılığı olan enerji, protein, mineral ve vitaminleri yeterli olarak almanız gerekir, bu kendi vücudunuzdaki besin depolarınızı dengede tutmak için de gereklidir. Bu nedenle bu dönemde doğru beslenmeniz son derece önemlidir.

    Doğumdan sonra kilo verme endişesini azaltabilmek için hamilelik döneminde “nasıl olsa daha sonra kilo veririm” şeklinde ki düşünce tarzında kaçınılmalıdır. Hamilelik döneminde hedeflenen kilo alımı ayda 1–1,5 kg olacak şekilde olmalıdır. Böylece doğum sonrasında kilo kaybı daha kolay olacaktır. Bu dönemde ilk hedefimiz; bebeğimize en azından ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek olmalıdır. Anne sütünün yeterli miktarda olması hem annenin beslenmesi hem de emzirme sıklığı ile birlikte annenin stresten uzak durmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle özellikle ilk 6 ay kilo kaybına yönelik çok sıkı diyetler yapmamak gerekir. Doğumla birlikte yaklaşık 6–7 kg bebekle birlikte gitmektedir. Daha sonra hedeflenen kilo kaybı ilk 6 ay sonrasına bırakılmalıdır.

    Çünkü yapılan sıkı ve kontrolsüz diyetler hem sütün miktarını hem de sütün kalitesini etkilemektedir. Tabii ki süt kalitesini ve miktarını arttırdığı düşünülen şekerli tatlılar, komposto tarzı besinler sadece anneye fazla kilo olarak geri dönmektedir. İlk 6 aylık dönemde kilo kontrolü için şu önerilere dikkat edilmeli:

    • Günde 2,5–3 litre sıvı ihtiyacınızı sadece su olarak tüketiniz.
    • Canınız çok tatlı istediğinizde sütlü ya da meyveli tatlıları tercih ediniz.
    • Aşırı yağlı besinlerden uzak durunuz.
    • Az miktarlarla ve sık besleneceğiniz bir yeme düzeni oluşturunuz.
    Fakat 6 aydan sonra bebek ek gıdalara başladığı zaman ayda 1–2 kg gibi yavaş kilo kaybı olacak şekilde beslenme programı uygulanabilir ancak bu program kesinlikle bir diyetisyen kontrolünde uygulanmalıdır.

    Özellikle bu dönemde yapılan yanlış diyetler, hamilelik döneminde depoları azalan annenin besin öğeleri açısından iyice yetersiz kalmasına yol açabilir. Emzirme döneminde kalsiyum ihtiyacınız %80 oranında artar ve ihtiyacınız 1000 – 1200’dür. Bu da günde 3–4 su bardağı kadar süt-yoğurta ve peynir ilavesine denktir. Bundan dolayı yeteri kadar kalsiyum almalısınız, bebeğin sütündeki kalsiyum oranının korunması için gereken kalsiyum sizin kemiklerinizden alınır ve bu durum ileriki yıllarda kemiklerinizin sağlığını olumsuz etkiler. Yetersiz kalsiyum alımı nedeniyle aynı zamanda diş çürüklerine de neden olabilir.

    Bu nedenle hamilelik sonrası zaten azalmış olan depoları yeniden doldurmak yerine sıkı ve tek yönlü bir diyet uygularsanız bu ileriki yaşlar için sağlık sorunlarına yol açacaktır. Ayrıca sütünüzün kalitesi ve miktarı da azalacaktır. Beslenme programları bu nedenle bir diyetisyen kontrolünde takip edilmelidir.

    Günde bir saat emzirmek yumurtlamayı önlüyor

    Cinsel ilişkiniz sırasında korunmak için herhangi bir yöntem kullanmazsanız, bir yıl içerisinde yüzde 80–90 ihtimalle hamile kalırsınız. Bu nedenle, eğer bir süre ya da hiç bebek istemiyorsanız, mutlaka etkili bir korunma yöntemi uygulamanız gerekiyor. Acıbadem Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cemile Alçay, “Günde toplam en az 60 dakika süreyle emzirdiğiniz takdirde, yumurtlamanız oluşmaz. Emzirme ile korunmanızın doğumunuzdan ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilinmelisiniz” diyor.

    Dr. Cemile Alçay, doğum kontrol yöntemlerini şöyle sıraladı:

    Doğum kontrol hapı: Doğum kontrol hapları, doğal olarak vücudunuzda bulunan kadınlık hormonlarının ikisini (estrojen ve progesteron) içerir. Doğum kontrol hapları istenmeyen gebelikleri önlüyor. Yumurtalık kistleri, miyom (rahim uru) oluşumlarını, ağrılı adet görmeyi, endometriozisi (rahim içi dokusunun vücudun başka bölgelerinde odaklar oluşturması) azaltma, yumurtalık ve endometrium kanserlerinde azalmayı sağlar.

    Aylık iğne: Aylık iğne, düzenli olarak ayda bir kez, kas içinize enjeksiyonla uygulanır. İçeriğinde doğal kadınlık hormonlarından ikisini (östrojen ve progesteron) barındırır. Yumurtlamanızı ve döllenmenizi engeller. Sadece progesteron içeren 3 aylık enjeksiyonlar bulunmaktadır, emziren anneler kullanabilir.

    Deri altı kapsülleri: Deri altı kapsülleri, kolunuzun iç kısmına yerleştirilen ve kibrit çöpü büyüklüğünde olan silikon çubuklardır. Vücudunuzda doğal olarak bulunan, kadınlık hormonlarından yalnızca birini (progesteron) içerir. Türüne göre üç ya da beş yıl boyunca sizi hamilelikten korur.

    Rahim içi araç: Rahmin içine yerleştirilen küçük, plastik bir araçtır. Bakır ve hormon içeren tipleri vardır. 10 yıla kadar koruma özelliğine sahiptir. Hamile olmadığınızdan emin olduğunuz herhangi bir zamanda uygulayabilirsiniz. Çıkartıldığınızda hemen hamile kalmanız mümkündür.

    Kondom (Prezervatif, kılıf, kaput): Cinsel ilişki sırasında, meni içindeki erkek tohum hücrelerinin (sperm) vajinanıza geçmesini engeller. Doğru kullanıldığında oldukça etkilidir. Her cinsel ilişki için yeni bir kılıf kullanmalısınız. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanızı sağlar ve hiçbir yan etkisi yoktur.

    Kadın kondomu: Kadın kondomu, ince, şeffaf, yumuşak plastikten yapılmış, uçları halka ile gerilmiş kılıf şeklinde bir araçtır. Cinsel ilişki öncesinde, vajinanıza yerleştirmelisiniz. Böylece cinsel ilişki sırasında, meni içindeki spermlerin vajinanıza dökülmesi engellenir. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı korunursunuz.

    Spermisitler (Sperm yok ediciler): Vajinanıza koyarak uygulayabileceğiniz jel, fitil ve köpüren tabletlerden ibarettir. Tabletlerin erimesi için cinsel ilişkiden 10–15 dakika önce vajinanızın derinine uygulamalısınız. Etkisini tam gösterebilmeniz için cinsel ilişkiden sonra da, en az 6 saat vajinanızı hiçbir sebeple yıkamamalısınız. Bu yöntem erkek tohum hücrelerini, vajinanız içinde etkisiz hale getirerek hamileliğinizi önler.

    Kadında tüplerin bağlanması (Tüp ligasyonu): Artık kesinlikle çocuk istemiyorsanız, yumurtalık kanallarınız ameliyatla bağlanabilir. Tüplerinizi bağladığınızda yumurtanız, erkek tohum hücresi (sperm) ile karşılaşmaz. Böylece döllenmeniz engellenir.

    Erkekte kanalların bağlanması (Vazektomi): Erkeklerin tohum (sperm) kanallarının bağlanması yöntemidir. Kanallar bağlandığı için erkek tohum hücreleri (spermler) boşalma sıvısına geçmez. Böylece döllenmeniz engellenir.

    Doğurganlık belirtilerine dayalı yöntemler: Doğurgan olduğunuz yumurtlama döneminizi belirleyerek, bu süre dışında cinsel ilişkide bulunarak korunma yöntemidir. Rahim ağzınızdan gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzınızın sertliğinden ve düzeyindeki değişiklikler, vücut sıcaklığınız gibi unsurları değerlendirerek uygulayabilirsiniz.

    Emzirme ile korunma (Laktasyon amenoresi): Doğumunuz sonrası ilk altı ay boyunca, bebeğinizi sadece anne sütü ile sık aralıklarla, günde toplam en az 60 dakika süreyle emzirerek beslediğiniz takdirde, yumurtlamanız oluşmaz. Emzirme ile korunmanızın doğumunuzdan ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilinmelisiniz.

    Geri çekme (Dışarı boşalma): Cinsel ilişki sırasında boşalma olmadan önce, erkeğin penisini vajinanızdan çıkarması ve dışarı boşalması yöntemidir. Etkililiği tamamen size bağlıdır, her çift başarıyla uygulayamaz.

    Korunma yöntemlerinin tehlikeleri:

    -Korunma yöntemlerini doğru uygularsanız, sizin için hiçbir olumsuz risk teşkil etmeyecektir. Fakat damar tıkanıklığınız, geçirilmiş tromboembolik, iskemik kalp hastalığınız, akut karaciğer hastalığınız, hipertansiyonunuz varsa, yaşınız 35’in üzerinde ve sigara içiyorsanız doğum kontrol hapı sizin için uygun bir yöntem olmayacaktır.
    -Genital enfeksiyonunuz, nedeni bilinmeyen vajinal kanamanız, şiddetli adet sancınız, aneminiz, bakır alerjiniz mevcutsa, korunma yöntemi olarak bakırlı rahim içi araç uygularsanız, ciddi sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
    -Korunma yöntemleri sonrası bebek sahibi olamamaktan korkuyorsanız, cerrahi sterilizasyon yöntemi dışında hiçbir yöntemde, böyle bir riskin olmadığını bilmelisiniz

    Bu öneriler annenin sütünü artırıyor!

    Emzirme döneminde sağladığınız sütteki enerjinin büyük bir kısmı, yediklerinizden karşılanıyor. Aldığınız tüm enerji tam olarak süt enerjisine dönüşmüyor, çünkü vücut dokuları da bir miktar enerjiyi emiyor.

    Sağlıklı bir annenin günde ortalama 700–800 ml süt salgıladığı esas alındığında, emzirme döneminde günlük ortalama ekstradan enerji gereksinimi 750 kaloriyi buluyor. Bu miktarın 500 kalorisi yediklerinizden sağlanırken, 250 kalorisi hamilelikte depoladığınız yağlardan karşılanıyor. Bu da emzirme sırasında aldığınız fazla kiloların, enerjiye daha hızlı dönüşmesine katkıda bulunuyor.

    International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin ve Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, annelere sütlerini artırma konusunda şu önerilerde bulundu:

    - Hızlı kilo vermeyi vadeden diyet ve ilaçları uygulamayın.
    - Sütünüzü arttıran en önemli besin sudur. Günde en az 2,5 – 3 litre su içmelisiniz, çünkü sütün önemli bir kısmı sudur.
    - Kalsiyumdan zengini olan süt, yoğurt ve peyniri düzenli olarak tüketmelisiniz. Her gün 1 adet yumurta veya 1 porsiyon etli sebze veya kurubaklagil yemeği yemeye özen göstermelisiniz.
    - A Vitamininden zengin havuç, yeşil yapraklı sebzeler, kayısı gibi besinleri, beslenme programınızda sık bulundurmalısınız.
    - Vitaminlerin zengin bir kaynağı olan taze sebze ve meyveleri her gün düzenli olarak tüketmelisiniz.
    - Yediğiniz yiyeceklerin besleyici değerini korumak ve özellikle anemiyi (kansızlığı) önlemeniz açısından, yemeklerinizle birlikte çay içmemelisiniz.

    Annelerin değişik dönemlerdeki günlük enerji ve besin öğelerini karşılamak üzere temel besin gruplarından almaları gereken miktarlar:
    Besin Grupları Normal Yaşam (gr) Gebelik İçin Ek(gr) Laktasyon İçin Ek(gr) 1. Et, balık, tavuk, yumurta, kuru baklagiller 140-160 50 50 2. Süt, yoğurt, peynir, çökelek 250-350 250 250 3.Taze sebze ve meyveler 400-600 200 200 4. Tahıllar ekmek, bulgur, pirinç 200-300 - 100 5. Yağ ve tatlılar - - - Yağ 30-35 - 5 Şeker ve Tatlılar 30-50 - 5

    Beslenme programınızda yer alması gereken temel besin grupları ve içerikleri:

    Süt ve süt grubu:

    - Süt
    - Yoğurt
    - Peynir
    - Ayran
    - Et ve et grubu
    - Et
    - Tavuk
    - Balık
    - Yumurta
    - Sakatatlar
    - Kuru baklagiller
    - Ekmek ve ekmek yerine geçen grubu
    - Ekmek
    - Tahıllar (mısır, buğday, çavdar, yulaf )
    - Makarna
    - Pirinç
    - Bulgur
    - Çorbalar
    - Un ve undan yapılmış yiyecekler
    - Sebze ve meyve grubu
    - Tüm sebze ve meyveler bu grup içerisindekiler
    - Yağ grubu
    - Zeytin
    - Yağlı Tohumlar ve yağı (ceviz, fındık, badem, susam v.b)
    - Bitkisel sıvı yağlar ( mısırözü, ayçiçek, soya, pamuk v.b)
    - Margarin
    - Tereyağı
    - Hayvansal yağlar ( iç yağı, kuyruk yağı)

    MEYVELI PRENSES TATLISI

    MALZEMELER (6 kişilik)

    1 adet muz
    2 adet şeftali
    15 adet vişne
    10 yemek kaşığı irmik
    3 yemek kaşığı nişasta
    5 su bardağı süt
    1 su bardağı toz şeker

    HAZIRLANIŞI:

    Şeftalileri soyduktan sonra dilimleyin. Küçük bir tencereye alın, 1 çay bardağı su ve bir çorba kaşığı toz şeker ekleyip 4 dakika kadar pişirin. Çukur bir tencerede mısır nişastası, tozşeker, irmik ve sütü kaynayıncaya kadar karıştırarak pişirin. Kaynadıktan sonra düz bir kalıba dökün, soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra üzerini muz, vişne ve şeftali dilimleri ile süsleyin.

    Anne & Kadın - Ruh Sağlığı

    ImageUzun araların ardından işe ve okula başlamak zordur. Tatil havasını bir türlü atamazsınız üzerinizden. Sabah uykusu, kahvaltılar, deniz, yürüyüşler veya gece hayatı gelir aklınıza. İnsanlar bu dönemde konsantrasyon güçlüğü, atalet hali, sabah yorgun kalkma ile karamsarlık batağına saplanır ve sosyal ilişkilerde bile zorlanmaya başlarlar.

    TATİL SONRASI KADINLAR ZAYIFLAMAK, ERKEKLERSE SİGARAYI BIRAKMAK İSTERLER

    Bireyler normalde yapamadıkları birçok aktiviteyi tatil zamanarında gerçekleştirerek yaşamlarında bir değişim gerçekleştirirler. İşiyle veya okuluyla ilgili bir takım problemler yaşayanlar, bu ortamdan uzaklaştıkları için sorunları kısa süreli de olsa unutuverirler. Ama mutlu geçen uzun tatilden sonra, sıkıldığı aynı mekana geri dönmek işkence haline dönüşecektir. İşini veya okulunu sevmeyenler depresyonu çok daha şiddetli yaşıyorlar.

    Bazı insanlar ise tatilde yakalamış oldukları tempoyu gündelik yaşamlarına aktarabileceklerine inanacak kadar saf yüreklilikle yaklaşırlar konuya. İddialı geri dönüş kararlarıyla işe girişirler. Tatil sonrası kadınların en sık aldığı yeni karar ‘zayıflamak’, erkeklerinse ’sigarayı bırakmak’tır. Birkaç hafta içinde yaşanılan başarısızlıklar, bu iştahlı grubu da atalet grubunun bulunduğu noktaya -depresyonun kucağına- sürükler.

    Bu sosyal ve psikolojik etkenlerin yanı sıra yaz tatili dönüşleri biyolojik ritmimiz açısından da risk altında olduğumuz mevsimsel bir döneme, sonbahara denk gelir. Güneş ışınlarının insanların biyolojik ritmi üzerinde etkin olduğu bilinmektedir. Havaların serinlemeye başlaması ile güneş ışınlarının giderek etkisinin azalması, anksiyete, depresyon gibi ruhsal problemlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Bunun sebebini de şu şekilde açıklayabiliriz: Beynimizde hipofiz bezi melatonin hormonu üretmekle görevlidir. Karanlık ortamlarda bu bez hormon üretimini artırır. Melatonin hormonu insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan, ruh halini dingilleştiren, yani ruhun nefes almasını sağlayan doğal bir sakinleştiricidir. Karanlıkta uykuya dalmamızın daha kolay oluşu bunun bir göstergesidir. Karanlıkta üretimi artan melatoninin vücudumuz üzerindeki en önemli etkisi, canımızın sürekli tatlı yiyecekler istemesi ya da aşırı yeme isteğidir. Kış aylarında belki de kilo almamızın nedenlerinden biri bu olabilir.

    Gözün ağ tabakasından hipofiz bezine iletilen ışık ise melatoninin üretilmesini azaltıyor. Bu olay melatonin miktarını azalttığı için belirtiler başlıyor. Kişi neşelenip, aktifleşiyor. Kış aylarında güneş ışığının azalması, gecelerin uzun, gündüzlerin kısa olması ve doğal olarak melatoninin çok üretilmesi mevsimsel duygulanım bozukluğuna yol açıyor. Güneş ışığının bu ruhsal rahatsızlıktaki önemi, mevsimsel özellikli depresyonun Kuzey İskandinavya ülkelerinde diğer toplumlara göre 3 kat daha sık görülmesiyle de anlaşılabilmektedir. Depresyonun ana belirtileri, iki hafta boyunca hiçbir şeyden zevk alamamak ve isteksizlik, iki hafta boyunca ruhsal çökkünlük hissetmektir.

    Depresyona girdiğimizi gösteren diğer belirtilerse uyku bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları, suçluluk duygusu, iştah değişiklikleri, fiziksel aktivite değişiklikleri (aşırı durgunluk veya gerginlik) olarak sıralanabilir. Sonbahar ve kış aylarında başlayıp ilkbaharda düzelen duygusal rahatsızlıkları “mevsimsel depresyon” olarak tanımlıyoruz. Ancak en azından iki yıl boyunca aynı dönemlerde ortaya çıkması gerekmektedir. Mevsimsel depresyon özellikle gençlerde görülüyor ve iklime bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Mevsimsel depresyonun daha spesifik belirtileri şöyle sıralalanabilir: Halsizlik, aşırı uyku ihtiyacı (günde en az 10 saat) veya normal uykudan iki saat fazla uyuma, karbonhidrat ihtiyacının artması, iki hafta boyunca genel isteksizlik, ilgi kaybı ve ruhsal çökkünlük hissi. İçinizden hiçbir şey yapmak gelmiyorsa, sürekli uyumak istiyorsanız ve her uyandığınızda da eklemleriniz ve kaslarınız ağrı içinde kalıyorsa, kendinizi mutsuz hissediyor ve başınıza sürekli kötü bir olay geleceğinden endişe duyuyorsanız, mevsimsel depresyon yaşıyor olabilirsiniz. Mevsimsel depresyonun etkilediği çocuklar ve gençlerin, özellikle bu dönemlerde evde, okulda uyum sorunları, gençlerin de marjinal gruplara katılma eğilimleri artabilir.

    Mevsimsel depresyonun aslında sırf insanlara özgü bir olay değil, doğadaki tüm canlıların kendilerini yeni mevsime hazırlarken geçirdikleri bir durgunluk dönemi olduğunu bilmek gerek. Her canlının yaşadığı bu fiziksel ve ruhsal değişimi bazı hayvanlar kış uykusuna yatarak sona erdirirler.

    Mevsimsel depresyon dönemini en az zararla atlatmak için öneriler:

    A) İşini veya okulunu sevmeme düzey ileri derecede olan ilk grup için sıkıntı oluşturan olayların üzerine gidilmesi gerekiyor. Depresyonu yenilgi olarak görmemeliler. Hatta yeni oluşan bu durum, kişi için var olan sorunları sorgulama açısından bir fırsat olabilir. İşle ilgili bir probleminiz varsa bunu halletmenin yollarını bulun. Eğer patronunuzla aranızda bir sorun varsa, konuşarak meseleyi halletmeye çalışın. İşinizi sevmiyorsanız ya başka bir iş yapmaya çalışın ya da işinizin güzel yönlerini görüp alışmaya çalışın. Kendinizi yıpratmayın.
    Eğer ev hanımıysanız, arkadaşlarınızla günlük yaşamınızı renklendirecek aktiviteler planlayın. Planladığınız gibi geçmeyen tatiller de depresyon sebebi olabilir. Zamanın boşa geçtiği hissini verir. Bu durumda en yakın hafta sonu tatilini daha güzel planlayın. Tatillerde sadece başkalarının istediği işleri yapmayın. Kendisini rahatlatmayan insanın çevredeki insanlara yararı olmaz.

    Okulla ilgili sorunlar, üzerinde uzun uzadıya durulabilecek konulardır. Özetle, tüm yaş grupları için, geçen yıl nasıl geçmiş olursa olsun, bu yılın yeni bir başlangıç olduğunu vurgulamak esastır. Ebeveyn olarak her zaman onların tarafında olduğunuzu göstermelisiniz. Çocuk, belli konularda zorlanıyor olabilir, arkadaşlarıyla sorunları olabilir, öğrenme zorluğu çekebilir, vb. Önce konuşup derdini anlamak gerekiyor. Çalışma süresi mi az, yoksa süre olması gerekende uzun mu? Yani öğrenme zorluğu mu var, yoksa esas olan isteksizlik midir? Bu gibi soruların yanıtlarını bulmak gerek. Öğretmenle ilişkiye geçmek ve çocukla birlikte onu sıkmadan ödevle uğraşmak çözümün ilk basamağıdır.

    B) Hırslı başlayıp yenilgiyle tanışan ikinci grubun işi daha kolaydır. Tatil dönüşünde, yaşama akılcı kararlarla girme fikrine herkes saygı gösterir ve takdir eder.

    Ancak; sonuçta başarısız olmamak, karamsarlığa kapılmamak ve özgüveninizi yitirmemek için belli bir program yapılmalıdır.

    Öncelikle kararlarınızı uygulamak için baştan öngördüğünüz zamanı belirleyin. Acele etmeyin, bonkör davranın. Sonuçta ulaşmayı beklediğiniz hedefe giden yolu parçalara ayırın. Örneğin egzersiz yapmak istiyorsanız ilk gün maraton koşamazsınız.

    Aklınızdan daima, başarılı olursanız elde etmeyi hayal ettiğiniz şeyleri geçirin. Eğer sigarayı bırakırsanız merdivenleri oflayıp puflamadan çıkacaksınız, zayıflarsanız ne kadar da güzel olacaksınız. En önemli nokta ise kararlarınızın sayısını sınırlı tutmak. Her şeyi bu yıl başarmasanız da olur.

    Kategorik kararlardan kesinlikle kaçınmalısınız. ‘Asla’, ‘her zaman’, ‘kesinlikle’ gibi sözcükler size uzak olsun. Uygulamada aile veya arkadaş desteği de çok önemli. Siz zayıflamak isterken karşınızda dondurma yiyen biri olmamalı. Her başarılan aşamadan sonra kendinize bir ödül de verebilirsiniz: Belli miktarda zayıfladıktan sonra tatile çıkmak, yoğun egzersizden sonra saunaya gitmek gibi. Dikkat edilecek temel nokta başarısızlıklara hazırlıklı olmak. Programdan kaymalar mutlaka olacaktır. Aylarca aynı düzeni sürdüremeyebilirsiniz.

    BİR NEFES YAŞAM ÜFLÜYOR ANNEM

    AH !ŞU GÖNLÜM,SÖZ DİNLEMİYOR!!!
    USLANMIYOR,AĞLIYOR DA AĞLIYOR…
    KULAĞIMA ’YAVRUM’ DİYE FISILDAYAN,
    ANNEMİN SESİ…
    YETER ARTIK !HASRETLİĞİM ,
    ÖZLEMİM CANIMA TAK ETTİ…..
    BU SONSUZ GURBETLİK,HİÇ BİTMİYOR….
    ÖZLEMİM,BİR LAV MİSALİ ,
    BUZULLARI ERİTİYOR…

    BİR YANDA ACIMASIZ HAYAT,
    BİR YANDA GURBETLİK….
    SARSILIRKEN,DURAMAZKEN AYAKTA..
    BİR EL TUTUYOR ,ELLERİMDEN,
    GÖZLERİMİ KALDIRIP BAKIYORUM..
    ELLERİMİ TUTAN ELLER,
    ANNEMİN ELLERİ..
    ÖPÜYORUM,ÖPÜYORUM..ELLERİNİ
    DOYAMIYORUM..
    BİR NEFES YAŞAM ÜFLÜYOR ,
    İFLAH OLMAZ YÜREĞİME…
    YARALARIM ANİDEN İYİLEŞİYOR
    YENİDEN YAŞIYORUM,
    KALBİM TEKRAR ÇARPIYOR..
    ÖZLÜYORUM,ÇOK ÖZLÜYORUM..
    SIRILSIKLAM KAN TER İÇİNDE,
    UYANIYORUM ANSIZIN..
    BAKIYORUM Kİ,ETRAFIMA..
    HUZUR DOLU BİR RÜYADAN UYANMIŞIM..
    RÜYADA BİLE OLSAN ANNEM
    YAŞAM ÜFLEDİN,
    KANAYAN YÜREĞİME..
    HUZUR VERDİN GÖNLÜME..
    SAKIN ÖLME ANNEM,
    SAKIN ÖLME..
    SEVGİNLE SARIP SARMALA,
    KOLLARINI AÇ,
    SANA HER ZAMANKİNDEN ÇOK,
    İHTİYACIM VAR..
    KORU BENİ ANNE…
    ŞEFKATİNLE İYİLEŞTİR
    İYİLEŞTİR BENİ ANNE

    BEBEK İSİMLERİ 2

    EBRU : Kaşe / Hare gibi dalgalı kumaş
    ECE : Reis / Ulu / İlerigelen
    ECEHAN : Yönetici konumundaki ece,kraliçe
    ECEM : Kraliçem, benim sultanım
    EDA : Anlatış yolu ve biçimi / Sevimli olma hali
    EDİBE : Edepli, terbiyeli - Edebiyatla uğraşan, yazar
    EDİS : Benzerlerinden üstün, yüce
    EFSER : Taç
    EFTALYA : Bir dönemin ünlü gayrimüslim ses sanatçısı Denizkızı Eftalya’dan
    EGE : Bir çocuğu koruyan, ondan sorumlu olan - Bir deniz
    EKİM : Ekme, yetiştirme - Yılın onuncu ayı
    EKİN : Buğday / Tahılın ekimden harman dönemine kadarki hali / Kültür
    ELA : Sarıya çalar kestane rengi
    ELÇİN : Deste / Demet / Bir kerede ele alınabilecek kadar az olan nesne
    ELİF : Arap alfabesinin ilk harfi / dost tanıdık / ışık saçan güzel kız
    ELMAS : Billurlaşmış karbondan oluşan sert değerli taş
    ELVAN : Renkli, renk renk / güzel kokuların yayılması
    EMEL : Güçlü istek / Umulan ve beklenen şey
    EMİNE : Güvenilir, inanılır kimse
    ENGİN : Uçsuz bucaksız genişlikte - Denizin karadan uzak geniş bölümü
    ENİSE : Sevimli / Dost / Cana yakın arkadaş
    ERDEN : Bakire - El sürülmemiş yer
    ERGÜL : Erler içinde seçkinleşen, erlerin gülü
    ERTAÇ : Erkeklerin baştacı olmuş güzel
    ESEN : Sağ salim, rahat, mutlu sağlıklı
    ESER : Rüzgarın esmesi/ Ortaya konan yapıt
    ESİN : Rüzgar / İlham /İçe doğan duyguve düşünce
    ESMA : Adlar , isimler
    ESMERAY : Ay güzelliğinde esmerlik
    ESRA : Arapça seri kelimesinden (ardarda sıralanan)’den esra
    EVREN : Var olan şeylerin tümü - Felek, cihan
    EVRİM : Değişim ve gelişmeler dizisi
    EVŞEN : Hafif / Şen olan ev gibi de tanımlanabilir
    EYLEM : Değişiklikdoğuran davranış, iş
    EYLÜL : Yılın 30 gün süren 9. ayı (Güz’ün başlangıcı)
    EYŞAN : Şanlı güzel, güzelliği ile ünlü
    EZGİ : Belli bir kuralla yaratılan, duygu meydana getiren ses dizisi, şarkı, türkü
    EZRA : Sözü, konuşması düzgün